Bir şeyler söylendi ama kimseye bir şey olmadı

Siyaset bilimcilerin, analistlerin, yorumcuların her şeyi metaforla anlatıp hiçbir şey söylemeyen terminolojisi beni hasta ediyor.

Bir şeyler söylendi ama kimseye bir şey olmadı

Siyaset bilimcilerden sonra köşe yazarları ile yorumcuların da sıklıkla kullandığı analiz terminolojisi dilimize musallat oldu. Bununla kalsa iyi, düşüncemizi de ele geçiriyor. Çok şey söyleyip hiçbir şey anlatamayan bu tuhaf dil neredeyse moda hızında yayılıyor. Dünyada olup biteni anlatmaya çalışan bu dilin, dünyayı anlaşılmaz kılmakta olağanüstü bir başarı göstermesi herhalde sizin de dikkatinizi çekmiştir.

Televizyonlarda, köşe yazılarında, panellerde dolaşıma giren terminoloji, olguların yerine joker terimler yerleştiriyor. Böylece ne tartışma ilerliyor ne itiraz mümkün oluyor. Çünkü itiraz edilecek bir şey yok. Uzun düzgün cümleler, ciddi yüz ifadeleri ve geriye kimsenin kimseyi anlamadığı ama herkesin başını salladığı bir sessizlik kalıyor.

Bu analistler, yazarlar, yorumcular, dünyanın altından girip üstünden çıkıyor; geçmişini geleceğini, çivisini menteşesini söküyor. Tamam diyorsun, şimdi ülkeler arasında siyasi, askeri her ne sıkıntı varsa çareleriyle açıklanır. Hayır öyle olmuyor. Analiz masası bir anda oyun alanına, sahaya kuruluyor. Oyun kurucuların, oyun bozucuların, aktörlerin, kart dağıtıcıların fink attığı bir jeopolitikte -daha doğrusu bir metafor pazarında- buluyoruz kendimizi.

Bütün bunlara gülüyorum elbette; ama sinirimden gülüyorum. En iyisi, sinir bozucu bu terminolojiyi ciddi ciddi eleştirmek yerine tiye almak.

Analiz var, olan biten yok

Hemen her gün duyabileceğimiz şu türden sözlere bakalım mesela:

“Bu momentte bölgedeki aktörlerin sahayı yeniden konsolide etmeye çalıştığını görüyoruz. İran sokağının tepkisi önemli ama belirleyici değil. Asıl parametre, değişen jeopolitik eksenler ve reel politiğin zorladığı yeni balans ayarlarıyla ortaya çıkar.”

Beni hasta eden analistlerin bu paragrafı İsviçre çakısından farksız. Açılır, kapanır, her krizde işe yarar. İçinde her şey var: aktör, saha, sokak, eksen, reel politik, balans. Bir tek insan yok; ama o da sorun değil. İnsan dediğin nedir ki? Bir detay.

Mesela “aktörler” diyor. Kim bunlar? Bakanlar mı, başbakanlar mı, devlet mi, halk mı, kişi mi, örgüt mü? Hayır; bunların hiçbiri “aktör” kadar kullanışlı değil. Çünkü aktör dediğin anda somut kişi silinir yerini role bırakır. Rol konuşur ama kimse konuşmuş olmaz, rol karar alır ama kimse karar almamıştır. Her şey yapılmıştır ama yapan yoktur.

“Saha yeniden konsolide ediliyor.”
Saha dediği yer neresi? Bir ülke, bir şehir, bir mahalle. Belki bir evin mutfağı, belki yatak odası. Ama hayır bunlar insanla dolu. Ses çıkar. Kırılır dökülür. “Saha” sorunsuz, tertemiz steril bir metafor. Sahada kimler var? Herkes var. Devletler, örgütler, eksenler, fay hatları, İran sokağının tepkisi, hatta zaman zaman kamuoyu. Mesela biri; “burada oyun kurucu belli ama oyun bozucu henüz sahaya inmedi” diyor. Sahaya inince ne yapacak? Faul mü yapacak, deprem mi yaratacak, yoksa bir biyolojik süreç mi başlatacak, tam bilinmiyor.

Bu dilin bir de havalı tarafı var. Kişi çok şey biliyormuş gibi hissettiriyor. Konuşan da dinleyen de kendini kontrol odasında sanıyor. Ekranlar, haritalar, oklar, birbirini coşkuyla fişekleyen uzmanlar… Ama ahh, o da ne; oklardan biri hedefe ulaştı. Bir afallama, bir sendeleme, bir şeyler oldu ama adı konulmuyor. Saha kaybedildi galiba.

Ama dil hâlâ nazik, temiz ve kravatlı. Sorumluluk almıyor. Kimse “biz yaptık, biz yanıldık” demiyor. “Konjonktür gerektirdi”, “saha değişti” diyor. Saha değiştiğine göre, artık “İran sokağını okumak lazım”. Sokak dediği, içinde çocukların oynadığı, kaldırımlarında insanların yürüdüğü bir sokak değil. Çubukla dokunulan bir ekran, uçak gemilerinin yüzüp geçtiği bir umman. Elimizde kalan bilgi; bu ummanda boğulmayıp geçersen varacağın yer İran.

Bir başkası giriyor söze: “Asıl mesele jeopolitik fay hatları” diyor. Tabii ya! Fay hattı olmadan olur mu? Her krizin mutlaka bir fay hattına bağlanması lazım. Fay hattı yoksa ekseni kaydır.

“Bak gördün mü” diyor grafikleri işaret eden yorumcu; “İran sokağını gören küresel finans merkezleri reel politiği çoktan fiyatladı.” Beklendiği üzere oyunun jokeri reel politik de nihayet indi sahaya. Derken, muhalefet bu hamleyi satın alıyor; ama kim sattı, kaça sattı, taksit var mı? İnsanların öfkesi kredi kartına mı bölündü, belli değil. Ama rahat olun, cümleler biraz toparlanıyor; konsolidasyon, dağınık şeyleri toplu gösterme maharetiyle geliyor.

Hay Allah süremiz yine doldu. Analiz bitti, yorumcu sustu. Ekrana bakıyoruz ve garip bir rahatlama hissi duyuyoruz: Ne güzel anlattı. Evet, gerçekten çok güzel anlattı dünyayı. Ölümsüz. Acısız. İnsansız. Pürüzsüz bir dünya. Ve insan, bu kadar pürüzsüz bir dünyada nedense hep ayağı kayıp düşüyor.