Klinik otorite ve antik çağda iyileşmeyi reddedenler -II- Medeia
Iason’un "uyum sağlatma" amaçlı klinik otoritesine karşı Medeia’nın "anaideia pandemisi" teşhisi. İyileşme vaadiyle sunulan itaati reddeden Medeia, mülkiyeti ve fascis’in asayişini nasıl hükümsüz kıldı? Bu yazı, "hasta bir dünyaya uyum sağlamayı reddetmenin aslında en büyük sağlık olduğu" savını Medeia’nın "sistem dışı" yükselişi üzerinden inceler.
IASON
İlk kez olmuyor, daha önce de gördüm
ne kötülüklere yol açtığını keskin öfkesinin.
Burası ülken olabilir, evinde kalabilirdin
kabul etseydin eğer güçlülerin kararını.
Düşüncesizce söylediklerin yüzünden
sürgün edileceksin.
…
Ama kralın ailesine dair söylediklerinden sonra
sadece sürgünle kurtulduğuna şükretmelisin…
MEDEIA
Tanrıların, benim ve bütün insanlığın
en büyük düşmanı rezil ödlek.
…
Cesaret değil, cüret bile değil,
bu kadar çok zarar verdiğin sevdiklerinin
gözünün içine bakabilmek.
Hayasızlıktır bu, insanlığın en kötü hastalığı.
(Medeia Tragedyası, Euripides, 2. Epeisodion 448 - 470 arasından, Ari Çokona çevirisi, İşKültür Yayınları)
Medeia karakteri günümüzde en çok ilgi gören antik karakterlerde ilk sıralarda yer alabiliyor. Ancak kimi insanlarda bir “evlat katili”, “kötücül kadın” imajı taşısa da kimi insanlarda ise sisteme meydan okuyan bir karaktere bürünebiliyor. Her şeyden önce Medeia’nın, hem ismini verdiği ve hem de baş karakteri olduğu tragedyaya bakmak gerek. Euripides, Iason ve Medeia çifti arasında geçen bir aile kavgasını mı sahneye taşıdı, yoksa fonda bu varken, bir kadının, özellikle de yabancı bir kadının konumunu gösterme çabası ile toplumun kendisine bir ayna mı tuttu?
Bu yazıda topyekün bunlara yanıt aranacak olsa da temel yaklaşım, “mağdur kadın”, “rehabilite edilebilir kadın” rolünü üstlenmeyen Medeia’nın ve sistemin ona “iyileş ve uyum sağla” telkinlerini öne çıkararak günümüzdeki benzerlikleri deşifre etme çabası olacak.
En başta tragedyadan küçük bir alıntı yer alıyor. Tragedyanın, sistem eleştirisi kulvarında en çarpıcı birkaç yerinden biridir. Iason’un davranışlarına ve söylemlerine bakarsak, aslında bugün de özellikle sosyal medyada fazlasıyla yaygınlaşan, psikolog, klinik psikolog tanımlarıyla insanlara yapılan önerilerin bir benzerini rahatlıkla görebiliyoruz.
Söylemlerinden dolayı Iason’u, günümüz psikolog, klinik psikologları ile de eş tutabiliriz. Alıntı dizelerde, sisteme öfke duyan, bir başkaldırı öncesinde yer alan Medeia’ya öğütlerde, daha çok vaatlerde bulunuyor. “Sen de mutlu olabilirdin, burası senin de yurdun olabilirdi” diyerek sistemin öngördüğü bir mutluluğu vaadediyor. Ancak onun da bir bedeli var ki bunu da dillendirmekten geri durmuyor, “senden güçlülere boyun eğseydin”, yani sisteme uyum sağlayarak ve onunla örtüşmeyen yönlerini tedavi ederek (!), iyileştirerek (!), yapabilirdin söylemleri. Tıpkı günümüzde de küçük ya da büyük benzer sorunları yaşayan, sistemin kurallarına tam uyum sağlamayan ya da sağlayamayan bireylere yapıldığı gibi. Eğer günümüzde bir birey, yaşadığı bir haksızlık karşısında öfke duyarsa, psikolog ya da klinik psikologların telkinleri hemen “affet”, “onunla barış”, “kabullen ve huzura er” diyerek sistemle uyum sağlamasını öneriyor. Tıpkı Iason’un Medeia’ya önerdiği gibi. Ancak söz düzeyinde kalan bu öneriler, o kişi tarafından kabul edilmez ise ne olur? Tanılar, ilaç tedavileri vs. gündeme gelir ve kişi “hasta” olarak tanımlanır.
Yazının birinci bölümünde de ifade edildiği gibi, Anaksagoras’ın o sözündekine benzer biçimde, eğer bütün ile uyumlu değilse bir parça, ne kadar sağlıklı olursa olsun, o bütün tarafından “hasta” olarak ilan edilecek ve kendine benzetme çabası ise bir “iyileşme(!)” olarak kişinin önüne reçete edilecektir.
Tıpkı Iason’un yaptığı gibi. Iason “ilk kez olmuyor, daha önce de gördüm” der. Bu tam anlamıyla bir “anamnez” sürecidir. Çünkü Medeia, o anki davranışları değil, ona benzeyen geçmişteki davranışlarıyla da yargılanır ve aykırılığı, sistemin dili ile “hastalığı” kronik bir vaka, bir dosya haline gelir. Böylece tanı konurken, bir “hastalık öyküsü” de sağlanmış olur.
Ancak Medeia, uyum sağlamamış ve bundan dolayı da sürgün yemiştir. Fakat sistem, burada da “sahte” korumacılığını ortaya koyarak, sürgüne gidişini de kolaylaştırma, yardım etme olarak sunmaya devam eder. Sistem onu sürgün ederken dahi, kendini “şifacı” olarak tanımlamaya devam eder. Böylece “anamnez” süreci de belirlenerek hastalık öyküsü tamamlanır, tanı konur ve sistemden uzaklaştırılırken de “epikriz” raporu da hazırlanmış olur. Tıpkı günümüzdeki süreçler gibi.
Iason tam olarak “sistemin adamı” denebilecek bir karakterde ve yapıdadır, sistemin dna’sını taşır, onun kodlarıyla düşünür ve konuşur. Aslında sistem, düzen gibi soyut var oluşlar, Iason’un bedeniyle beden, sesiyle ses olur. Sistemin, kendisine uymayan, itaat etmeyene kestiği reçetenin, gerçekte onun sistem dışına itişinin, sürgün edişinin bir reçetesidir, çaresi ise uyum ve itaatten geçer.
Ancak, Medeia için ok yaydan çıkmıştır ve asla yerine geri dönmez. Bu sözümona ulvi vaadi bile duymazdan gelmenin ötesinde, ödleklikle, korkaklıkla tanımlar. Bu, bütünle uyum sağlayamayan ve bütün tarafından “hasta” ilan edilen o parçanın, bütünün kendi hastalığını ortaya koyarak, “tanı”nın karşısına “karşı-tanı” koyar. Bu ödlekliğin ve korkaklığın tüm insanlığa ait olduğunu dillendirir. Medeia’ya göre artık bu, bir “pandemi”dir, “anaideia pandemisi”dir. Gördüğü ve dillendirdiği ise sistemin ikiyüzlülüğüdür ve bundan da utanmamasıdır. Sistemin kendi yıkıcılığını normalleştiren ve bu yıkımdan dolayı zarar göreni ise “iyileştirme” bahanesi ile açık bir rızaya zorlayan ikiyüzlülüğüdür. Bunun savunusunu da ödleklik, korkaklık olarak tanımlar. Bu yönüyle de aslında Homeros’un İlyada’sında, birinci bölümde Akhilleus’un krala karşı çıkarken suçlamasını kalabalıklara da yöneltmesine benzer. Çünkü orada da Akhilleus, “buyruğundakiler bu kadar aşağılık olmasaydı…” diyerek, iktidarın, sistemin, Medeia’nın ödlek, korkak dediklerinin sırtında yükselişini göstermiş olur.
Medeia’nın bu karşı-tanısı, “anaideia pandemisi” olarak tanımlaması, sistemin kendisine verdiği reçeteyi yırtıp atması ve sisteme uyumluluğun rasyonellik, sağlıklılık olarak tanımlanmasına verdiği bir tanımdır.
Medeia da bilir ki, bu reçeteyi kabul etmiş olsaydı, ondan beklendiği üzere, “mağdur kadın” rolünü üstlenerek, köşesine çekilecek ve içinden başka şeyler geçse de geçmese de sisteme uyumlu ama yıkıma uğramış, talan edilmiş bir hayatı sürdürmeye, belki de onu sevmeye çalışacaktı.
Ancak Medeia bunu hiçbir şekilde kabul etmez. Sistemin kendisine biçtiği tüm rolleri, tüm kostümleri yırtar atar. Artık Medeia sistemin ondan beklediği “mağdur kadın” değildir, “sadık eş” değildir, “anne” rolünde değildir. Böylelikle sistemin tüm teşhisleri boşa düşmüştür. Artık sistem karşıtı da değildir, Medeia artık sistemin ne olduğundan, ona karşıt olma ya da olmama halinden bağımsız olarak kendi başına bir varlık olarak, dedesi Helios’un ejderhalarını çektiği arabası ile göğe yükselir. Artık sistem dışıdır.
Ne sistemin hukuk yapısına, ne ahlak yapısına ne de tanılarına tabidir. O artık, sistemin kurallarının, tanılarının ona ulaşamayacağı bir “istisna hali”dir. Medeia, kurallara karşı çıkan, onları bozan bir karakter değil, tüm bu kuralların onun karşısında hükümsüz kaldığı bir karakterdir.
Tragedya öncesi Medeia hikayesine baktığımızda, Iason ile olan bağında her zaman düşünen, karar veren, çözüm üreten kişi olmuştur. Medeia var olmamış olsaydı, Iason’un kendisine verilen o altın postu getirme görevini yerine getirmesini beklemek fazlasıyla hayalci olurdu. Iason’un bir bakıma var olma gerekçesi olan Medeia, tragedyanın sonunda geçmişini verdiği Iason’un elinden artık geleceğini de almıştır. Kralı ve kızını büyülü peleriniyle ölüme göndererek, tüm mücadelesinin hedefi olan krallığı da hayalini de Iason’un elinden almıştır. Medeia’nın tragedyanın başlarında evliliği tanımlarken kadına biçilen rolleri, evlilikle birlikte bedenlerine bir efendi aldıklarını ve kadına düşen tek şeyin bu efendinin iyi olmasını hayal etmesi olduğunu açık bir biçimde ifade etmiştir. Evliliğin hak temelli bir sözleşme değil, baştan sona bir tahakküm üzerine kurulu oluşunu da göstermiştir. Olası boşanma durumlarında da her ne olmuş olursa olsun doğrudan kadının suçlu ilan edildiğini de ifşa etmiştir. Tıpkı bugün evlenmiş ve boşanmış kadınların (dul) karşılaştıklarını ve toplum tarafından nasıl tanımlandıklarını açıkça ortaya koyabilmiştir.
Kadının da bu evlilikten doğan çocukların da kocanın, yani erkeğin mülkü sayıldığını göstermiş, Korinthos’tan ayrılırken boyun eğmediği bu mülkiyete de saldırmıştır. Öldürülen çocuklar biyolojik olarak Medeia’nın kendi çocukları olsa da aslında onlar sistemin ve Iason’un mülkleridir. Medeia’nın saldırdığı ve öldürdüğü ise bu bağlamda kendi öz çocukları olmaktan çok mülkiyete bir saldırıdır.
Medeia, iyileşme şartı ile kendisine sunulan sahte mutlulukları da, iyileşmenin kendisini de reddederek, iktidarın, sistemin en büyük güçlerinden biri olan “normalleştirme” silahını da elinden çekip almıştır. Bunun da ötesinde hükümsüz kılmıştır.
Medeia, kendisine sunulan, aslında görünüşte sakin ama içi kasırgalardan, depremlerden ibaret "mağduriyet" limanını ve "rehabilite edilebilir kadın" rolünü elinin tersiyle iterek; sistemin tüm meşruiyetini kökten bir imhayla yok eder. Sistemin, kendisi hakkındaki tanısını ters yüz ederek sistemin yüzüne vurur. O, iyileşmeyi reddeden, uzlaşmayan ve "normalin" dışına taşan saf öfkedir.
Tragedya sonunda artık Medeia bir bilinmeyene gider. Korinthos yerine bir başka kent değil, bir başka toplum ya da değil, o artık bir bilinmeyendedir ve hiçbirinin kurallarına tabi değildir. Çünkü artık Medeia için her kent aynı, her yüz aynıdır. Tüm insanlık anaideia pandemisinin esiridir.
Medeia’nın giderken geride bıraktığı ise, dizi yazının birinci bölümünde anılan o “asayiş sopası” fascis’in paramparça kalıntılarıdır. Fascis’in içinde gizlenmiş o baltası artık kesmez, yalanları birbirine bağlayan o sopalar artık yalanları tutmaz. Sistemin de sistemin asayiş sopalarının da kırık dökük parçalarına, yine sistemin kendisinin yıkıp yok ettikleri için kendisinin döktüğü o timsah gözyaşları karışır.
Kullanılan kavramlara ilişkin küçük notlar:
- Anamnez (ἀνάμνησις): Yeniden hatırlama. (Klinik vaka öyküsü; bireyin geçmişinin sistem tarafından bir arıza kaydı olarak dosyalanması)
- Epikriz (ἐπίκρισις): Nihai yargı. Tedavi sürecinin sonunu belirten rapor; sistemin bireyi "paketleyip" dışarı (sürgüne) ittiği o son nokta.
- Anaideia (ἀναίδεια): Utanmazlık, hicap duymama. Medeia’nın Iason’da ve tüm sistemde teşhis ettiği, vicdanın ve ar damarının çatlaması hali.
- Pandemi (πανδημία): Tüm halkı saran salgın. Bu metinde; etik çürümüşlüğün (anaideia) tüm toplumu kuşatan bir normale dönüşmesi.
(İyileşmeyi Reddedenler başlıklı seri, Kallistes Art dergisi Temmuz/2026 sayısında ve Skolia dergisinde daha fazla antik eser alıntısı ile genişletilerek yayımlanacaktır)