İnançsızlar için meşru bir talep: yas ve taziye dili
İnançsızlar da kendi ölülerine kendi kelimeleriyle veda etmeli. Bu, kamusal var olma hakkıdır. Bu hakkın dili üzerine daha çok düşünmeye, yazmaya ve konuşmaya ihtiyacımız var.
Ölüm karşısında kimi zaman ne söyleyeceğimizi bilmeyiz ve çoğu kez hazır kalıplara sığınırız. Bu kalıpların neyi varsaydığını, kime ait olduğunu ya da muhatabı için bir anlam taşıyıp taşımadığını o an sorgulayamayız. Oysa taziye dili, yalnızca iyi dileklerin değil aynı zamanda dünya görüşünün de açığa çıktığı bir alandır.
Gündelik dilde taziye için kullanıla gelen, “Allah rahmet eylesin”, “ruhu şad olsun”, “nur içinde yatsın”, “mekânı cennet olsun” gibi bir dizi söz var. Epeydir bunlara Alevi, Sol seküler, hatta Marksistlerin dilinde de yaygınlaşan “ışıklar içinde uyusun”, “ışıklar yoldaşı olsun”, “devridaim olsun”, "yattığı yer incitmesin" gibi sözler de eklendi. Bu temennilerin tümü inançlı bir kozmolojinin parçası. Ölümün bir son değil, başka bir düzleme geçiş olduğu varsayımına dayanır. İnançlı kişiler için bu sözlerin bir karşılığı, bir teselli gücü var.
Ancak ölenin ya da muhatabın inançsız olduğu durumlarda, paylaşılmayan bir metafiziği sessizce dayattığı için bu dil yersiz. Dolayısıyla, inançsız bir ölüm karşısında kurulacak taziye dili, bir şeyler söylemekten çok, bazı şeyleri söylememeyi gerektirir. Bu da doğru cümleler bulmak yerine, taziyenin her durumda sözle ifade edilme ritüelini sorgulamak anlamına gelir.
Örneğin, “takdiri ilahi”, “mekânı cennet olsun”, “daha iyi bir yere gitti” gibi taziye kalıpları inançsız birini teselli etmek bir yana, rahatsız bile edebilir.
Çünkü, inançsız biri için ölüm, ilahi bir planın parçası veya öteki tarafına geçilen bir eşik değil. Geri dönüşü olmayan, telafisi bulunmayan bir kopuş. Düpedüz bir bozgun, yarım kalmış bir hayat, tamamlanamaz bir eksilmedir. Tam da bu yüzden, “böylesi daha hayırlıydı” veya “daha iyi bir yere gitti” denmemeli; çünkü, ölen biri için daha iyi bir yer yok. Bu dünya vardı; artık o da yok.
Farkındayım; güçlü bir yas ve taziye geleneği olan bu ülkede birkaç kelimeyle gerçeği söyleyip susmak hoş karşılanmaz. Yakınını, sevdiğini kaybetmiş birine yalnızca “kaybınız çok büyük acınız çok derin” deyip geri çekilmek, ne kadar iyi niyetli olsa da karşı tarafta soğukluk duygusu yaratabilir. Sorun, teselli etmekten vazgeçmek değil; teselliyi metafizik dayatmalarla kurmak zorunda olmadığımızdır.
İnançsız taziye dili, “neden oldu” sorusuna cevap aramamalı; “olması gerekiyordu” demeye kalkmamalı. Bu dilin ayırt edici yanı; ölümü kutsamadan, romantize etmeden ve anlamlandırmadan ona itiraz etmek olmalı.
Sonuç olarak, herhangi bir ölüm karşısında toplum bize ne düşünmemiz gerektiğini dayatıyor. Bildik bir anlatı: “Tanrı hesap sorar. Ruh bilinmeyen bir yerde ve bilinmeyen bir şekilde yaşamaya devam eder”. İnançsızlar için boşlukta sallanan bu cümleler teselliden öte yas hakkını ortadan kaldıran bir dayatmadır. İnançsızlar, kendi ölülerine kendi efkârıyla veda etme hakkını kullanabilmeli. Bu bir tercih değil, kamusal alanla doğrudan ilgili, var olma hakkıdır. Öncelikle bu hak kabul edilmeli.
Çünkü yasın dili, yalnızca bireyler arasında değil, kamusal düzenlemeler ve toplumsal kabuller içinde şekillenir. Dolayısıyla bu talep, belirli bir kuruma değil; devlete, dinî yapılara, yerel yönetimlere ve nihayetinde topluma yöneliktir.
Yas, bireyin iç dünyasında yaşanan bir duygu olmanın ötesinde, toplum tarafından tanınan ve düzenlenen bir süreçtir. Hangi sözlerin söyleneceği, hangi ritüellerin uygulanacağı, neyin saygı olarak kabul edileceği toplumsal olarak belirlenir. Bu nedenle egemen taziye dili, yalnızca teselli sunmaz; aynı zamanda kimin yasının “meşru”, kimin yasının “eksik” sayılacağını da tayin eder. İnançsızlar metafizik referansları paylaşmadıkları için bu dil onları sessizce kamusal yas alanının kenarına itiyor.
Bu sebeple, inançsızların kendi yas tarzlarını kurmaları, bu hakkı talep etmeleri başkalarının yasını geçersiz kılmak anlamına gelmez. Keza, aynı kayıp karşısında herkesin aynı hikâyeye inanması gerekmez. Bu yüzden inançsızların kendi kelimeleriyle susma, anma ve veda etme ısrarı, ortak hayatın asgari saygı koşullarından biridir.