Devlet Kılıçdaroğlu

Devlet Kılıçdaroğlu

Hafızam zayıftır, onun için internette aradım, Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu arasındaki istikşafi görüşmeler 2015’te yapılmış. Yanlış hatırlamıyorsam kırk gün sürmüştü. 

Sonunda Erdoğan kırk günde “anlaşamadıkları” için seçim kararı aldı. Sonra peş peşe bombalar patladı, millet korktu, “aman istikrar yaman istikrar” dedi. Seçimlerde meclis aritmetiği değişti. AKP ve millet rahat bir soluk aldı.

İşte zayıf hafızama rağmen bunu iyi hatırlıyorum. O sıralarda, yani erken seçim kararı alındığında “Devlet Kılıçdaroğlu” demiştim. O günden beri de öyle derim. Yanlış anlaşılmasın, Devlet Bahçeli’ye gönderme yapmadım, devletin adamı anlamında söyledim.

Açıklayayım… Bir defa istikşafi görüşme de neyin nesiydi… Gençliği koalisyon hükümetleriyle geçen bizler biliriz ki koalisyon görüşmeleri olsa olsa üç dört gün sürerdi. Zaten Allah için AKP gayet dürüstçe bunun koalisyon değil istikşafi görüşmeler olduğunu açıklamıştı.

Kılıçdaroğlu bunu duyar duymaz görüşmeleri kesmeliydi. Kesmedi, kırk gün milleti oyaladı, erken seçim kararına da neredeyse mırın kırın bile etmedi. O zaman şöyle düşünmüştüm: HDP -kapatılıp kapatılıp yeni parti kuruyorlardı, aklımda bu kalmış, hatam varsa affola- meclise 80 kadar milletvekiliyle girince galiba “bir durdan bir de vurdan anlayan” üst düzey ya da derin devlet yöneticileri şoka girdi. Bunu kabul edilemez buldu ve Kılıçdaroğlu’na tak diye gerekli telkinlerde bulundu, o da şak diye istikşafi görüşmelere oturdu. 

Böyle düşünmüştüm. Ondan sonra referandumda mühürsüz oyların geçerli sayılmasını kabul etmesi, “Anayasaya aykırı ama naapalım” diye diye kuzu kuzu isteneni yapması, Selahattin Demirtaş’ı Figen Yüksekdağ’ı hapse gönderenlerin arasına katılması tahminimi güçlendirdi. Zaten geçenlerde Özgür Özel’in, kendisine devletten onay alıp almadığının sorulduğunu açıklaması, bu parti üzerinde bir devlet alışkanlığı olduğunu da açıkça gösterdi.

Peki şimdi yapılanlar, seçim kaybetmiş bir CHP genel müdürünün intikam için düşmanıyla işbirliği yapıp partisini parçalanmaya sürükleyecek kadar alçalması mı, yoksa bir kez daha şak diye selam çakması mı? İkisi denk geldi tabii. Birinci ihtimal üzerinde konuşmaya değmez, “bize ne” der geçeriz. Ama ikinci ihtimal hepimizi ilgilendiriyor, onun için kafa yormaya değer.

Galiba burada Gazi’nin bir yazısının altına yazmıştım. Şu “Terörsüz Türkiye” sürecinin kokusunu İngiltere parlamento binasında bir uluslararası Kürt konferansı toplandığını görünce almıştım. Mekana dikkat edilirse, bir otelin kongre salonu değil, parlamento binası. Bu bence ne Türkiye’nin ne de Apo’nun karşı çıkamayacağı bir ABD-İngiliz planı olmalıydı. Ondan bir süre sonra Devlet Bahçeli’den çağrı geldi, süreç başladı. Herhalde kimse itiraz edemesin diye en bi milliyetçi Bahçeli’ye düşmüştü bu rol.

İşin bununla da kalmayacağı Tom Barrack’ın monarşi güzellemelerinden, Ortadoğu’nun Türkiye’nin öncülüğünde yeniden şekillendirilmesi söylentilerinden, Trump’ın “Abraham sözleşmesini tanıyın” çağrılarından anlaşılıyor. Çin’le kopacak büyük bir savaşın endişeleri de safları sıklaştırma ihtiyacını körüklüyor herhalde. 

İşte bu ahval ve şeraitte mitinglerde aşka gelip “Kahrolsun ABD emperyalizmi “ sloganları atan, müesses nizamın telkinlerine aldırış etmeyen Özgür Özel yerine Kılıçdaroğlu tercih edilmiş olabilir. Devlet bu, anlayana aşk olsun.