Cafrune
Kimin söylediği söz gerçekten böyle bir çılgın harcamayla dünyanın dört bucağına taşınacak değerde? Herkese aynı anda hitap ediyor? Bob Dylan'a nasıl edebiyat nobeli veriliyor? Camus 60 dile çevrildi. Dylan ise bütün dünyaya pazarlandı, televizyonda klipleri oynadı, herkes anlamadan dinledi. Hatta utanmadan iddia ediyorum; anlasa, dinlemezdi. Açıkçası, edebiyatın da öyle evrensel bir dil olduğuna pek inanmıyorum.
Araştırmacı gazeteci değilim. Oradan buradan duyduklarımı kafama göre yorumlayıp, aradaki boşlukları da bi tarafımdan uydurarak dolduruyorum. Kaynak maynak yok. Buradan okuduklarınızı başka yerde satmaya kalkarsanız düşeceğiniz rezil durumdan sorumlu değilim.
Çok güzel söverim. Beni davetlere, partilere bunun için çağırırlar (ya da bu yüzden çağırmazlar)
"Hadi Turco," derler, "şu şarkıya da bi bok at!"
"Bu şarkı var ya," diye başlarım, "en boktanı bu..."
Yine böyle bir gün, Ledzepline sövüyordum. Bizim bateristle geyik yapıyoruz. Ben sövüyorum, o övüyor, maksat muhabbet, eğleniyoruz. Zaten adamlar rak tarihine kazık kakmışlar. Benim bok atmamla ne olacak?
"All of my love... whole lotta love... aman beybi canım beybi... Sekiz albüm boyunca adam hiçbir şey demiyor."
Davulcunun kız arkadaşı de orada. Belli ki Ledzeplin seviyor. Bel altı vurmaya çalışıyor.
"Peki Bandido ne diyor?"
Pek sevdiği grubu boklayıp tadını kaçırdığım için benden intikam alacak. Benim çaldığım şarkının da boş olduğunu gösterip attığım bokların kendi kafama düşmesini sağlayacak. Kiminle dans ettiğini bilmiyor.
Bandido ne mi diyor? "Kudur" diyor! Bandido deliliğe övgüdür. Düzen, nizam, akil olma ve itaat etme beklenen düzende söylenecek en önemli sözdür. Bunu sadece melodisiyle sözüyle söylemiyorum; nerede çaldığımla söylüyorum. Ben bunu sokaklarda çalıyorum. Hiç kimse beni Led Zeppelin gibi özel uçakla kıtadan kıtaya Bandido çalayım diye taşımıyor. Bandido için sadece önüme bozuk para atıyorlar. Hakkı da budur, fazlasını istemem. Yalnızca Cuma-Cumartesi geceleri konser mekanlarında, eğlence endüstrisi tarafından yeri ve saatleri belirlenmiş şekilde değil, Pazartesi öğlen, bir köşe başında bir anda karşına çıkıp çalıyorum. Çaldığım yer, söylediğim sözün ta kendisi.
Özel uçak nedir ya? Kimin söylediği söz gerçekten böyle bir çılgın harcamayla dünyanın dört bucağına taşınacak değerde? Herkese aynı anda hitap ediyor? Bob Dylan'a nasıl edebiyat nobeli veriliyor? Camus 60 dile çevrildi. Dylan ise bütün dünyaya pazarlandı, televizyonda klipleri oynadı, herkes anlamadan dinledi. Hatta utanmadan iddia ediyorum; anlasa, dinlemezdi. Açıkçası, edebiyatın da öyle evrensel bir dil olduğuna pek inanmıyorum. Camus'yu sırf çevrilip farklı dillerde okunduğu için örnek verdim. Yoksa bir numarası olduğundan değil. "Roman" denilen tür, kültürün bu kadar küreselleşmesine rağmen daha pek çok yerde kimseye bir şey ifade etmiyor. Üçüncü dünya ülkelerinde standart öykünmedir: "Bizim millet okumuyor." Ee, siz okunacak bir şey yazdınız da mı millet okumadı? Sizin dilde bin yıldır hikaye, fıkra anlatılıyor, fal bakılıyor, şarkı yazılıyor, ama sizin millet okumuyor? Başka bir taraftan bakmak gerektiği bariz değil mi? (Bu arada insanına tepeden bakan Üçüncü Dünya entellerinde, durumu kendi ülkesine has zannetmek de standarttır.)
Aslında bu tartışmanın ucu sanat felsefesine çıkar, ama ben hiç orada değilim. Camus'yu herkesin okuması gerektiğini düşünmüyorum. Hatta Kafka'yı kimse okumasa da olur. Elli dile çevrilirse çevrilsin, her dilin entelleri okusun, okuyanlar okumayanlara anlatsın. Ama o dili konuşan insanların çoğunluğunun hayatına bir etkisi yok. Çok da abartmayın.
Müziğe dönelim: Uçakla kıtadan kıtaya taşınan şarkıcının evrensel değerde bir sanatı olduğundan mı, yoksa eğlence endüstrisi tarafından şişirildiği için mi Bogotáda da, İstanbulda da stadyum doldurduğunu tartışmamız bile gerektiğini sanmıyorum. Derdim sadece Ledzeplinle değil, bütün endüstriyle. Hiç kimsenin stadyumlarda çalmaması gerektiğini düşünüyorum. Söyleyenin, dinleyenin gözünün içine bakmadığı yerde müzik gerçek değil.
Bu da konuyu Cafrune'ye getiriyor. Cafrune, Arjantin'li bir ozan. (Tesadüfe bak; onun da lakabı El Turco) Ünü daha çok gençken uluslararası düzeye ulaşmış, sadece Güney Amerika'da değil, Avrupa'da da turnelere çıkmış. Sakalından anlaşılacağı üzere, politik bir arkadaş. Televizyon programlarında, konser salonlarında çalmak tat vermemiş olacak ki, "Arjantin ozanlığının orjinal halini yaşamak, yaşatmak istiyorum," demiş. Dağ, tepe dolaşarak, hasat şenliklerinde, bahar bayramlarında en fazla gitarın sesinin duyurulabileceği kadar kişiye çalınarak oluşmuş bir tür, yüksek sahnelerde, dev ses sistemlerinde, kitle iletişim kanallarında yaşamıyor, yaşatılmıyor; anca turşusu kuruluyor. Cafrune de böyle diyerek eşşekle turneye çıkmış. Köy köy gezerek, her akşam başka bir ahırda çalarak Arjantin'i boydan boya katetmeye karar vermiş.
Arjantin askeri darbe konusunda çok ileri bir ülke. Darbe üstüne darbe! Laf olsun diye değil; gerçekten de darbeyle gelen cuntayı yeni bir darbeyle indirmek gibi fantastik boyutlara taşımışlar olayı. Cafrune'nin eşşekli turnesi de cunta yönetimlerinden birine denk geliyor. Repertuarın yarısı tabii ki yasaklı şarkılar olduğundan konserlerin pek tadı yok. Köylerde, ahırlarda çalmak istemesinin bir sebebi de bu; büyük sahneler, konser salonları kültür-sanat bürokratları tarafından takip altında. Şarkı listesi, çalma süresi, telifi, vergisi hepsi kayda geçiyor. Köylerde, ahırlardaki dinletilerde ise kimin ne dediğini oradakiler dışında duyan, bilen yok. Radarın altında kalıyor. Böyle bir konserde dinleyicinin ısrarla yasaklı olan Orejano'yu istemesi üzerine, "İnsanlarım bunu istiyorsa çalmazlık etmeyeceğim" diyip seslendiriyor. (Orejano, 'sahipsiz' demek) Konserler küçük ama Cafrune biraz büyük olduğundan, orada da muhbir eksik olmuyor. Bu yasaklı şarkılar tekrar tekrar çalınınca; "Bu herif de artık fazla oldu," deniliyor. Bir gece eşşeğiyle yol alırken kamyonla eziyorlar. Kaldırıldığı hastanede ölüyor. Eşşeğe ne olduğunu ise hiçbir gazete yazmamış.
Yüksek sahneler, dev ses sistemleri uzak olsun. Birinin üretici diğerinin tüketici olduğu icracı/dinleyici ayrımı yavaştan yok olsun. Yüz yüze baktığımız, karşıdakinin sesinin de duyulduğu, akan, değişen, "eğlence"den ibaret olmayan bir müzik biçimi arıyoruz. "Turneye özel uçakla değil, eşşekle çıkılır," diyoruz. Cafrune'ye selam, eşşekliğe devam.
Dipnot: TDK ne derse desin, benim kastettiğim eşşeklik iki 'ş' ile yazılır.