İran halklarının geleceğinden umut var mı?

Söz gelimi medyada "İran'da rejimin sonu", Rıza Pehlevi'nin yıldızı yeniden parlıyor", "Hamaney kaçacak ülke arıyor" vb. hamasi başlıkları görünce insan devrimin eli kulağında filan sanabilir. Ancak mesele küresel ve bölgesel aktörlerin kendi çıkarları doğrultusunda yansıtmak istediği gibi değil.

İran halklarının geleceğinden umut var mı?

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki İran aşağı yukarı her iki yılda bir rejime karşı kitlesel protesto gösterileri ile sarsılır ve molla rejimi bu protestoları çoğunlukla zorla bastırarak nadiren de taktik geri çekilmeler ile astırır ya da sönümlendirir. İran'da son yıllarda çok isyan dalgasının ortaya çıkıyor olması herşeyden önce rejimin halkın büyük çoğunluğu gözünde meşruiyetini yitirmiş olduğunu göstermektedir ki sanırım bunun tartışılacak bir yanı da kalmamıştır.

İran'da 28 Aralık 2025'de Tahran'ın Esnaflar Çarşısında başlayan kitlesel protestolar 2026 yılının ilk günlerinde de genişleyerek devam ediyor ve gelen haberlere bakılırsa hem ülkesel, hem bölgesel hem de küresel çapta başka yerlere doğru evriliyor. . Protestoların yayılmasını engellemek için molla rejiminin sertleşmesi, internetin ve haberleşmenin kesilmesi, göstericilere gerçek mermilerle ateş açarak aleni katliamlara girişilmesi, alelacele protestocu idamlarına başvurulması durumun hem rejim açısından hem de muhalefete destek veren kitleler açısından vahim olduğunu gösteriyor. İran'a komşu bir coğrafyada yaşadığımız için gelişmeler İran halklarından sonra en çok bizim gibi komşu halkları doğal olarak ilgilendirmekte. Ancak bizlerin konuya ilgili olmamız doğru zamanlı olarak bilgi akışından olayları takip edebileceğimiz anlamına gelmiyor.  Olaylar başladıktan sonra doğru ve sağlıklı bilgi alabilmek için bayağı bir uğraşmanız gerekecek. çünkü ana akım medyada zaten bırakın objektif haberciliği objektif bir habere bile ulaşmak neredeyse imkansız. Youtube gibi platformlar ise eğer belli bir perspektifiniz ve takip izleğiniz yoksa açık bir çöplüğe dönüşmüş durumda. Post-truth çağında giderek daha da otoriterleşen  muktedirlerin ana akım medyayı bütünüyle ele geçirmesine sosyal medyayı ise çıkarları doğrultusunda manipüle etmesini de hesaba katarsak konuları yakından takip etmeyen sokaktaki sıradan insanların yerel, bölgesel ve küresel ölçekteki yeni gelişmeleri   sağlıklı bir biçimde algılayabilmesi gelişmeleri anlayabilmesi neredeyse imkansızlaşıyor.

Bu uzun girizgahı yapmamın en önemli nedeni sıradan bir meraklı insan olarak  İran'da olan biteni anlamak için sağlıklı bilgiye ulaşmakta yaşadığım zorlukların bilinmesine dikkat çekmek istemem.

Söz gelimi medyada "İran'da rejimin sonu", Rıza Pehlevi'nin yıldızı yeniden parlıyor", "Hamaney kaçacak ülke arıyor"  vb. hamasi başlıkları görünce insan devrimin eli kulağında filan sanabilir. Ancak mesele küresel ve bölgesel aktörlerin kendi çıkarları doğrultusunda yansıtmak istediği gibi değil. Yukarıda da söylediğim gibi rejimin meşruiyet krizi var. Zaten uzun yıllardır İran halkları molla rejimin önüne koyduğu sandığa gitmiyor "temsili sisteme" dayanan İslam Cumhuriyetinin bir figüranı olmayı reddediyor.  İslami Devrim ihracı ve bölgesel güç olmak için "sürdürülmesi gerekli" olan vekalet savaşlarının finanse edilmesi politikalarının sonucu artan askeri harcamaların yükü bir yandan ABD merkezli yaptırım ve ambargoların yükü başka yandan halkları daha da yoksulluğa mahkûm ediyordu. Ülke içinde çalışan emekçi kesimler için hayat pahalılığı bir yandan,  orta sınıfın giderek erimesi öte yandan molla rejimin sosyal ve sınıfsal dayanaklarını giderek daha da örseliyordu. İran'da molla rejimin ideolojik genetiği iktidardan pay alamayan kesimlerin dışlanmasını ya da ortaya çıkan itirazlarının şiddetle bastırılmasını gereksiyordu. Devrim muhafızları ekonomik bir aktör olarak İran ekonomisinin yüzde kırkını kontrol ederken sosyal adalet giderek geniş kitleler aleyhine bozulmaktadır. Son gösterilere gelinceye kadar büyük şehirlerdeki öğrencilerin,  kadınların ya da Kürtlerin ön planda olduğunu görürsünüz.  Oysa bu kez işaret ateşini Tahran çarşı esnafı yaktı ve olay kısa sürede taşra dahil başka şehirlere yayıldı. Bu bile tek başına rejimin ne kadar kırılgan olduğunu ve sosyal patlamanın an meselesi olduğunu göstermeye  yeter. Ancak gelişmelere bakınca yükselen bu isyanın örgütlü ve somut talepleri olan bir hareket olmaktan ziyade tepkisel ve kendiliğinden bir gelişme olduğu görülmektedir. Yanlış anlaşılmasın kendiliğinden hareketleri Marksistler gibi küçümsüyor değilim dahası kendiliğindenliğin doğrudan demokratik örgütlenmelere daha kolay yol açan bir yapısı olduğunu düşünmekteyim. Ancak kendiliğinden toplumsal hareketler kendi devinimi içinde kendi meclislerini, şuralarını yaratamazlarsa ya yenilmeye ya da karizmatik liderler tarafından ihanete uğramaya mahkûm olurlar.

Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim ki; İran'da şu anda olmakta olanın toplumsal bir dönüşüm getirmesi şu an için neredeyse imkansız görünüyor. Bunun nedenlerinin başında hareketin çok dar bazı talepler ile yerel bir protesto olarak başlamış olması ve sonradan başka şehirlere yayılmış olması. Bu şu anlama gelir; muhalif kesimler bu tür bir patlamaya hazırlıksız yakalandılar. Ancak molla rejimi bu tür gösterilere karşı hazırlıklı olduğu gibi aynı zamanda şerbetli de. Rejim "derin" devlet tecrübesi ile böylesi işlerin hakkından nasıl geleceğini gayet iyi bilmekte. Şimdi bunu bir yana koyalım hazırlıklı olan başka kesimlere bakalım... Başta ABD ve İsrail istihbaratı olmak üzere batı bloku da bu olaylara çoktan hazırlıklıydılar. Hatta olayların yayılması ve ivmelenmesi dahası kan dökülmesi için gerekli hazırlıkları yapmışlardı. Daha gösterilerin ilk günlerinden itibaren çatışmaların sertleşmesi, silahlı karakol baskınları, binaların araçların ateşe verilmesi, CIA, ve MOSSAD yetkililerinin medyaya verdikleri söyleşilerde yaptılkları üstü kapalı itirafları da bunların üstüne koyarsak, sahadan gelen keskin nişancı vuruşu ile öldürülen güvenlik görevlilerine dair haberler vb. olayların kitlelerin kendiliğinden öfkesinin sonucundan çok sivil halkın arasına karışmış provokatörlerin eylemleri işinin olduğu düşüncesini uyandırmaktadır. Böyle bir durumda İslami rejimin koruyucu Devrim Muhafızları'nın göstericilere ateş açması ve katliamlar için rejim açısından uygun ortam oluşmaktadır. Konuyu bilmeyenler bunu rejim'in katliamlarını meşrulaştırmak için söylediğimi sanabilirler ancak o kadar basit değil. Devrik İran Şah'ının çapsız oğlu sürgündeki Şah Rıza Pehlevi'nin yeniden proaktif olarak ortaya çıkmasına ve "silahlı baskınları ve sivil halkın rejim tarafından katledilmesini savaşın doğal sonucu" olarak değerlendirmesine, Rıza Pehlevi'nin annesi Farah Pehlevi'nin Paris'teki evinin balkonundan İsrail bayrağı ile poz vermesine bakınca büyük resim aşağı yukarı yerli yerine oturur.

Nedir o büyük resim?

Buna göre; İran'da halklar artık bu rejimle birlikte yaşamak istemiyorlar. Sosyal ve ekonomik olarak bu rejimle durumu sürdürülebilir bulmuyorlar. hem özgürlük hem de refah talep ediyorlar. Ancak bunun ötesinde etnik haklar bakımından talepler de var. Kürtler uzun süredir hareketli, diğer etnik grupların da hareketlendiğine dair bilgiler var. Tam da burada protestocu kitlelerin çeşitliliğine ve kaotikliğine dikkat çekmek gerekiyor. Fiilen bu gösterilere kadar halk arasında hiçbir gücü bulunmayan Rıza Pehlevi'nin birden proaktif olarak ortaya çıkmasına, Amerikan Yahudi lobisi tarafından kendisine Trump ile görüşme ayarlanmaya çalışılması mesele hakkında bayağı fikir verebilir. Diğer bir konu İran'da muhalefet sekülerler, kadın özgürlüğü hareketi, liberal Müslümanlar, Kürtler, Beluciler vb. Farsi ve etnik çeşitli gruplardan oluşuyor ve aralarında herhangi bir eş güdüm olduğuna dair bir bilgi yok. Devrik Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi muhalefetin önüne batıcılık, sekülerlik ve Fars milliyetçiliği argümanlarıyla çıkıyor ki bu hem Fars milliyetçiliğinden muzdarip olan etnik kesimler için kabul edilemez bir durum, İran halklarının kolektif hafızasında devrik Şah'ın döneminde batı yanlısı, yozlaşmış bir polis devleti kurulmuş olduğu bilgisinin olduğunu da kabul edersek öncelikle İsrail kaynaklı olarak oğul Rıza Pehlevi'nin İran muhalefeti için "alternatif lider" olarak parlatılmasının İran'nın olası bir iç savaşa sürüklenmesi için davetiye çıkarılmasından başka bir anlama gelemez. Hele ki İran'ın bölgesel bir güç olmak yerine Suriye gibi iç savaşlarda yorgun düşmüş ve "parçalanmış" bir devlet olarak varolması İsrail'in siyonist politikalarına da Mr. Trump'ın en yeni dünya düzeninin ihtiyaçlarına da son derece uygun.

Sonuç olarak bir takım öngörülerde bulunmak gerekirse bu isyanın doğrudan bir devrime ya da özgürleşmeye yolaçacağını düşünmek için fazlaca iyimser olmak gerekir. Muhlefetin gücü kendi örgütlülüğünden, somutlaşmış taleplerinden kitleleri mobilize eden yaratıcı sloganlarından kaynaklanmıyor muhalefetin tek gücü rejimin yozlaşmasının kitleler tarafından artık alenen görülüyor olması ve İslami devrimci ideolojinin tarihsel olarak misyonunu doldurmuş olmasında. Bu bakımdan rejimin en azından bu haliyle sürüdürülebilir olmadığını ve kitlelerde rejim adına herhangi bir rıza üretemediğini teslim etmek gerekir. Ancak meşru muhalefetin ABD ve İsrail başta olmak üzere "dış güçlerce" desteklenmesi İran halklarında sempati yaratacağını düşünmek bir yana olumsuz etki yaratcağını ve muhalefetin daha da bölünmesine yol açacağını söylemek yanlış bir öngörü olmaz. Zaten muhalefetin bölünmesi ABD ve İsrail ekseni tarafından fazlaca bir sorun teşkil etmez. Venezuela örneğinde gördüğümüz gibi ABD açısından kimle çalıştığının önemi yoktur birlikte çalıştıklarından ne kadar yararlanabildiği önemlidir. Bu bakımdan İran'da rejim değişmese, devrim olmasa bile, insan hakları, toplumsal özgürlükler ve sosyal adalet açısından iyimser gelişmeler olmasa bile rejimin bu haliyle devam edemeyeceği aşikardır. Sıkıntı rejimin kendisinin otoriter ve hiyerarşik yapısından ötürü kendi içinde herangi bir esnekliğe cevaz vermiyor olmasında ve bütün emniyet sübaplarını tıkamış olmasındadır. Ancak hiçbir zaman seçilmiş bir lider olmayan Ali Hamaney'in ilerleyen yaşına, ekonomik çözülüşün, sosyal patlamaların etkilerinin ABD-İsrail koalisyonunun militarist ablukası ile birlikte rejimin çatlamasını hızlandıracağını gelişmekte olan iç savaş süreciyle Hamaney'in bekası arasında İran'lı siyasi elitlerin üç vakte kadar bir tercih yapmak zorunda kalabileceğini öngörüyorum.

Peki ya umut? O her zaman var.