Bu rejim değişebilir mi?

Kendi adıma gördüğüm gerek Türkiye gibi çok dilli çok kültürlü ve kalabalık bir ülkenin salt dışarıdan ve yukarıda manipülasyon ile uzun vadede yönetilebilir olması ya da totaliter bir rejim ekonomi politiğinin toplumsal patlamalara izin vermeden finanse edilebilmesi mümkün değil. Gerek Trump üzerinden ABD desteğini gerekse “yasadışı” göçmen fobisi ve Rusya – Çin askeri ittifakının olası stratejik sonuçları üzerinden AB destekleri ile bu işin ilanihaye sürdürülebilmesi mümkün değil.

Bu rejim değişebilir mi?

Kendi adıma bir süredir gündemdeki gelişmelere dair yorumlar yapmak yerine önümüzdeki günler aylar ve yıllarda neler olabileceğini kestirebilmek adına gelişmeleri izlemeyi tercih ediyorum. Zira her ne kadar gündemdeki gelişmeler iktidarı ve muhalefeti ile merkez medya tarafından “önemli gelişmeler” olarak köpürtülse de kendi adıma ve benim gibi olan on milyonlarca insan adına gerçekte önemli bir gelişme olmuyor. Çünkü olan biten her şey zaten iktidar tarafından adım adım organize edilerek planlanarak sahneye konmaya çalışılıyor. Muhalefet ise gayya kuyusundan iktidarın attığı taşları çıkarmakla meşgul olarak enerjisini ciddi bir değişimin yol haritasını örgütlemekten kaçınarak tüketmeye devam ediyor.

Şimdi bu cümlelere bakıp tüm bunlar olup biterken buradan komplocu teorilere bir girizgahla ya da umutsuzluğun teorisinin inşası ile karşı karşıya olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ancak ikisi de değil.

Gündeme dair tumturaklı yorumlar yapmadan önce doğru teşhişler koymamız ve de ağzımızdaki baklayı çıkararak konuşmamız gerekiyor. Zira bu ülkede değişimden söz eden herkes nasıl bir değişim istediği konusunu net olarak ortaya koymalıdır.  Şu anda mevcut olan rejim otoriterleştikçe en geniş kitlelerin özlemini duyduğu değişim artık bir siyasal parti ya da liderin iktidarını kaybederek yerini basit olarak bir başka siyasal partiye ya da lidere bırakma denkleminden çıkmış durumdadır. Mevcut başkanlık rejiminin sunduğu olağanüstü yetkiler ve Reis kültünün dayattığı sert otoriter siyasal iklim nedeniyle değişim olgusunun sembolik anlamda parti-lider-ideoloji değişikliği olamayacak kadar otoriter kulvarda yol almış durumdayız. Kişi kültüne dayanan yeni rejim kendi ifadesiyle “şahsım rejimi” olma yolunda son yirmi yılda epey bir yol almış görünüyor.  Bu bakımdan bu rejime karşı bir itiraz geliştirmek istiyorsak önce doğru bir teşhis ile doğru bir hasar raporu ortaya koymak zorundayız.

Sözü toparlamak gerekirse tek tek gündelik olayların gelişimine (örnekse mutlak butlan, kayyımlar, açılan davalar, tutuklamalar, yeni parti, anketler ne diyor, Trump ne dedi vb.) değil biz neredeyiz, Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında durum ne, toplumsal muhalefet dinamikleri ne durumda vb. yerden bakmak daha doğru olur.

Sözün kısası şahsım rejiminin bekası tek kişinin bekasına bağlı olduğu için sürdürülebilir bir nitelik arz etmiyor.  Hal böyle olunca lider sonrası için bir fetret dönemi çatışmaları, dikensiz, muhalefetsiz bir gül bahçesi beklentisi iktidar mahfillerinde zirve yapmış durumda.

Kendi adıma gördüğüm gerek Türkiye gibi çok dilli çok kültürlü ve kalabalık bir ülkenin salt dışarıdan ve yukarıda manipülasyon ile uzun vadede yönetilebilir olması ya da totaliter bir rejim ekonomi politiğinin toplumsal patlamalara izin vermeden finanse edilebilmesi mümkün değil. Gerek Trump üzerinden ABD desteğini gerekse “yasadışı” göçmen fobisi ve Rusya – Çin askeri ittifakının olası stratejik sonuçları üzerinden AB destekleri ile bu işin ilanihaye sürdürülebilmesi mümkün değil.

Şu anda devlet tarafından iliştirilmiş politik özneler kriz yaşamaktalar. Hem CHP ve Mutlak Butlan saldırısı hem de Terörsüz Türkiye süreci boşa çıkmakta. Toplumsal dip dalga örgütsüz de olsa yolunu aramakta. Bütün bu çalkantılar sonunda hem Türkiyeli siyaset açısından hem de Kürdistani siyaset açısından eski politik öznelerin buruşturulup bir kenara atılacağını orta ve uzun vadede daha demokratik, renkli ve kapsayıcı yeni söylemlerin konuşulmaya başlatacağını ve de yeni politik öznelerin ortaya çıkmak zorunda kalacağını bekliyorum. Bunun ne kadar zamanda olacağının küresel gelişmeler ile de bağlantılı olduğunu belirtmekte  yarar var.

Enseyi karartmadan direnişe devam.