Türkiye'de bilimkurgu ya da ideolojik bir hadım etme -I-

Türkiye'de bilimkurgu üretilemez korosu yıllarca şu nakaratı tekrarladı: “Türkiye'de bilim mi var ki, kurgusu olsun? Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçebildik mi ki? Boş inançların, hurafelerin bu kadar egemen olduğu, geri kalmış bir toplumda bilimkurgu mu olur? Bilimkurgu pozitivist aklın ürünüdür, biz ne zaman pozitivist bir toplum olabildik ki?”

Türkiye'de bilimkurgu ya da ideolojik bir hadım etme -I-

I. Bölüm 1971-2001

Çarpık gelişmiş Türkiye modernizmi serüveni içinde öncü, yeni, farklı her girişim halktan öte, “aydın”, kanaat önderi, akademik vb apoletli seçkinlerce hadım edilmiş, budanmış, saptırılmış durumdadır. Kendi uzmanı olduğu, ideolojik olarak bağlaşık olduğu, statüsüyle uyumlu tarzlar, formlar, ifadeler, türler, sanatlar sadece önemsenmiş, ciddiye alınmış, üzerine tezler yazılmış, sempozyumlar düzenlenmiş ve ödüller dağıtılmıştır. Sol ya da sağ içinde entelektüel güç alanları kurulmuş ve bu zimmi ittifak içinde, etliye sütlüye yeniye deneysele ötekiye dokunulmadan edebiyat-sanat alanımızın ufku tepeden çizilmeye çalışılmıştır. Bunun için dönemlerinde Garip’e, 2. Yeni’ye, Alemdağ da Var Bir Yılan’a ya da Perçemli Sokak’a edebiyatımızın toplumcu ya da millici cephelerden gelen top atışlarını anımsamak yeterli.


Türkiye'de bilimkurgunun makus tarihi


Türkiye'de edebiyatta ya da plastik sanatlarda avangart’ın başına gelen sansür, öteleme, hadım etme girişimleri kuşkusuz yeni bir sanat olarak Bilimkurgunun da başına gelmiştir. Bilimkurgu çok uzun yıllar ülkemiz edebiyatında-sanatında yoktur, bahsedilmez ya da ne olduğu belirsizdir. Tıpkı anlamsız Dada sözcüğü, ruhsallığı öne çıkaran Gerçeküstücülük, tekinsiz Gotik gibi Bilimkurgu da saçmayla, absürtlükle, çocuklukla, akıldışıyla bir tutuldu, uzun yıllar "çaktırmadan" sansürlendi. Edebiyat-sanat; eğitimlilerin-uzmanlarının yapacakları ciddi bir faaliyetti, çocukça, sulandırılmış, gerçekçi, toplumcu ya da milli olmayan zırvalar ile genç dimağların doldurulmasına lüzum görülmedi. Kuşkusuz bu ilk aşamaydı, ilerleyen yıllarla ardından “olur ama bizde olmaz” tavrı gelişti. 80 cuntası ardından gelişen ortamla 90’lı yıllarda Bilimkurgunun ideolojiye boğulmaya çalışıldı bir dönem yaşandı ve “final cut”: piyasa sansürü bunu izledi. Kıssaca bu sürecin evrimine bakmakta fayda var. Cumhuriyetin kuruluşundan 50’li yıllara kadar ki süreç içinde Jules Verne, H.G. Wells gibi dünya yazınında-imgeleminde yer tutmuş öncüllerin kitapları basılmış olsalar da bunlar çocuk ya da ilk gençlik edebiyatı başlıklarında ele alınmış ve tür değil yazarlar öne çıkarılmıştır. Zaman içinde sinema ve televizyon sayesinde Bilimkurgunun çektiği ilgi üzerine sanatın kendi tarzına uygun “serial” yayıncılık denemeleri olmuştur. Bunun ilk örneği ise 1955 yılında ilk kitabı yayınlanan ve toplamda 10 kitaplık bir seri olan Çağlayan yayınlarının dizisidir ve dönemin tanınan kahramanı Flash Gordon (Baytekin)’un yarattığı etkiyle beslendiği de düşünebilir. “Yeni Dünyalarda” başlığıyla yayınlanan seri bir ilk olması açısından her ne kadar önemli ise de yayıncılık anlamında özensiz bir çalışma olmanın talihsizliklerini de taşır. Özensiz çevirilerle, yazar adı verilmeden yayınlanan bu seri dönemi içinde kısıtlı sayıda bir genç okur potansiyelini Bilimkurgu üzerine düşünmeye teşvik etmiştir (Sait Faik, Orhan Duru gibi). Bunun sonucu olarak “fenni roman”, “ilmi roman” gibi yeni başlıklar-tanımlamalar gündeme gelmiş, süreç kendi içinde bir nevi demlenmiş, ama yeni bir Bilimkurgu serisi ve canlılığı için 70’li yılları beklemek gerekmiştir.


Türkiye Bilimkurgu’sunun 70’lerin başındaki kısa baharı, bana hep 68 Kuşağının özgürleşme rüzgârının dolaylı bir yan etkisi olarak gelmiştir. Dünya ile insan ile ciddi dertleri olan, ama dönemin bir anda radikalleşen politik zemini içinde kendine yer bulamayan genç entelektüeller için Bilimkurgu yeni ve ütopik bir tahayyül imkânı sağlamıştır. Bu tavır bazı keskin bakışlarca bir kaçış olarak görülebilir; kaçıştır ama masum ve heyecanlı bir kaçış çizgisi olarak kabul edilmelidir. Sonuçta, küre çapında uzay çalışmalarının-rekabetinin damgasını vurduğu, Ay’a adım atıldığı heyecanlı bir dönem yaşanmaktadır. Bunun etkileri ülkemizde 68 ruhunu taşıyan Uzay Yolu (Star Trek) dizisinin gördüğü ilgi ya da çizgi romanlarla sınırlı kalmamış, 70’lerin Bilimkurgu Rönesanssı olarak adlandırılabilecek üç önemli gelişme ard arda meydana gelmiştir:

- Okat Yayınlarının 1971-1975 yılları arasında yayınladığı 16 kitaplık “Uzay Serisi”. Ki bu diziyle gerçek Bilimkurgunun, önemli isimleri Philp K. Dick, Ray Bradbury, Alfred Bester Türk diline kazandırılmış oldu.
-Sezar Erkin Ergin’in “science fiction” başlığıyla önce bülten, sonra fanzin ve nihayet dergi olarak bastığı, ülkenin ilk Bilimkurgu yayını Antares. Sezar bu önemli yayın ile birlikte yurtdışındaki Bilimkurgu fan grupları-dergileri ile ilişki kurdu ve ayrıca o yıllarda Ankara da ülkenin ilk Bilimkurgu topluluğunun oluşumunu da sağladı.
-Türk Dili dergisinin 1973 yılında hazırladığı özel sayı. Bu dosyayı hazırlayan Orhan Duru ayrıca “science fiction” sözcüğüne Türkçe karşılık olarak Bilimkurgu ismini orta atması ve kabul görmesi. Bu üç öncü gelişme ardından 43 sayı yayınlanan X-Bilinmeyen dergisi, ard arda basılan ve çok satan Asimov kitaplığı, gişe başarılı filmler ve sayıları artan Bilimkurgu tv dizilerinin gelmesi ile bir nevi Bilimkurgunun tabana inmesinden, belli oranda halklaşmasından bahsedilebilir. Tam da ülkenin iç savaş atmosferi yaşadığı dönemde, Bilimkurgu başka dünyalara doğru bir kaçış kapısı gibidir. Ta ki tüm tünelleri, delikleri kapayacak açık baskı dönemleri gelene dek.

Biri bilimkurgu mu dedi? Olmaz!

Bilimkurgu; her şeyden önce etkileşime açık, dağınık olsa da örgütlü bir ‘fan’ hareketi olagelmiştir. Yan yana gelinir, toplantılar yapılır, arşivler-koleksiyonlar tanıtılır/paylaşılır, fanzinler hazırlanır. Önce “sıkı” okur olur, ardından üretmeye başlarsın; tıpkı bulaşıcı bir hastalık gibidir. Bilimkurgunun Türk toplumunda yavaş yavaş bilinmesi ve sevilmesiyle birlikte, başta andığımız
“aydın”, entelektüel köşe tutucu çevrelerden yeni itirazlar ve telkinler gelmeye başladı. Bilimkurgu’dan kısmi olarak bahsedildiğinden söz edilebilir ama varlığı ya da var oluş potansiyeli olarak değil; neden var olmadığı, daha doğrusu olamayacağı üzerine tespitlerle. Çünkü saygın dergilerde dosyaların hazırlanması, Bilimkurgu dergilerin çıkması, fan gruplarının oluşması sürecinin doğal bir sonucu Bilimkurgu yapıtları üreten kalemler ortaya çıkmıştır. Bu noktada geçmişin Bilimkurguyu küçümseyen, yok sayan edebiyat komiserleri yerine, bu sefer de Bilimkurgunun neden Türkiye'de “Türkçe” üretilemeyeceği üzerine ortaya tezler atan yenileri geçmiştir.
Zaman içinde, Atilla İlhan’dan Bilimkurgu üzerine yazılar yazmış Mustafa Yelkenli’ye kadar genişleyen ilginç ve kalabalık bir “Türkiye'de Bilimkurgu üretilemez” korosu oluşmuştur. Bu koro sürekli yeni sorular üreterek Türkiye'de Bilimkurgu üretiminin imkansızlığını ispatlamaya çalışmıştır. “Türkiye'de bilim mi var ki, kurgusu olsun? Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçebildik mi ki? Boş inançların, hurafelerin bu kadar egemen olduğu, geri kalmış bir toplumda bilimkurgu mu olur? Bilimkurgu pozitivist aklın ürünüdür, biz ne zaman pozitivist bir toplum olabildik ki?”

Sonuçta 20 yüzyılda yaşadığımız çarpık modernizm içinden mayalanan, beslenen, kökleşen ve çürüyen düşüncelerdir bunlar. Öncelikle bu sözlerin sahipleri kendilerini geri kalmış-bıraktırılmış yığından ayırırlar, onlar Bilimkurgunun kalitelisinden, hasından anlarlar ama, toplum buna müsait değildir, üretilmesi için nesnel şartlar oluşmamıştır. Elitist burjuva tavrından jakobenciliğe, solun kendine güvensizliğinden Türk toplumunun kendine has yapısına karşı duyarlılıklara kadar uzayan uzun ama geçersiz bir liste. 20 yüzyıldan 21. Yüzyıla geçiş sürecinde küreselleşme gündelik bir realiteye dönüşmüş, iletişim devrimine paralel anında yaşam ve bilinirlik kavramları yaşamımızın her alanını kaplamıştır. Bunun en basit sonucu teknolojinin kürenin her yanında, aynı anda kullanılan bir tüketim aracına dönüşmesidir. Artık yeni bir teknolojiyi (mesela renkli TV ya da video) yıllarca bekleyen ya da seçkin azınlığın lüksü sayan realite değişti, internet sayesinde ise bilgi bedava indirilebilir, paylaşılabilir bir şeye dönüştü. Bilim de kurgusu da çoktan, ağır sanayiden nano teknolojiye, dış uzaydan siberuzaya, rasyonalizmden kuantuma geçmiş durumda.
Küresel olarak yaşanan bu dönüşümün kültürel karşılığı ise geçmiş ezberleri, “resmi görüşleri” kıran postmodernizm olgusu oldu. Bu sürecin doğal sonucu olarak ülkemizde 80 sonrası doğan kuşak teknoloji ile barışık "cesur yeni bir dünya" içinde büyüdüler. Amiga ve Commodore 64 ile büyüyen kuşaktan bugünün siber teknolojisine evrimle, geçmişteki “Türkiye'de neden Bilimkurgu” yapılamaz tarzı tezler artık geçerliliğini yitirmiştir.

İdeolojik bir kalkan olarak bilimkurgu sanatı

Askeri darbe sürecinde sol eskiye dair sorgulamalara ve yeni arayışlara girdi. Kuşkusuz bu süreçte ilk sorgulanan alan kültür-sanat alanıdır. Toplumcu gerçekçi sansür ve Jdanovculuktan kurtulmaya soyunan sol kanat entellektüeller kısmi demokratikleşme süreciyle çıkarttıkları yeni dergiler (Beyaz, Akıntıya Karşı, Şizofrengi, Sokak vb) ve kurulan yayınevleriyle (Metis, Ayrıntı vb) gecikmişte olsa avangard, beat, underground gibi kavramlarla birlikte Bilimkurguya dair de bir ilgi ve merak
başlamıştı. Gecikmiş diyoruz, çünkü ülkemizdeki sol gelenek Jack London’ın Bilimkurgu roman ve öykülerini bile toplumcu bir yazarın geçici bir hevesi, yanlışı olarak ele aldı (o dönemde dışarıdan London, içeriden Nazım Hikmet gibi toplumcu kabul edilen yazarların Bilimkurgu ile ilgisine vurgu yapan isim sadece Zühtü Bayar oldu). Karşıt cephede ise sağ, 1984 gibi örnekler üzerinden Bilimkurguyu, anti-komünist propaganda için gerektiğinde kullanılacak bir araç olarak görmekteydi. Özellikle 60’larla başlayan “yeni dalga bilimkurgu”nun ütopyacı, çevreci, feminist, nükleer karşıtı, özgürlükçü yaklaşımları yeni oluşmakta olan solun Bilimkurgu ile bağını kuruyordu. Bu dönemde Ballard, Le Guin, Percy, Dick gibi yazarlar bilinir, okunur oldu. Fakat bu sürecin “yerli” Bilimkurgu üretimini artıran, güç veren bir süreç olduğunu söylemek zor. Öncelikle 70’lerin Türkiye Bilimkurgu
hareketinden gelen ve üretmeye, Bilimkurgu adına bir şeyler yapmaya gayret eden isimler (Zühtü Bayar, Bülent Akkoç, Selma Mine, Sönmez Güven gibi) ile yeni gelen yayıncılar-okurlar arasında bir bağ, köprü kurulma imkânı olmadı. Eski kuşak daha “saltık”, daha kendi içinde ve marjinal kalmayı tercih etti, yeni fanzin-dergilerin ve fan toplantılarının etrafında toplandı (bu süreçteki temel iki yayın Atılgan ve Nostromo Bilimkurgu dergileridir).
70’li ve 80’li yıllarda Türkiye'de iyi eğitimli, beyaz yakalı sınıf ilgiliydi; Bilimkurgu okur profili ağırlıklı olarak mühendis, doktor, akademisyen, subay gibi kesimlerden oluşuyordu. Bunun ideolojik arka planında ise, eski kuşak Bilimkurgucular arasında pozitivist, ilerlemeci, Bilimkurguyu aydınlanma ideallerinin takipçisi olarak gören ve bunun sonucu olarak cumhuriyetin resmî ideolojisi ile köprüleri tam atmamış oluşu da etmendi. Yeni oluşma sürecindeki sol ise eskinin pozitivist-ilerlemeci retoriğine inancını yitirmişti ve netleşemeyen bir arayış süreci yaşıyordu (ki bu süreç hala tamamlanmış değildir). Bunun sonucu olarak eski kuşak ve onun etrafında toplanan gençlerden oluşan merakının, ilgisinin merkezinde Bilimkurgu olan bir ‘fan’ topluluğu, diğer tarafta ise yeni sol, yapısalcılık ve post-yapısalcılık ile ilgilenen ama Bilimkurgu okuyan bir okur profili gelişti. Bu süreç 2000’li yılların hemen başından İzmir ve İstanbul da oluşan iki Bilimkurgu inisiyatifinin oluşumu ile yeni bir suret kazandı. Önce Albemuth fanzin ve hemen ardından önce fanzin ardından dergi olarak Davetsiz Misafir gerek her iki eğilim ile temasta oldu, gerekse de yeni, güncel, zamanın ruhuna uygun bir Bilimkurgu retoriği oluşturdu. Davetsiz Misafir post-yapısalcı politika ve post-modern siber kültür konularına Bilimkurgu kadar yer verirken, Albemuth ise ütopyacı köklere ve avangart birikimle Bilimkurgu arasındaki geçiş/kaçış çizgilerine yoğunlaşan poetikalarını oluşturdular.
Temmuz 2011/Fındıkzade
(dj edit:Haziran 2026, İkiçeşmelik)

Mini İndex

Türk Dili Dergisi Sayı: 256 (Ocak 1973) Bilimkurgu Özel Bölümü İçerik İndeksi
Sunuş ve Teorik Çerçeve
Bilimkurgu Terimi ve Türün Tanımı — Orhan Duru (Türün özelliklerini inceleyen ve"science fiction"
karşılığı olarak ilk defa "bilimkurgu" kelimesini öneren öncü yazı).
İncelemeler ve Eleştiriler: Tutuklu Bilinç — Zühtü Bayar (Bilimkurgu edebiyatının ideolojik ve felsefi
arka planını inceleyen makale).
Sinemada Bilim-Kurgu — Alim Şerif Onaran (Bilimkurgu sinemasının doğuşunu, gelişimini ve o
döneme kadarki kült filmleri ele alan çalışma, sf. 341-344).
Çeviri ve Dünya Edebiyatı: Ernst Fischer'den Çeviri ve Değerlendirmeler — Çeviren: Cemal Süreya
(Sanatın ve kurgunun geleceğine dair kuramsal yaklaşımlar içeren metinler).
*
Okat Yayınları Uzay Serisi
1971 yılında yayımlanmaya başlayan ve Türkiye'deki bilimkurgu yayıncılığının öncü adımlarından biri
kabul edilen 16 kitaplık efsanevi bir seridir. Çağlayan Yayınevi’nin başlattığı geleneği daha profesyonel
bir çizgiye taşıyarak özgün yazar adlarına ve orijinal kitap isimlerine yer vermiştir. Serinin tam sıralı
indeksi ve orijinal eser bilgileri şu şekildedir: Uzayda Suikast – Philip K. Dick (Solar Lottery), Uzayda
Büyük Sıçrayış – Leigh Brackett (The Big Jump), Uzayda İsyan – Leigh Brackett (The Starmen),
Fahrenheit 451 – Ray Bradbury, Dünya Batıyor – Wilson Tucker (The Long Loud Silence), Robot X-81 –
Robert Moore Williams (Conquest of the Space Sea), Maymunlar Gezegeni – Pierre Boulle (La Planète
des singes), Kan Damarlarında Yolculuk – Isaac Asimov (Fantastic Voyage, Anarşist – Alfred Bester,
Uzaydan Gelen Ajan – L. Ron Hubbard , Yaratılan Dünya – Philip K Dick, Ölümsüz Adam – Robert
Silverberg (The Man in the Maze), Kutsal Gezegen – Thomas Edward Renn / Jeremy Strike (A
Promising Planet), Görünmez Adam – H. G. Wells (The Invisible Man), Zaman Makinası – H. G. Wells
(The Time Machine, )Dr. Moreau'nun Adası – H. G. Wells (The Island of Doctor Moreau)
*
Baskan Yayınları Bilim Kurgu Dizisi
1980'lerin başında Türkiye'de bilimkurgu edebiyatını okuyucuyla buluşturan ikonik bir antolojidir.
Isaac Asimov, Arthur C. Clarke ve H.G. Wells gibi usta yazarların eserlerini Türkçeye kazandırmıştır.
Çoğu koleksiyonluk olan 25 kitaptan oluşur. Seride yer alan bazı klasik kitaplar ve yazarları şu
şekildedir: Dünyanın Sonuna Doğru – H. G. Wells, Çelik Mağaralar – Isaac Asimov, Uzay Şeytanları –
Rony Laws, Mars'tan Gelen Ölüm – Peter Randa, Alfa Cellatları – Emil Petaja, Fahrenheit 451 – Ray
Bradbury…