İki örnek üzerinden lider ihaneti

Bugün Türkiye'de birbirinden farklı iki siyasi dünyada aynı duygu yaşanıyor. Abdullah Öcalan ve Kemal Kılıçdaroğlu etrafında dönen tartışmaların merkezinde aslında aynı duygu var. … Bir lider yıllarca temsil ettiği iddianın, bizzat kendi varlık sebebinin tam zıddına nasıl düşebilir?

İki örnek üzerinden lider ihaneti

Siyasi hareketler fikir ekseninde doğar ve kısa sürede kendi liderini yaratır. Başlangıçta yalnızca temsil görevi üstlenen lider, yıllar içinde hareketin hafızasına, duygularına ve iddiasına dönüşür. İnsanlar artık sadece aynı düşünceyi paylaşmaz; aynı kişiye inanır, aynı kişiye güvenir, aynı kişinin peşinden yürürler. Bu yüzden hiçbir siyasi hareket liderinin gölgesinden tamamen kurtulamaz.

Bu gerçeğin yanı sıra insanlar liderlerinin hata yapabileceğine, zaaf gösterebileceğine, korkabileceğine hatta bir gün yenilebileceğine inanabilirler. Ama yıllarca peşinden yürüdükleri liderin bir gün kendi hikâyesinin karşısına geçebileceğine kolay kolay inanmazlar. Ve bir gün bu gerçekle yüz yüze geldiklerinde büyük bir şaşkınlıkla "hadi canım, bu kadarı olamaz, kim inanır buna" derler. Ama olur. Hem de sanıldığından çok olur.

Bugün Türkiye'de birbirinden farklı iki siyasi dünyada aynı duygu yaşanıyor. Abdullah Öcalan ve Kemal Kılıçdaroğlu etrafında dönen tartışmaların merkezinde aslında aynı duygu var. Farklı ideolojilerden, farklı siyasi dünyalardan gelen insanlar aynı şaşkınlığı yaşıyorlar: Bir lider yıllarca temsil ettiği iddianın, bizzat kendi varlık sebebinin tam zıddına nasıl düşebilir?

Biri, siyasi hedefler etrafında özgürlük talebiyle oluşmuş elli yıllık bir örgütün lideri. Diğeri, on yılı aşkın süreyle Erdoğan ve iktidarına karşı söz söylemiş, milyonların umudu olmuş bir muhalefet lideri. İkisi de yola çıkış hikâyelerinin zıddına düşmüş iki lider.

Kılıçdaroğlu: Hesap Adamı

Kılıçdaroğlu yıllarca Erdoğan iktidarına karşı mücadelenin önemli sembollerinden biri olarak görüldü. İnsanlar ona kusursuz olduğu için değil, duygularına tercüman olduğu, beklentilerini dile getirdiği ve iktidarı değiştirebileceğine inandıkları için destek verdi. Gandi Kemal, Bay Kemal ve “geliyor gelmekte olan” bu mücadele içinde şekillendi.

Fakat mücadele ile lider arasındaki çizgi çabucak bulanıklaştı. Kazanmak için kurulan siyaset, zamanla koltuğunu koruma siyasetine dönüştü. Her seçim yenilgisi bir sonrakini kazanma vaadiyle açıklandı. Her başarısızlık olağanüstü koşullara bağlandı. Eleştiri, itiraz, yenilgi muhasebesi hiçe sayıldı.

Kırılma tam da bu süreçte yaşandı. Değişimin sembolü olarak yükselen isim, değişimin önündeki engellerden biri haline geldi. Muhalefet lideri, Türkiye siyasi arenasında biriken toplumsal enerjinin karşısında konumlandı. Böylece milyonlarca insanın beklentileriyle, talepleriyle ve hikâyesiyle çatışan bir figüre dönüştü. Sonunda arkadaşlarını polise dövdüren bu Hesap Adamı, partisinin kapısını penceresini kırdıran bir ihtirasla muktedirin safını tercih etmekte beis görmedi.

Öcalan: İdealin inkârı

Buradaki kırılma çok daha ağır. Çünkü kaybedilen şey ülkelere, bölgelere yayılan yarım asırlık bir mücadeledir. Binlerce insan öldü. Binlercesi yaralandı. On binlerce insan ömürlerini cezaevlerinde geçiriyor. Milyonlarca insan hayatını, kimliğini, siyasi tercihini ve geleceğini bu mücadele zemininde şekillendirdi. Bir kuşak doğdu, büyüdü ve yaşlandı. Üstelik bu hikâye yalnızca örgütün ya da Kürt hareketinin hikâyesi değildi. Bu çatışma yarım asır boyunca farklı taraflardan milyonlarca insanın hayatında derin yaralar açtı.

Bütün bunların merkezinde değişmeyen bir ideal, uğruna ölünen bir fikir duruyordu. Bugün yaşanan sarsıntının nedeni bu idealden vazgeçilmesi, mücadelenin üzerine kurulduğu zeminin yok edilmesidir. Çünkü insanlar bunun siyasi bir manevra olmadığını görüyor. Kendi hayatlarını anlamlandıran idealin ve kavganın, bizzat o mücadelenin başlatıcısı tarafından terk edildiğini görüyorlar.

Bu yüzden asıl öfke bugün alınan siyasi pozisyondan çok, geçmişe dönük yaratılan anlamsızlığa yöneliktir. Çünkü insanlar sadece bugünü yaşamıyor. Kaybettikleri evlatlarını, gençliklerini, ömürlerini ve uğruna hayatlarını adadıkları idealleri de hatırlıyorlar. Bir mücadele başarısız olabilir. Yenilebilir. Hatta sona erebilir. Bir hareket yıllar içinde hedef değiştirebilir. Siyasi şartlar değişebilir. Dün savunulan şey bugün savunulmayabilir. Kabul. Ama o mücadeleyi anlamlı kılan fikrin, onu elli yıl boyunca vaaz eden kişi tarafından hükümsüz ilan edilmesi bambaşka bir kırılmadır.

Yarım asır boyunca on binlerce insanı ölümüne mücadeleye çağıran bir liderin, bugün o mücadelenin karşısına geçmesi sadece siyasi değil, insani açıdan da hazin bir durum. Kimileri buna gerçekçilik, kimileri siyasi akıl, kimileri zorunlu bir yön değişikliği diyebilir. Benim gördüğüm başka bir şey: Bir liderin düşmanı tarafından yenilmesi trajedidir; kendi hikâyesini inkâr etmesi ise ihanettir.