Jeotermal belası

ABD’nin Houston şehrinde kurulu bir şirket olan Ignis H2 Energy Inc, gelip Varto’nun 3000 metre derinliklerindeki sulara musallat oldu. Bela böyle bir şey işte; gelir seni bulur.

Jeotermal belası

Temiz ve risksiz olduğu iddia edilen Jeotermal enerji üretimi suyun, toprağın ve insanın -kısaca canlı tabiatın- baş belası gibi ülkenin her yanına yayılıyor. Alaşehir, İncirliova ve benzeri birçok bölgede yaşanan örnekler, bu enerji üretiminin iddia edildiği kadar masum olmadığını; aksine ciddi ve çok boyutlu riskler barındırdığını açıkça gösteriyor. Jeotermal projeler, “yer altı sıcak suyunun kullanımı” olarak masumane bir dille izah edilse de aslında tabiata karşı fütursuz tecavüzlerdir. Kilometrelerce derinliğe inen sondajlarla yüzeye çıkarılan sıcak su, genellikle zehirli kimyasallar içerir. Bu aynı zamanda doğal yer altı sistemine, geri dönüşü mümkün olmayan bir müdahaledir. Yaklaşık üç bin metre derinlikte açılan kuyular, yer altı katmanlarını birbirinden ayıran doğal bariyerleri delip daha önce birbirine karışmayan su ve gaz sistemlerini temas ettirerek ekosistemdeki doğal dengenin zincirleme bozumuna yol açabilir.

En önemlisi de bu müdahalenin sonuçlarının yalnızca yer altıyla sınırlı kalmaması; yüzeye çıkarılan her şeyin kaçınılmaz olarak toprağa, suya ve nihayetinde canlılara temas etmesidir. Özellikle Menderes havzasında sıkça görüldüğü gibi, arsenik ve bor gibi yarı metallerle, hidrojen sülfür gibi ölümcül gazların toprağa ve suya karışmasıyla ciddi çevre felaketlerine yol açmasıdır. Yani, jeotermalcilerin anlattığı gibi bu enerji “temiz ve risksiz” değil.

Jeotermalin birçok kusuru arasında benim için en dayanılmazı kırsal panoramada yol açtığı deformasyondur. Araziye yayılan kuyular, uzayıp giden boru ağları ve bacalardan aralıksız püsküren buhar bulutu... Bunlar yalnızca tabiatı değil, onunla şekillenmiş hayat tarzını da bozar. Meralar bölünür, tarım alanları parçalanır ve kırsal manzara geri döndürülemez biçimde endüstriyel görünüme bürünür.

Meselenin ekolojik yıkım dışında bir de etik ve toplumsal boyutu var. Kırsal bir bölgede yaşayan insanların rızası, sağlığı ve geçim kaynakları hiçe sayılarak yürütülen her faaliyet, teknik olarak ne kadar sofistike olursa olsun özünde bir dayatma ve tahakküm biçimidir. Her gün görüyor, duyuyor ve okuyoruz: Jeotermal sahaların yoğunlaştığı bölgelerde bağlar, bahçeler, ekinler kuruyor; doğal yaşam tarzları çözülen insanlar, doğdukları topraklarda yabancılaşıp sessiz bir sürgünün başladığı göç yollarına düşüyor.

Bela kapıya dayandı

ABD’nin Houston şehrinde kurulu bir şirket olan Ignis H2 Energy Inc, gelip Varto’nun 3000 metre derinliklerindeki sulara musallat oldu. Bela böyle bir şey işte; gelir seni bulur. Bu şirket, Muş’un Varto ilçesinde şimdilik 10 sondaj kuyusu için 5 köyün merasını kapsayan ölçekte maden arama ruhsatını almış. Nasıl almış derseniz; üç yıl önce, sessiz sedasız, duyurmadan, hissettirmeden, her zaman olduğu gibi “usulünce” alıvermiş. Şirket, önümüzdeki aylarda sondaj çalışmalarını başlatacak. Bakalım, jeotermalciler Vartoluların direniş neşesi, hayal gücü ve espri yeteneği karşısında ne kadar dayanabilecekler?