Türkiye’de bilimkurgu ya da ideolojik bir hadım etme -II-
II. Bölüm 2001-2012
Küresel teknoloji köyünde büyüyen gençler için Cyberpunk dönemin ruhunun anahtarını taşıyan temel kavramdır. Akımın önde gelen yazarı ve kuramcılarından Bruce Streling’in yalın tarifi ile cyberpunk, bilimkurgunun sokağa inmiş haliydi (very Street-level and anarchic): “Siberpunk, resmi olarak birbirinden ayrı olan iki dünyanın; yüksek teknoloji (high-tech) dünyası ile modern popun yeraltı dünyasının birbiri üstüne binmesidir. Tabi bu kural dışı kesişimin yarattığı dip dalgasının birçok alanda etkisi oldu. Sanat ve mimari yanında; düşünce dünyasında git gide etkileri artan Jean Baudrillard, Frederiic Jameson, Donna Haraway, Douglas Kellner, S.Zizek, Hâkim Bey gibi isimlerin bilimkurguya ilişkin açılımları yeni kuşak Bilimkurgu okurunun ufkunu açan köşe taşlarını oluşturdu.
Doğu blokunun çöküşü, küreselleşme nesnelliği, tarihin ve ideolojilerin sonu söylemlerinin sonucu olarak komünizm artık bir umacı, tehdit, öcü olmaktan çıkmıştı. Toplumsal çatışma ve huzursuzluğun zemini Sivas katliamı, Sincan’da uygulanan “balans” ayarı ile laikler ile dinciler arasında olduğu söylenen çelişkilere kaydırılmıştı. Bu süreçle birlikte bilimkurgunun ideolojik açıdan kullanıldığı birçok kötü örnek de ortaya çıktı. Örneğin Nevra Buçak’ın Kule adlı disütopik romanı, “Türkiye’nin İran olması” paranoyası üzerine kuruluydu. Ali Nar’ın Uzay Çiftçileri adlı romanı ise “fetih arzusuyla dolu, tarihine, inancına bağlı” insanların uzay maceralarını konu almıştı. Semih Arıcı’nın Uluğbey Ganimid Savaşçılar adlı romanı ise aşırı milliyetçi “dünya Türk olsun” sloganını “evren Türk olsun” şeklinde revize ediyordu. Metal Fırtına ve ona bağlı kitaplar ise Kurtlar Vadisi mantığının post-apokaliptik örnekleri gibiydiler.
90’lı yılların sonundan 2000’li yılların ortalarına dek farklı kamplardan Bilimkurguyu ideolojik amaçlara kurban eden, paranoyayı besleyen bir ötekileştirme yaratan, komplo teorilerinin art arda patladığı, edebi eser sayılamayacak birçok kitap yayınlandı. Bu yayınların tümü halkın gözündeki bilimkurgu ile ilgili yanlış anlamaları, ön yargıları beslemekten, dezenformasyon yaratmaktan başka bir işe yaramadı.
Tüm bu yaşanan sürecin kirletici rüzgârı dışında; bilimkurgunun evrensel değerlerine, sorgulamalarına, yadırgatıcı, yenilikçi tavrına sadık ve ideolojik kutuplaşmaların ötesinde edebiyat niteliği taşıyan bir avuç kitap kaldı. Mehmet Açar’ın Siyah Hatıralar Denizi ve Anarşik Rehavet, Müfit Özdeş 'in Son Tiryaki, Barbaros Devecioğlu’nun Otoyol Kıyısında Yanan Ateşler, Tayfun Pirselimoğlu’nun Şehrin Kuleleri, Cem Akaş’ın Olgunluk Çağı Üçlemesi kitapları gibi. Geri kalanlar ise 2. el kitapçılarda kilo ile satılmaya devam ediyor.
Bilimkurguya en büyük sansür piyasadan gelir
90’lı yıllar Türkiye’de alternatif, alt ve karşı kültürlerin gelişme ve yaşam şansı bulduğu bir dönem; gecikmiş bir Rönesans oldu. Fanzinler dergilere, demo’lar albümlere kısa sürede dönüştü. Şiir, müzik, çağdaş sanat alanlarındaki bu değişimin edebiyat dünyamızdaki en büyük yansıması ise tür edebiyatının çok gecikmişte olsa varlığı oldu. Çok gecikmiş diyorum; çünkü Amerikan edebiyatında bu dallanma ve ona bağlı kökleşme süreci Edgar Allen Poe ile başlamıştır. Poe sayesinde modern öykü kendi içinde bilimkurgu, fantastik, polisiye, alternatif mitoloji gibi yan nehirler ile akmış, beslenmiş, çağıldamıştır.
Alternatif kültürün 90’lardaki atılım döneminde ilk başta, en önde giden bilimkurgu olmuştu demek yanlış olmaz. Özellikle Commodore 64 ve Amiga kuşağının gamer çocukları sinemadan müziğe ve oradan edebiyata bilimkurgu imgesinin ışıltısını büyüttüler. Bu zamanın ruhudur; misal o dönem Virgül dergisi yayın dünyamızda önemli bir açığı kapatma iddiasıyla ortaya çıkan bir dergiydi ve derginin çıkış sayısının dosya başlığının Bilimkurgu olması bile bu duruma net bir örnektir (1997).
Bu süreçte özellikle bilimkurgu serisinin başında Kanada’da, Darko Suvin gibi kıymetli bir ismin hocalığında bilimkurgu doktorası yapmış Bülent Somay’ın olduğu Metis Yayınları’nın dizisinin yeri ve tarihsel rolüne “özel” olarak bakmak gerekir. Bilimkurgu yayıncılık anlamında kazanç getirisi düşük bir alandır ve bu açıdan bilimkurgu basan yayınevlerinin editörlerinin bir sevgi-aşk ilişkisiyle bilimkurgu yayını yaptığından bahsetmek yanlış olmaz. Somay’ın bu aşkın yanında konu üzerine akademik çalışma yapmış uzman biri olarak eğildiğini söylemek de yanlış olmaz. Sonuçta ülke koşullarında çok kısa süre kabul edilecek bir zaman diliminde Metis BK dizisi 35 kitap basmış ve bu konuda Türkiye’deki en kapsamlı ve özenli serisine imza atmıştır. Ta ki 1996 yılında yine aynı yayınevi Bülent Somay editörlüğünde Yüzüklerin Efendisi serisinin yayımına soyunana dek.
Somay’ın yıllar önce bir dergi de okuduğum Strar Wars neden fantezidir, bilimkurgu olamaz minvalindeki yazısı hala aklımdadır ve uzun yıllar Türkiye’de neden bilimkurgunun aşağı edebiyat olmadığının kavgasını vermiş bir yazardır. Ama yine Somay, Yüzüklerin Efendisi serisinin kazandığı büyük başarı sonucu “bilimkurgu satmıyor, o yüzden basmayalım” şeklinde özetlenecek bir tavra girmiş ve ard arda fantastik kurgu kitapları basımına ağırlık vermiştir. Somay’ın, editör olarak bir tercih, bir yön değişikliği yapması yadırganacak durum değildir -ki aynı dönem de Türkiye bilimkurgu baharının bir tür “yalancı bahar” olduğu da açığa çıkmış ve neredeyse her yayınevi hızla fantastik seriler yayınlamaya başlamıştır.
Burada dikkate alınacak durum bir okur, bir bilimkurgu tutkunu olarak Somay’ın geçirdiği değişim olabilir. Çünkü Somay, nasıl geçmişte bilim kurgunun savunmasını yaptıysa yeni milenyum ile birlikte bu sefer de bilimkurgu türünün küresel bir üretim-düşünce-varoluş krizine girdiğinin savunusunu yapmaya başlamıştır. Somay; 2000 yılında Davetsiz Misafir dergisinde yer alan metninde “bilimkurgu sona erdi artık; çünkü Bk’nun ortaya koyabileceği yeni bir şey yok. … Eğer bilimkurgu 20. yy’ın türüyse fantastik de 21. yy’ın türü olacak demek mümkün” tespitlerine yer veriyordu.
Aslında Somay ‘ın süreci çok iyi tespit ettiği ve yayıncılık anlamında “zamanlamasının” mükemmel olduğunu kabul etmek gerek. 1996’da Yüzüklerin Efendisi’nin yayını ile fantezi fırtınasını başlattığında, dünya çapında 80’li yıllarla kitap satış grafiğinin bilimkurgudan fanteziye kaydığının, FRP ve konsol oyunları ile fantastik kurgunun gençlerin gündelik hayata sızdığının, Peter Jackson’ın daha çekim aşamasında efsane olan Yüzüklerin Efendisi filmlerinin yaratacağı etkinin farkındaydı. Ama ben bir Bilimkurgucu olarak, Somay’ın bilimkurgu ile sorunlu bir hale gelmesini kabul edemiyorum (Yıllar sonra bir etkinlikte Bülent abiye bunu bizzat söyledim ve o zaman içinde bu tespiti düzelttiğini yani bir nevi öz eleştirel güncelleme yaptığını kabul etti).
Fantezi fırtınasının ardından, bilimkurgu serileri önce zayıfladı ve ardından zaman içinde neredeyse yok oldu. Sürecin öncülerinden Kavram ve Sarmal yayınları yayın hayatlarına ara verdiler. Metis Yayınları bilimkurgu dizisinin, İletişim Yayınları S. Lem, ve Dost Yayınları K. Vonnegout’un bütün eserlerinin basımına son verdi, 6:45 ise hız kesmek zorunda kaldı. Atılgan, Nostromo gibi bilimkurgu dergilerinin ardından Davetsiz Misafir de yayınına son verdi, Albemuth ise uzun aralıkla çıkmaya başladı; birçok “fan” topluluğu dağıldı. 2005 yılına geldiğimizde, Metis BK dizinin başlangıç kitabının adı acı bir nostalji sözcüğüne dönmüştü: Ve Sonra Hiç Kalmadı …
Ve bastırılmışın geri dönüşü
Türkiye Bilimkurgusuna emek vermiş Metin Demirhan’ın 2007’deki, Zühtü Bayar’ın 2011’deki sessiz kayıplarını yukarıdaki listeye eklersek, ortaya Philip K. Dick’in ölümsüz romanı Karanlığı Taramak’ın sonundaki yas listesi gibi, hüzün kaplı bir sonuç çıkabilir. Ama ben her şeye rağmen kadere razı olmayı sevmeyen, inatçı biri olduğumu ve tanıdığım birçok bilimkurgucunun da böyle kişiler olduklarını iddia edebilirim. Bu yüzden size 21. Yüzyıl başlarında ülkemizde bilimkurgu adına yapılanları özetlemeye çalışacağım. Öncelikle bizzat içinde olduğum süreçten başlayayım.
Albemuth’un 7 sayısını 2006 yılında yayınladıktan sonra, ekip olarak İzmir’de Hayalbaz bünyesinde gerçekleşen “1. İzmir Düş Günleri” etkinliği kapsamında bir bilimkurgu forumu düzenledik. Ki bu forumda üretim anlamında aktif olarak Albemuth’un dört ağır topu son defa yan yana gelmişti (sevgili Gözde Genç, Mustafa Suyolcu, Murat Göç ve ben). Bu panel sonrasında çeşitli toplantı denemelerimiz olsa da (özellikle Murat’ın gayretlerini ve Cahit abinin kapsayıcı tavrını anmalıyım), hepimizin üzerine çöken gündelik hayatın dertlerinden ekip bir bakıma dağılmıştı. Ben ve arkadaşlarım; bilimkurguyu Şebeke / Sürrealist Eylem üzerinden devam eden faaliyetimin doğal bağlaşığı kabul edip, üretmeye-kafa yormaya devam etmeye çalıştık. 2007 yılında organize etmeye çalıştığımız Nükleere Karşı Sanat etkinlikleriyle aynı süreçte Murat Göç’ün “yeni bir Albemuth yapalım enerjisiyle”, aramıza Yasin’i de alarak 3 kişi bir Albemuth özel sayısı yayınladık ve bu son pratik hamlesi oldu Albemuth’un.
Şenol Erdoğan’ın editörü olduğu ve sık sık Bilimkurguya dair konulara yer verme çabasında olan Underground Poetix dergisinin 3. cildinde, güncel-yerli bilimkurgu öykülerini içeren bir dosya hazırladım. Adı konmamış bu minör antolojiyle 8 Türk yazarın, 9 öyküsü toplu olarak yayımlanma şansı buldu. Albemuth‘dan yola çıkmış damarda bu gelişmeler olurken, Davetsiz Misafir ekibi ise sıkça güncellenmeyen bir internet sitesini oluşturdu ve asıl önemli yaşadıkları deneyimlerin güzel bir sonucu olarak bilimkurguya dair önemli bazı metinleri “Başka Bir Dünya Mümkün” başlığı ile yayınladılar.
O dönemde üniversitelerde ardı ardına bilimkurgu ve fantazya grupları kuruldu ve bu başlıklarda birçok etkinlikler düzenlendi. 2000’lerin başıyla birlikte internet kullanımının gündelik yaşamı sarması bu konuda kaynak ve bilgi eksikliğinin kapatılmasını da tetikledi. AltZine, Gölge E-Dergi, Yeryüzü Müzesi, Kayıp Rıhtım, Lull Magazine, Bilimkurgu Kulübü, Xasiork Ölümsüz Öyküler bu dönemde oluşup, belli bir süreç dahilinde aktif oldular. 2011 yılında ise FABİSİAD (fantezi ve bilimkurgu sanatları derneği) kuruluşunu ilan etti.
Türk Bilişim Derneği Bilimkurgu Öykü Yarışması 2001-2012 yılları arasında yapıldı ve derneğin bu alanda haklı ısrarı güzel sonuçlar verdi; yarışma seçkileri kitaplara ve farklı etkinliklerde dönüştü. Yayıncılık anlamındaki çölleşme durumunun tam olarak kırıldığından bahsetmek güç. Ama o yıllarda Ayrıntı Yayınları’nın son 40 yılın bilimkurgu algısında önemli bir kırılma yaratan J.G.Ballard’ın Vahşet Sergisi’ni, Metis’in ise bilimkurgu üzerine önemli ve güncel bir teorik çalışma olan Frederick Jameson’un Ütopya Arzusu kitaplarının basımının altını çizmek gerek. Burada asıl ısrar ve mücadelenin altında imzası olan 6:45 yayınlarının hakkını teslim etmek gerek. Çünkü 6:45 bilimkurgunun tamamen ajandaya kaldırıldığı dönemlerde bile ısrarla P.K. Dick romanları üzerinden bilimkurgu yayıncılığına o dönem de devam ediyordu. İthaki Yayınları ise bilimkurguyu yayın kataloglarının önemli bir parçası haline getirdi.
DJ kökenli producer ve electronic janr içinde cyberpunk kültürün belirgin bir etkisi oldu. İlhan Erşahin özellikle Blade Runner filmini konu olan bazı kompozisyonlar üretti. İstanbul merkezli alternatif rock gurubu D.D.R gerek sosyalist ütopya gerekse de eleştirel distopya temalarını müziklerine taşıdılar (ilk akla gelen örnek Sputnik adlı kayıt). Yayıncılık aleminde bu gelişmeler olurken, bir dönem çok zengin ve verimli bir kaynak olan web üzerinde bilimkurgu faaliyetini canlandırmak için, Serkan Işın’ın Mayıs 2011’de başlattığı siberdada çalışmasından ve onun bilimkurgu ile görsel şiiri birleştirme denemelerinden bahsetmek gerek. Özellikle büyük şehirlerde yükselen Street art/graffiti hareketleri ve bu hareketle dirsek temaslı grafik sanatçılar sık sık bilimkurgu imgesel dünyası ile ilişkiye girmekten çekinmedi (99 KÇ, E-Benzin, Karga, Mecmua, Löpçük Zine, Futuristika, Düzensiz Fanzin vb). Biz de Destruction 2011 sergisiyle birlikte Sürrealist Eylem Gurubunu, Periferi Kolektife dönüştürerek güncel müdahalelere ve cyberpunk sokak refleksine daha yakın bir çizgiye girdik. Ve bunun ilk sonuçları 2011 yılı sonu ve 2012 başlarında PK Dick’in Ubik romanı için yapılan Ubik Project sergi ve etkinliklerinde; sonra da 6 basılı sayı çıkan Siber Gnosis adlı özgür-dergide devam etti. Ki ertesi sene yani 2013 ile birlikte ülke, ütopyanın sahaya indiği ve 84’ün polis devletinin aynı anda yükseldiği bir gerçekliğe girmiş oldu.
Bu araştırma dizimiz Türkiye’de bilimkurgu’nun olamayacağı- şeklinde tezleri ve onun anti-tezlerini ortaya koymaya ve var olan Türk bilimkurgu mirasını görünür kılmaya çalışıyorum. Derli toplu çalışmalar ortaya koymakta, genç enerjiye destek vermekte, yılmamakta, üretmeye-tartışmaya- tartıştırmaya devam etmekte fayda var. Yol uzun elbet; taa ki yıldızlara kadar!
-devam edecek-
Temmuz 2011, Fındıkzade/Haziran 2026, İkiçeşmelik
*
Metis Bilimkurgu Dizisi
Ve Sonra Hiç Kalmadı – Eric Frank Russell
Balıkçıl Gözü – Ursula K. Le Guin
Mevki Uygarlığı – Robert Sheckley
İkiz Yıldız – Robert A. Heinlein
Paslanmaz Çelik Sıçan – Harry Harrison
Rocannon'un Dünyası – Ursula K. Le Guin
Kaybolan Miras – Robert A. Heinlein
İki Dünya Savaşıyor – Poul Anderson
Uzay Tacirleri – Frederik Pohl & C.M. Kornbluth
Son Tiryaki – Müfit Özdeş (Serideki tek yerli eser)
Kızıl Gezegen – Robert A. Heinlein
Yer Açın! Yer Açın! – Harry Harrison
Dünyaya Orman Denir – Ursula K. Le Guin
Ergenlik Ayini – Alexei Panshin
Paslanmaz Çelik Sıçanın İntikamı – Harry Harrison
Otomatik Piyano – Kurt Vonnegut Jr.
Gökteki Göz – Philip K. Dick
En Son Kale – Jack Vance
Mülksüzler – Ursula K. Le Guin
Hukuk Gladyatörü – Frederik Pohl & C.M. Kornbluth
Uzay Elbisemle Yolculuğa Hazırım – Robert A. Heinlein
Vulcan'ın Çekici – Philip K. Dick
Postacı – David Brin
Teşkilat – Cyril M. Kornbluth
Pısırıklar Çağı – Frederik Pohl
Kobaylar Kampı – Thomas M. Disch
Şok Dalgası Süvarisi – John Brunner
Yıldız Gemisi – Brian Aldiss
Yüksek Şatodaki Adam – Philip K. Dick
Bu Ölümsüz – Roger Zelazny
Triton – Samuel R. Delany
Bağışlanmanın Dört Yolu – Ursula K. Le Guin
Alfa Ayının Kabileleri – Philip K. Dick