Aynılar aynı yerde: Bir pankartın anlattığı kanlı tarih
Suriye halkına reva görülen "kurtuluş" bu mudur? Bir Baas diktatörünü devirip, yerine Saddamcı Baas zihniyetinin hayaletini mi ikame edeceksiniz?
Şendoğan Yazıcı
Tarih bazen tekerrür etmez, bazen sadece kılık değiştirip karşımıza dikilir. Suriye’de “yeni bir dönem” diye pazarlanan sürecin birinci yılında, bir vinçin ucunda sallanan o devasa pankart, bize Ortadoğu’nun makus talihini değil, “devletli” uygarlığın değişmez karakterini anlatıyor.
Mahir Çayan’ın o meşhur tespiti kulaklarımızda çınlıyor bugün: “Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde.”
Suriye’de rejimin değiştiği, “özgürlüğün” geldiği iddia edilen o günün yıldönümünde asılan o pankarta iyi bakın. O görsel, sadece bir kutlama mesajı değil; halkların kaderinin nasıl bir “erkekler kulübü” masasında meze yapıldığının en pornografik, en çıplak belgesidir.
O karede yan yana gelen suretler, bize halkların kardeşliğini değil, devletlerin ve iktidarların “çıkar kardeşliğini” haykırıyor.
Dirilerin ittifakı: sömürü ve tahakküm
Pankartın merkezine oturtulan figürlere bir bakın. Her biri, temsil ettiği iktidar odağıyla bölge halklarının boğazına sarılmış elleri simgeliyor.
Bir yanda El-Cevlani duruyor. “Devrim” iddiasıyla yola çıkıp, İdlib’i kendi teokratik karanlığına hapseden, seküler yaşamı boğan, kadını kamusal alandan silen, kendisi gibi düşünmeyen her muhalifi zindanlarda çürüten o cihatçı aklın temsilcisi. Esad’ın zindanlarının yerini, Cevlani’nin işkencehaneleri aldı. İsim değişti, zulüm baki kaldı.
Diğer yanda Suudi Prensi Muhammed bin Selman. Yemen’de çocukların üzerine bomba yağdıran, açlığı bir silah olarak kullanan, muhalif gazetecileri konsolosluk binalarında buharlaştıran o petrol ve kan kokulu sermayenin yüzü. Demokrasiyle, insan haklarıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir krallık rejimi, Suriye’ye “özgürlük” referansı veriyor. İroni, kelime anlamını yitiriyor.
Ve hemen yanlarında, bizim coğrafyamızın o çok tanıdık “devlet aklı”: Erdoğan. Sınırın ötesini yıllardır kendi iç siyasetinin bir kaldıracı olarak kullanan; “güvenlik” adı altında Afrin’den Serêkaniyê’ye uzanan hatta askeri operasyonlarla giren, o bölgelerin demografik yapısına müdahaleyi “stratejik bir hamle” olarak gören anlayış. Kürt halkının statü talebini, kendi iktidarına yönelik en büyük tehdit sayıp, askeri güçle bastırmayı diplomasi sanan o yayılmacı politika da bu karede yerini alıyor. Sınırın iki yakasında da halkları değil, devletin bekasını önceleyen o sert bakış, bu “kutsal” ittifakın en önemli harcı.
Ölülerin hayaleti: Saddam Hüseyin’in dönüşü
Ancak bu pankarttaki asıl dehşet, asıl skandal en sağ köşede gizli. Gözlerinizi ovuşturun ve tekrar bakın. O sırıtan yüz, Saddam Hüseyin’den başkası değil.
Evet, “Yeni Suriye”nin vizyon belgesine, bir diktatörün (Esad) gidişini kutlamak için, tarihin en kanlı başka bir diktatörünün (Saddam) suretini koymuşlar.
Bu neyin itirafıdır biliyor musunuz? Bu; Halepçe’de Kürt halkının üzerine elma kokulu kimyasal gazlar yağdıran, Enfal operasyonlarında on binlerce insanı canlı canlı çöllere gömen, Duceyil’de katliam yapan bir savaş suçlusunun “ilham kaynağı” olduğunun ilanıdır.
Suriye halkına reva görülen “kurtuluş” bu mudur? Bir Baas diktatörünü devirip, yerine Saddamcı Baas zihniyetinin hayaletini mi ikame edeceksiniz?
Devletin rengi değişir, zulmü değişmez
Bu fotoğraf bize anarşizmin, devlet ve iktidar konusundaki haklılığını bir kez daha hatırlatıyor. Sorun sadece Esad değildi, sorun sadece kişiler değildi. Sorun; halkların tepesine çöken, hiyerarşi üreten, sınır çizen, sömüren ve öldüren “Devlet” aygıtının ta kendisiydi.
İşte “Aynılar aynı yerde” budur. Mezhepleri farklı olabilir, üniformaları farklı olabilir, dilleri farklı olabilir. Ama hepsi; ezen, sömüren, hükmeden sınıftandır. Hepsi, halkın öz örgütlülüğünden korkan, iktidarı merkezileştiren “devletlü”ler familyasındandır. O yüzden Saddam ile Erdoğan’ı, Cevlani ile Selman’ı aynı karede buluşturan şey tesadüf değildir; sınıfsal ve sistemsel bir ortaklıktır.
Diri cellatların yanına ölü kasapları da alarak kurdukları bu sofra, halkların sofrası değildir.
Ben ve benim gibilerin yeri bellidir. Bizler o vinçin tepesindeki muktedirlerin yanında değil; İdlib’de, Afrin’de, Yemen’de, Halepçe’de ve Bağdat’ta ekmeği, özgürlüğü ve onuru için direnen isimsizlerin yanındayız.
Onların kahramanları diktatörler, krallar ve generaller olabilir. Bizim yolumuz; devletsiz, sınırsız, efendisiz ve savaşsız bir yaşamı bugünden örenlerin yoludur.
Batsın o kanlı ittifaklarınız! Yaşasın halkların devrimci dayanışması!