“Buenaventura Durruti’nin askerleriyiz”

“Buenaventura Durruti’nin askerleriyiz”
Durruti, Emilienne Morin ve kızları Colette

Patron tak diye “Barselona’ya gidelim” dedi, şak diye bavulumu hazırladım. Gerçi tam teslim de değilim, serde – ona fazla sökmese de -biraz anarşistlik var. “Yalnız” dedim, “ben oraya kadar gitmişken Durruti, Ascaso ve Ferrer yoldaşlarıma kabristan ziyareti yapmadan dönmem; beni birkaç saat azat edersin”.

Olmaz efendimmiş, bu sıcakta baygınlık geçirirmişim, güneş çarparmış, ölürmüşüm; o böyle saydırdıkça ben inat ettim. Vardığımızın ertesi günü de doğru Montjuic mezarlığına gittim. İnternette aldığım bilgiyle alt kapıdan girip sola rampa yukarı vurdum. Franco geberdikten sonra öldürttüğü anarşistler için ayrı bir bölüm açmışlar. İsimlerin yazılı olduğu sütunlar, anıt, heykel falan. İyi de o kadar büyük bir mezarlık ki, nasıl bulsam.

Bir görevli görmek ümidiyle kan ter içinde yürürken bir elektrikli araba görüp yanaştım. İçinde bir görevli pinekliyordu. Selam verip, “Anarchist section?” diye sordum. Yüzüme bile bakmadan, “Katalan” diye cevap verdi. Ulan Katalanca bilsem İngilizce sorar mıyım; sorduğum da ne, anarşist seksiyon, Türkçesi de aynı.

Herife gıcık oldum, ama köprüyü geçene kadar dayı demek zorundayım. Bu sefer “Durruti” dedim. Der demez herif heyecanla fırladı arabadan, elli metre kadar yürüdük, orada elleriyle şurdan git, sağa bükül falan dedi. Tarifiyle anarşist şehitlerin (Evet, ben öyle diyorum ve tartışmıyorum, kimse zahmet buyurmasın) bölümünü buldum. Çok etkileyici, bizler için tabii. Fakat Durruti nerede? Orada da bir görevli vardı Allahtan.

Hemen ona da yanaşıp selam verdim. Trene bakar gibi baktı. Durruti’yi sordum. O da heyecanla arabasına gitti, bir haritayla döndü. Kalemle gideceğim yolları bir bir çizdi, uzun uzun anlattı İngilizce. Teşekkür edip haritayı uzatınca almadı, “Senindir” dedi.

Uzun arayış yeniden başladı. Sıcak patronun korktuğu kadar vardı. Bir yandan yürüyor, bir yandan düşünüyordum. Bu insanlar anarşist değildi, cana yakın da değillerdi, ama Durruti deyince birden heyecanlanıp yardımsever kesilmişlerdi. “Mustafa Kemal’in askerleriyiz vaziyetleri herhalde” diye düşündüm.

Epey aradıktan sonra yoldaşların yan yana mezarlarını buldum. Deli demesinler diye kimse var mı yok mu etrafı kolaçan edip yumruğumu kaldırdım, şehitleri selamladım. Dönüp epey yürüdükten sonra ilk lokantada buz gibi bir bira içip kendime geldim.