ChatGPT, Serdar Ortaç'a karşı!

Dinleyici kitlesi dediğin kliplerle, reklamlarla aklı alınmış bir güruh. Müzisyen olan sensin. Neyin çalınacağına sen mi karar vereceksin onlar mı? Dinleyiciye rağmen yeni bir şeyler arayıp duracaksın. Müziğin varoluşuna aykırı olan piyasa denilen şeyle her gün mücadele edeceksin. Etmiyorsan da yapay zeka işini elinden aldığında oturup ağlamayacaksın. Bunu sen istedin.

ChatGPT, Serdar Ortaç'a karşı!

Yapay zeka sanat yapıp işimizi elimizden alacakmış. Korkum yok. Benim korktuğum başıma geleli çok oldu zaten. İşimi kendi elime hiç alamadım ki.

Tutulan şarkıları, müzik endüstrisinin daha önce ortaya koyduğu ürünleri, insanların müzik zevklerini inceleyip, harmanlayıp bunlara uyacak yeni sentetik şarkılar oluşturan bir ZEKA! Bu yeni bir şey değil ki. Bunun adı Serdar Ortaç.

Özellikle bu isme gıcık değilim, çok iyi bir örnek olduğu için bunu verdim. Endüstrinin çok uygun bir temsilcisi olduğu için. "Aşık olmadan da aşk şarkısı yazabilirim," dediği için. "Asrın hatasını tuvalette yaptım," dediği için. Her yıl iki tane oynak yaz hiti ve bir hüzünlü sonbahar hitiyle, kliplerinin lansman tarihlerine kadar belirlenmiş bir düzenlilikte albüm çıkardığı, robot gibi tutarlı ve takvimli ürün verdiği için.

Yapay zeka ancak Serdar Ortaç ve Jennifer Lopez dinleyicisini kandırır. Onlara söz yazanların işlerini elinden alır. Hatta Serdar kendi şarkılarını daha ilk çıktığı günden beri chatgptye yazdırmaya başlamıştır bile. Hasta ve yaşlı olmasa kesin yılda üç albüme çıkmıştı.

Benim işim? Benimki çoktan elden gitti bile. Serdar Ortaç, J-Lo falan diyorum ama, rakta, cazda da durum pek farklı değil. Orada da tutan formüller tekrarlanıp duruyor. Avant-gard caz gibi bir tarzda bile; müzik çok farklı, hiçbir yere dayanmıyor gibi görünse de, orada da çıkman gereken sahneler, dirsek teması kurman gereken insanlar, bu işin meraklıları, hitap etmen gereken connoisseurleri ile, başvurabileceğin sanat fonlarıyla, eğitmenlik pozisyonları ve residencelar ile, avant-gard'dan geçinmek isteyen için bir formül belirmeye başlıyor. Müziğin "piyasa"ya bakılmadan, hiçbir "tutturma" kaygısı gütmeden yapıldığı en ufak bir köşe bucak kalmıyor.

Otuz yıl kadar önce Ankara'da pank müzik yapmak isteyen bir grup zibidiydik. Önümüzde kanlı canlı örnek olarak Sokak Köpekleri vardı. Pank adına bildiğimiz hiçbir şeye benzemiyordu. Nev-i şahsına münhasırdı. Biz de öyle devam ettik. Pank denilen şeyi İngiltereden, Amerikadan ithal etmiş olsak da, taklit etmiyorduk. Sadece mizahını, mizacını ve tavrını alıp, tarzını bıraktık. Adını bile hiçbir zaman "u" ile yazmadık. Sokak Köpeklerini de taklit etmiyorduk, herkes kafasına göre takılıyordu. Bir sürü ipe sapa gelmez demo albüm çıktı. Belki beş-on tane konser verildi. Bunlar unutulup gitse yine iyi. Hatta unutulup gitmek bu grupların başına gelebilecek en iyi şey. Yazgıların en kötüsü "Pank tarihi" diye bir şeye geçip daha sonradan gelecek gruplara ve yapay zekaya malzeme olmak. Kendi kuyruğunu yiyen yılana meze olmak.

İstanbul'a taşınınca bambaşka bir şey gördüm. İstanbul ticarete her zaman çok daha odaklı. Şehrin ruhuna işlemiş. Herkes elindekini nasıl paraya, üne, alkışa çevirebileceğini düşünüyor. Hatta elindekini demek bile fazla; daha gitarı eline bile almadan önce; bu gitarı paraya, üne ve ya başka bir faydaya çevirebilir miyim diye düşünüyor. Yirmi beş yıl önce de pank diye mantar gibi biten çoğu grubun, ünlü olan yabancı grupların hangisini taklit ettiği daha müziğini dinlemeden, gruptakilerin tiplerine bakınca belli oluyordu. Eminim yapay zeka bu grupların hepsinden daha iyi pank şarkısı yapabilir.

Endüstri, nakde çevirebileceği hiçbir şeyi atlamıyor. Zaten sürekli kendi geçmişini kurcalayıp ısıtıp ısıtıp sunabileceği şeyleri bulup çıkarıyor. Zaten inanılmaz bir cover sektörü; sadece coverlar yaparak ünlü olan yüzlerce şarkıcı var. Başından beri Anarşiyle flörtleşen Pank da bundan azade değil. Pank bir diziye dekor oldu ve gençler arasında tekrar moda oldu. "Türkiye pank tarihi" diye bir şey ortaya çıktı ve o unutulup gitmiş gruplar youtübün dibinden bulup çıkarıldı. Bizim grup bile 20 yıl sonra hiç görmediği ilgiyi gördü. Zorlu PSM gibi mekanlar bile pank konserleri yapmaya başladı. Derin uykudaki gruplar uyandı, geri toplandı. "Bunu alan varsa, satanın suçu ne?" diyip de bütün suçu dinleyiciye atasım geliyor. Ama sonra silkelenip kendime geliyorum.

"Bu tutar, bunu yapalım," mantığını defalarca her tarz müzisyende gördük. Mantığını bırak, birebir bu cümlenin telaffuz edildiğini defalarca duydum. Bunu aklım hiç almadı. En başından beri, yani müziğin icadından beri diyelim; "bu tutuyor, insanlar bunu istiyor" düşüncesiyle müzik yapılıyor olsa, bugün dünyada yalnızca bir (rakamla: 1) şarkı olurdu. O tuttuğu için herkes onu çalardı. Yeni çıkıp bir ün peşinde koşan sanatçılardan ibaret bir durum da değil bu. Gençliğinde çok yeni bir soluk getirip daha sonra kendi yarattığı tarzın içinde hapsolan da çok var. Rolling Stones 80 yaşında hala sahnede "Satisfaction" söylüyor, söylemezse seyirci bozuluyor. (Stones çok yeni bir soluğa örnek sayılmaz ama 20 yaşından 80ine aynı şarkıyı seslendirmek olabilecek en abartılı vaka olarak anlamlı)

Dinleyici kitlesi dediğin kliplerle, reklamlarla aklı alınmış bir güruh. Müzisyen olan sensin. Neyin çalınacağına sen mi karar vereceksin onlar mı? Dinleyiciye rağmen yeni bir şeyler arayıp duracaksın. Müziğin varoluşuna aykırı olan piyasa denilen şeyle her gün mücadele edeceksin. Etmiyorsan da yapay zeka işini elinden aldığında oturup ağlamayacaksın. Bunu sen istedin.

Yapay zekadan korkmuyorum, korkan yerlerim nasır bağladı. İnsan aklı, dikkat etmeyince o kadar yavanlaşıyor ki, en dandik yapay zekayı yaya bırakır.