Gelecekten anılar ya da William Morris’in ütopyacı ihtilali
Morris’in Orta Çağ toplumuna yönelik özleminde dinsel ya da mistik bir unsur bulunmaz. Ütopyada mistik yaklaşımlarla köprüleri atan Morris, Orta Çağ'ın birçok yönünü kapitalizme tercih ediyordu.
İngiliz ütopyacı sosyalist William Morris (1834-1896) her şeyden önce bir zanaatkar, ince zevklerin adamıydı. Mimari, resim, oyma, mobilya, vitray, ciltçilik alanlarına, sanatsal yenilik getirmiş bir yaratıcı. Şair, yayıncı, romancı, İzlanda destanları hakkında bir uzmandı. Liberaller arasında politik arenaya girmiş ve onların iki yüzlülüğüyle yüzleşip kırklı yaşlarda, doğuştan çok zengin olmasına rağmen sosyalist saflara katılan ve işçilere konferanslar veren bir aydın. Commonweal gazetesinde sabahlara kadar çalışan bir emekçi, gösterilerde, çatışmalarda gözü pek bir devrimci.
Alman sosyalist kuramcı Walter Benjamin, Pasajlar adlı eserinde ütopya kavramı üzerine önemli bir tespitte bulunur:
“Her çağa bir sonraki çağı görüntülerle sergileyen düş içerisinde henüz gelmekte olan çağı, tarihin en eski dönemlerinin, başka deyişle sınıfsız bir toplumun ögeleriyle karışmış olarak belirginleşir. Bu ögelere ilişkin olup, dağarcıkları toplumun bilinçaltında bulunan deneyimlerin yeni ile karışması, ütopyanın doğumuna neden olur”.
Benjamin’in bu önemli tespitinde zekice bir ironi gizlidir. Geleceğe yönelen ütopyanın insanlık tarihinin en eski dönemlerindeki göçebe, avcı toplayıcı atalarının ortaklaşmacı yaşam tarzından ilham alması onu geçmişle ilişkilendirir.
İlkel komünal toplum ihtimali dışında ütopya geleneğinde ağırlıklı olarak yer alan diğer nostaljik imge ise, geçmişte yaşanıldığına inanılan mistik bir dinsellikle örülmüş altın çağ inancıdır. Altın çağa özlem, mesihçi kurtuluş söylemiyle gelişerek birçok ütopyacıyı mistik aydınlanma ve uyumla iç içe bir dünya cennetine kafa yormaya itmiştir. Bu yaklaşımda geçmiş deneyimler bugün için mutluluğun teminatını içlerinde saklarlar. Geliştirilen bu tip anlayışlar, geleceğe yönelmesi gereken ütopyaların negatif diyalektiği ya da apofatik izdüşümüdür.
More’un Ütopyası, Campenella’nın Güneş Ülkesi, Bacon’ın Yeni Atlantis’i gibi Rönesans ütopyalarında dinsel unsurlar kendilerine yer bulur. Kapitalizmin geliştiği dönemlerdeki Owen, Saint Simon gibi ütopik sosyalistlerin eserlerinde de reforme edilmiş dine yer verdiler. Bahsettiğimiz örnekler Orta Çağ kilisesiyle kavgalı, yeni ve daha akılcı bir inanış oluşturmaya girişirlerken, Morris’in Orta Çağ toplumuna yönelik özleminde dinsel ya da mistik bir unsur bulunmaz. Ütopyada mistik yaklaşımlarla köprüleri atan Morris orta çağın birçok yönünü kapitalizme karşı tercih ediyordu. Morris’teki bu yaklaşımın gelişiminde sanat yaşamını derinden etkileyen Ruskin ve onun öncüsü İngiliz romantik şairi Carlyle’nin etkisi büyüktür. Morris, Ruskin’den yola çıkarak Orta Çağ ve gotik sanatçılığını feodal dönemin basit, doğal dayanışmacı kültürü, üretimi meta olarak değil bir sanat olarak ele alan zanaatkarlığını önemsiyordu. Marx da Carlyle üzerine yazısında, “İngiliz devrimcilerde orta çağın tuhaf bir şekilde, tarihe aykırı düşen övgüsüyle sık sık karşılaşıldığının” altını çizmişti.
Morris, Hiçbiryer’der Haberler’den önce 1886’da kaleme aldığı A Dream Of John Ball lirik romanının kahramanı bir gün uykuya dalar ve 14. yy. İngiltere’sinde uyanır. Eserde, orta çağın Morris’e özgü renkli çevre tasvirlerinin ardından; yenik bir ayaklanma sırasında kötümserliğe kapılmış Ball ile karşılaşan kahramanımız ona geleceğin daha özgürleşmiş, gelişmiş dünyasını müjdeler. Gelecekte feodal zulüm devri aşılacaktır... John Ball’da geçmişe, Hiçbiryer’de geleceğe yapılan düşle yolculukların, Morris’in düşü bir zaman makinası gibi kullandığını görürüz. Rüya ile yapılan ütopyacı seyahatler devrimin hemen öncesi ve sonrasındaki Rusya’da somnambulizm adıyla güçlü bir toplumsal eleştiri yazını yaratmıştı; Çernışevski- Nasıl Yapmalı, Yıl 4338- Odeyevski, Gülünç Bir Adamın Düşü- Dostoyevski, Kızıl Yıldız -Bogdanov gibi.
John Ball’a geri dönersek; 1831’de papaz J. Ball İngiltere’de köylüleri serfliğin ve köleliğin Hıristiyanlıkla bağdaşmadığı söylemleriyle rejime karşı ayaklandırmıştı. Büyüyen ayaklanma, Ball’in kendisini kabul etmek zorunda kalan kralın huzurunda bir soylu tarafından hançerlenmesiyle sonuçlanarak, kanla bastırılmıştı. John Ball’in başlattığı ayaklanmayı, Şeyh Bedrettin’in 1400’lerdeki Anadolu’da ve Thomas Müntzer’in 1500’lerdeki Almanya’da pratiğe dökülen ütopyacı mücadeleleriyle birlikte ele almak gerekir. Alman ütopyacı kuramcı Ernest Bloch’da yoksulların ezilmediği bir düzen, papazsız bir din talepleriyle 1524 köylü ayaklanmasına öncü olan Thomas Müntzer’i, Morris’in Ball okumasına benzer bakış açısıyla ele almıştı.
Orta Çağ'a belli açılardan olumlu bakan Morris’inkine benzer bir yaklaşım da Özgürlükten Kaçış incelemesinde Eric From’da görülür. From; feodal dünya ile gelişkin kapitalizmi karşılaştırdığında, feodal dönemin birçok üstün yönü olduğunu söyler. Bu Marx’ın düşüncesinde kölecilikten feodalizme, oradan kapitalizme sınıf savaşımlarıyla ileriye doğru hareket eden tarih anlayışının pozitivizmine karşı soldan bir eleştiridir (girişte alıntıladığımız W.Benjamin bu eleştiriyi daha da keskinleştirmiştir). From’un Morris’le örtüştüğü diğer bir nokta ise makineleşmeye karşı eleştirel tutumudur (bkz. Umut Devrimi).
Hiçbiryer’den Haberler romanı; Sosyalist Birlik’in gelecekteki toplumla ilgili bir toplantısından çıkarak evinde uykuya yatan William Guest’in sabah gözlerini 2102 yılında açması ile başlar. Şaşkın kahramanımız Dick adlı bir kayıkçı ve daha sonra onun dostları vasıtasıyla bu yeni dünyayla tanışır. Yeni dünya dedik ama, bu yeni dünya romanın kahramanına birçok açıdan da tanıdıktır. Kahramanımız birçok bilim kurgu eserinde rastladığımız dev teknoloji kentleriyle değil, 14. yüzyıla ait pastoral bir kentle karşılaşır. Makine bağımlılığından kopmuş, doğal çevre içinde sağlıklı bir yaşam kurmuş ortaklaşmacı, çalışmanın bir eziyet değil bir keyfe dönüştüğü, paranın ortadan kalktığı, özgür bir toplum. Kahramanımız tarihe meraklı 105 yaşındaki Hammod’ın ağzından dünyanın, William’ın yaşadığı 19.yy. sonundan 2102 yılına dek nasıl dönüştüğünü dinler. Yeni toplumla ilgili birçok soru sonra, aklına gelen itirazları ve şaşkınlıkları dile getirir. Yeni dostlarla geleceğin Londra’sını bizlere etraflıca tanıtmaya devam eder. Ta ki kahramanımızın kendini mutsuz yüzlerin dumanlara ve makine takırtılarına karıştığı zamanına geri dönmesine dek.
Konuya hızlandırılmış bir tarihsel bakış açısıyla bakarsak Marx’ın Fruebach üzerine tezlerinde ortaya attığı gibi filozoflar sadece dünyayı yorumlamaya değil değiştirmeye başlamışlardı. 1871 de Paris komünü sosyalist devrim ve devleti yok etme inancını daha yüreklendirmişti. İlk önce sosyalist politikaya katılan Morris bu hareketin reformcu ve evrimci sosyalist çizgisine karşı çıkarak bir grup arkadaşı ile Sosyalist Birlik’i kurdu. Morris, Hiçbiryer’den de görüleceği gibi SDF’yi evrimci anlayışı ve “devlet sosyalizmi” yüzünden mahkûm ederek, ulusalcı anlayışla sınırlamadan işçileri devrime hazırlamayı düşünüyordu. Bu devrim aşağıdan yukarıya sosyalizmi örgütleyerek devlet sosyalizmi tehlikesini baştan engelleme anlayışındaydı. Bu yanlış bilincin izdüşümü için 20.yüzyıl reel sosyalizminin ağır faturasını bekleyecekti.
1880 de ifade özgürlüğü kampanyası için mücadeleye girişildi. Morris kampanya sürecinde iki kez tutuklandı. Bir taraftan Commonweal gazetesi ve toplantılarda “başlıca görevimiz” dediği sosyalist yetiştirmek üzere, devrime yönelik eğitim çalışmalarına devam ederken, diğer taraftan kanlı pazar katliamı, limon grevi gibi sistemin şiddetli yüzüyle büyük çatışma ve katliamlara dönüşen eylemlere giriyordu. Bahsettiğimiz pratiklerdeki devletin vahşi tavrı Morris ve arkadaşlarını evrimci değil devrimci sol programa bağlamıştı. İşte bu yüzden Morris yazıldığı günden geleceğe yani 1952’de gerçekleştiğini kurguladığı devrime kadar ki dönemi anlatan, pratiğe yönelik bir ütopya taslağı olarak Hiçbiryer’den Haberler’ i yazdı.
“Bizim için değil, bizim tarafımızdan” şiarını sürekli yineleyen Morris, sosyalist pratiğin başına gelecek olası problemlere o günden çözümler aradı. Örneğin, nüfusun devrimden sonra hiç artmayacak şekilde dondurulmasını kurguladı ki bugünün 8 milyara dayanan dünyasında hala kafa yorulmayan en önemli problemlerden biridir. Eğitime özel bir önem veren Morris komünizmde bildiğimiz tüm eğitim – öğretim kurumlarını kaldırarak gerçek anlamda devrimci bir çözüm getirmişti; yani eğitimin sanata ve hayata dönüşmüş hali.
Ne yazık ki 21.yy’ın başlarında Morris’ in ortaya attığı, içindeki uyarılar gizli öneriler pek fazla hayat şansı bulamadı. Tek ülkede devrim iç savaş, dış saldırılar, bürokrasinin doğuşu, eski toplumun direnci gibi sebeplerle bir türlü Morris’ in düşlediği kısa geçişi sağlamadı. Ama; belki de hala insanlık Morris’in devrimci fikirlerini uygulamayı bekliyor.
“Geçmişi tarihsel olarak eklemlemek, onu 'gerçekte nasıl olduysa öyle' tanımak demek değildir. Bir tehlike anında birdenbire parıldayıp sönen bir anıyı ele geçirmek demektir. Tarihsel maddecilik için önemli olan, tarihsel özneye tehlike anında beklenmedik bir şekilde görünen geçmiş imgesini sımsıkı yakalamaktır. Bu tehlike hem geleneğin içeriğini hem de onu devralacak olanları tehdit eder. Her ikisi için de tehlike birdir: Egemen sınıfların aleti durumuna düşmek. Her dönemde, geleneği onu çiğnemek üzere olan konformizmden koparıp almak için yeniden çaba gösterilmelidir. Çünkü Mesih, sadece kurtarıcı olarak gelmez; Deccal'i alt eden olarak da gelir. Düşman kazanmaya devam ettiği sürece, ölmüş olanlar bile güvende olmayacaktır. Ve bu düşman, kazanmayı sürdürmektedir."
Walter Benjamin (Tarih üzerine Tezler, VI)
2001/2026-İzmir