Osmanlı ve Anarşizm (2): Kahrolsun Sultan, yaşasın Balkan Federasyonu!

smanlı'ya karşı bağımsızlık mücadeleleri sadece ulusal kurtuluşla sınırlı kalmadı. Bu makale, Balkanlar'da 19. ve 20. yüzyılın başlarında, özellikle 1876 Nisan Ayaklanması ve 1903 Ilinden-Preobrazhenie Ayaklanması gibi olaylarda ortaya çıkan komün ve anarşi fikirlerini inceliyor. Bu hareketler, toplumsal eşitlik ve feodalizme karşı duruşlarıyla dikkat çekiyor ve anarşist düşüncenin bölgedeki etkisini gözler önüne seriyor. Panagyurishte ve Strandzha Komünleri gibi kısa ömürlü deneyimler, bu toplulukların devrimci ruhunu ve eşitlikçi ideallerini yansıtıyor.

Osmanlı ve Anarşizm (2): Kahrolsun Sultan, yaşasın Balkan Federasyonu!

Yazan Georgi Khadzhiev

Çeviren Fondukçu

Kahrolsun Sultan, yaşasın Balkan Federasyonu!,

Çevirmenin Notu (W.F.)
Makedonya ve Trakya, 1903. Osmanlı Türk İmparatorluğu çözülme sürecindeydi.
Yüzyıllar boyunca yetkililer sıkı bir el ile hükmetmiş, vergiler ve diğer yükümlülükleri
dayatmış, ancak çoğu durumda tebaaya kendi dillerini konuşma ve kendi dinlerini yaşama
hakkı tanımışlardı. Ancak artık kriz zamanları gelmişti. İmparatorluğun sınırları geri
itilmekteydi ve Osmanlı yönetimi giderek sert ve keyfi hale gelmişti. Kurtuluş mücadelelerinin
hayaleti, güney Balkanlar’daki azalan Osmanlı topraklarını sarmıştı. Nesiller boyunca olduğu
gibi, ayaklanmalar acımasızca bastırılmıştı. Fakat şimdi sanki zaman gelmişti: kasaba ve köy
topluluklarında canlı olan adalet ve eşitlik ruhuyla donanmış köylüler ve zanaatkârlar, feodal
kölelik ve Türk işgalinin ikili kötülüklerinden kurtulmak için bir araya geldiler. İsyancılar için
bu baskı kaynakları eş anlamlıydı. Görünüşe göre Makedonya ve Trakya’daki büyük Slav
nüfus, 1878’de Osmanlı İmparatorluğu’ndan önemli ölçüde özerklik elde etmiş Bulgar
Prensliği’ni, anti-Osmanlı mücadelelerinde bir tür koruyucu olarak görmekteydi. Bulgaristan,
Makedonya ve Trakya’daki devrimciler için lojistik açıdan da önem taşıyordu. Buradan silah
temin ediyor ve doğrudan Türk yönetimindeki bölgelerde sabotaj eylemlerinde kullanılacak
patlayıcıları üretiyorlardı. Daha sonra ayaklanmalar acımasızca bastırıldığında, ağırlıklı olarak
Slav olan isyancılar, Bulgaristan’a askeri müdahalede bulunması için umutsuzca başvurmak
zorunda kaldılar. Bu ayaklanmalar, Ukrayna’da (1918–1921) ortaya çıkan Makhnovist
hareketin sonraki mücadelesi ile kıyaslanabilir, ancak daha az başarılı olmuşlardır.

Bu metin, Georgi Khadzhiev’in 1992’de Sofya’da ARTIZDAT-5 tarafından yayımlanan
“Ulusal Kurtuluş ve Özgürlükçü Federalizm” (Natsionalnoto osvobozhdeniye i bezvlastniyat
federalizum) adlı kitabından bir alıntıdır. 1903’te Makedonya’daki Aziz İlyas Günü
Ayaklanması (Ilinden) ve kısa bir süre sonra Trakya’da dayanışma amacıyla başlatılan
Dönüşüm Ayaklanmasını konu almaktadır. Khadzhiev, özgürlükçü komünalizmin kısa süreli
gelişimini, ayaklanmaların sonuçlarını ve bunlardan çıkarılabilecek tarihsel dersleri ele
almaktadır. Bu metin Khadzhiev’in konuya dair kitabının yaklaşık dörtte biri özgürlükçü
komünalizm veya ulusal kurtuluş teorisi üzerine derinlemesine bir tartışma iddiasında
bulunmamaktadır. Bunun yerine, İngilizce anarşist basında neredeyse hiç ele alınmamış
tarihsel olaylara odaklanmakta ve bu olayların günümüzde anarşist hareket açısından öneminin
değerlendirilmesini açık bırakmaktadır.
Yazar Georgi Khadzhiev, 20. yüzyılın ilk on yılında doğmuştur. Mesleği tarım mühendisi olan
Khadzhiev, Bulgar anarşist hareketinin bir gazisi ve Bulgar ile Avrupa anarşizminin birçok
kilit figürüyle tanışmış bir isimdir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Stalinistler iktidarı ele
geçirdiğinde Khadzhiev sürgüne gitmek zorunda kalmış ve Batı Avrupa’da 40 yıl yaşamıştır.
1989’daki Doğu Bloku değişikliklerinin ardından Bulgaristan’a dönmüş ve çalışmalarına
devam ederek kırk kitabından bazılarını yayımlamıştır. 1996’da doksan yaşında vefat etmiştir.
W.F. (çevirmen)
Makedonya’daki Aziz İlyas Günü Ayaklanması
1903 yılındaki Aziz İlyas Günü ayaklanması, Makedonya’daki devrimci hareketin tarihi
açıdan en önemli olaylarından biridir; bu, katılımcı sayısı, süresi ve örgütlenme düzeyi
açısından olduğu kadar, Osmanlı İmparatorluğu ve ötesindeki sonuçları açısından da geçerlidir.
Bu nedenle, Makedonya ve Trakya’daki anti-Osmanlı özgürlük mücadeleleri tarihinin
incelenmesinde daha fazla dikkat gerektirmektedir.
Olayların ve arka planlarının sunumu, dönemin devrimci hareketine dair kapsamlı bir çalışma
iddiasında bulunmamaktadır. Birçok yazar Aziz İlyas Günü ayaklanması üzerine eserler
yazmış ve konu iyi bir şekilde incelenmiştir. Ancak 1903 devrimci olaylarına yönelik ilgi
neredeyse tamamen Aziz İlyas Günü ayaklanması üzerine odaklanmıştır. Trakya’daki
Dönüşüm (Preobrazheniye) ayaklanmasının Makedonya’daki ayaklanma ile ayrılmaz bir
bağlantısı olduğu, çünkü bu ayaklanmanın Makedonya’daki ayaklanmaya dayanışma amacıyla
ve hareketin liderliğiyle tam mutabakat içinde başlatıldığı sıklıkla göz ardı edilmektedir.
Bu eksiklik nedeniyle burada Dönüşüm ayaklanmasına daha fazla dikkat verilmektedir.
Amacımız, anarşistlerin devrimci hareketteki katılımını göstermek ve daha ayrıntılı
incelemektir. Ana liderliğini anarşist Mikhail Gerdzhikov’un üstlendiği Dönüşüm
ayaklanması, hareketin bütünü içerisindeki özgürlükçü ruhun daha kapsamlı ve doğru bir
resmini sunmaktadır.
Bir ayaklanma veya devrim söz konusu olduğunda, yalnızca karşıt güçler arasındaki belirleyici
mücadele dönemiyle ilgilenmek doğru değildir. Her devrim ve her ayaklanma, bir dizi birbirine
bağlı gelişmeyi takip eder. Bu, devrim veya ayaklanmaya yol açan tüm olaylar ve önkoşulların

incelenmesini gerektirir. Burada, daha önce belirtildiği gibi, tamamen akademik derinlikte bir
inceleme yapılmamaktadır; çünkü amaçlarımız farklıdır.
Ayaklanmanın arifesinde yaşanan olaylarla başlayalım. Makedonya’daki Bitola bölgesinin
devrimci hareketi kongresinde, Smilovo köyünde alınan karar, sınırlı ölçekte bir ayaklanmanın
gerilla taktiklerine dayanarak başlatılması yönündeydi tam ölçekli bir halk ayaklanması fikri
reddedildi. Kongre, gerçek anlamda demokratik bir toplantıydı. Başlangıçta 32 delege hazır
bulunmuş, kongre sonunda bu sayı 50’ye yükselmiştir. Gündemin ilk maddesi, Makedonya’nın
farklı bölgelerinden ayaklanma hazırlıklarıyla ilgili raporların dinlenmesi ve tartışılmasıydı.
Delegelerin çoğunluğu, halkın henüz hazırlıklı olmadığını düşündükleri için tam kapsamlı bir
ayaklanmanın başlatılmasına karşıydı. Kongre başkanı Damyan Gruyev, ayaklanma
konusunun olumlu şekilde çözüldüğünü ilan etmiş ve gündemin bir sonraki maddesine
geçmiştir. Seçilen sınırlı ayaklanma biçimi için pratik hazırlıklar.
Delegeler, henüz verimli ve işleyen bir örgütlenmenin kurulmadığı ve halkın tam ölçekli bir
ayaklanmayı başlatacak kadar silahlanmadığı görüşündeydi; bu nedenle gerilla taktiklerinin
kullanılması kararlaştırılmıştır. Ayaklanmanın gerçekleşeceği bölgelerde milis birlikleri
kurulmuş ve sivil halkın katılımı olmaksızın önceden hazırlanmış bir plana göre faaliyet
göstereceklerdi. Daha büyük ölçekli operasyonlar için milislerin daha küçük birimlere
ayrılabilmesi öngörülmüştür; bu aynı zamanda yiyecek teminini kolaylaştıracak ve yer altına
geçmelerini sağlayacaktır.
Her devrimci hareketin operasyonel bölgesinde güç, “İsyancı Komuta” adı verilen milis
liderliğine verilmiştir. Bilgi alışverişi ve daha iyi örgütlenme ile tedarik kolaylığı için şehirlerde
koordinasyon ofisleri kurulmuştur. Bölgeler alt bölgelere ayrılmıştır. Kongre, genç ve kıdemli
subaylar arasından her bölgede isyancı koordinatörlere askeri eğitim verecek kişileri atamıştır.
Rezerv subayı Boris Sarafov ve genç rezerv subayı Nikola Dechev tarafından bir “Ayaklanma
Disiplin Tüzüğü” hazırlanmıştır.
Kongre, ayaklanmanın hazırlıklarını yönlendirmek ve ayaklanmayı bizzat yönetmek üzere
Damyan Gruyev, Boris Sarafov ve A. Lozanchev’den oluşan bir Genel Kurmay seçmiş
gerektiğinde G. Popkhristov, P. Atsev ve L. Poptraykov yardımcı olarak görev alacaklardır.
Merkezi Komite, İç Makedonya Devrimci Örgütü (IMRO) ve diğer bölgelerle mutabakat
içinde, Genel Kurmay’a ayaklanma tarihini belirleme görevi de verilmiştir; bu tarih, yeterli
hazırlıkların yapılabilmesi ve gıda stoklarının biriktirilmesi amacıyla Temmuz ortasından önce
olamaz.
Smilovo kongresinden hemen sonra, Gruyev ve Sarafov, Dechev’in komutasındaki 20 kişilik
sözde bir kurmay birliğiyle Bitola bölgesini denetlemek üzere bir tur düzenlediler. Ohrid
bölgesinden Resen, Kostur ve Demikhasar bölgelerine giderek yerel çatışmaları ve yanlış
anlamaları çözdüler ve isyancıların yeterli şekilde örgütlenmesini ve silah, gıda, tuz, ilaç ve
diğer temel ihtiyaçların temin edilmesini sağlamakla görevli kişileri atadılar.
Vurgulanmalıdır ki, ayaklanmada kullanılan silahların ve diğer askeri malzemelerin büyük bir
kısmı Türklerden sağlanmış, özellikle Türk ordusunun ambar ve kışlalarından alınmıştır.
Ayaklanmanın askeri hazırlıkları o kadar kapsamlıydı ki, isyancılar kendi aralarında iki

“taraf”la manevralar düzenlemişlerdir; bunlardan biri Dechev, diğeri ise rezerv subayı Stoykov
tarafından yönetilmekteydi.
Başlangıçta ayaklanmanın 1903 baharında başlatılması planlanmıştı; ancak o yılın Ocak ayında
Sofya’da devrimci aktivistlerle yapılan bir toplantıda, bunun ertelenmesi gerektiği
anlaşılmıştır. Bir sonraki kongre 28–30 Haziran 1903 tarihlerinde Petrova Niva’da
yapıldığında, Makedonya’daki ayaklanmanın kesin tarihinin 10 Temmuz olacağı netleşti.
Trakya’daki Odrin bölgesinde devrimci hareket hâlâ ayaklanmaya hazır olmadığından,
Gerdzhikov telegrapfla ayaklanmanın başlangıcının Ağustos’a ertelenmesini talep etmek üzere
görevlendirildi ve talep kabul edildi.
IMRO’nun Merkezi Komitesi ve Sofya’daki sürgün ofisi ile mutabakat halinde,
Makedonya’daki Genel Kurmay ayaklanmanın tarihini 20 Temmuz (eski Julian takvime göre
2 Ağustos) olarak belirledi bu tarih Aziz İlyas dini bayramına denk gelmekteydi ve
ayaklanmaya adını verecekti. Karar 15 Temmuz’da halka duyuruldu ve tüm bölgelere iletildi.
Sır, son ana kadar başarıyla saklandı ve ayaklanma başladığında Türk yetkililer şaşkınlık içinde
kaldı.
IMRO’nun Merkezi Komitesi, temsilcileri aracılığıyla yurt dışında geniş biçimde dağıtılan bir
bildiri yayımlayarak eylemlerini Büyük Güçler ile Bulgar ve yabancı basına açıklamıştır:
“Mohammedanların sınırsız şiddeti ve otoritelerin sistematik baskısı, Makedonya ve
Trakya’daki Hristiyan nüfusu silahlı özsavunmaya yöneltmiştir. Tüm barışçıl çözüm yolları
tüketilmiştir. Avrupa’nın geri kalanını, Makedonya ve Trakya nüfusunun statüsünü çözmek
için müzakereler yoluyla müdahale etmeye çağırıyoruz. IMRO, ayaklanma ile ilgili tüm
sorumluluğu reddeder ve halkın mücadelesini amaçları tamamen gerçekleştirilene kadar
destekleyeceğini ilan eder. Görevimizin farkındayız ve bu bize güç veriyor; medenî dünyanın
sempatisini kazandığımızı bilmek de bize güç veriyor.”
Genel Kurmay bildiride şunları vurgulamıştır:
“Zulme ve insanlığa karşı silahlanıyoruz; özgürlük ve insanlık için savaşıyoruz; davamız bu
nedenle herhangi bir ulusal veya etnik farklılıktan daha yücedir. Bu nedenle Sultan’ın karanlık
İmparatorluğu’nda acı çeken herkesle dayanışmamızı ifade ediyoruz. Bugün yalnızca tüm
Hristiyan nüfus acı çekmiyor, sıradan Türk köylüler de acı çekiyor. Tek düşmanımız, bize silah
kullanan, ihanet eden veya biz isyancılar yerine çaresiz yaşlılara, kadınlara ve çocuklara
misilleme yapan Türk yetkilileridir. Bu düşmanlarla savaşacak ve tüm haksızlıkların intikamını
alacağız!”
Ayaklanma gününde, Genel Kurmay üyeleri Smilovo’nun yukarısındaki tepelerde yerel

isyancılarla buluştu. Toplanan herkesin -köylüler ve zanaatkârlar, öğretmenler ve subaylar-
önünde, köy papazı kırmızı bayrağı kutsadı. Akşama doğru çanlar çalındı ve ayaklanmanın

başladığını bildirmek için balyalar ateşe verildi. 23 Temmuz’dan itibaren üç gün süren
çatışmalar ve kuşatma sonucunda Smilovo isyancılar tarafından ele geçirildi ve silahlı bir üs
haline getirildi. Yaklaşık 2.000 kişilik nüfus yakın tepelerdeki yerlere taşındı, kulübeler
kuruldu, mutfaklar oluşturuldu ve fırınlar yapıldı. Gıda ve sağlık hizmetleri organize edildi.
Tüm nüfus özel mülkiyetten vazgeçti.

Bitola bölgesinde, devrimci hareketin sayıca en güçlü, en iyi örgütlenmiş ve en iyi silahlanmış
olduğu bölgede, ayaklanmanın ilk gecesi ve takip eden günlerde yedi farklı nokta hedef alındı.
Kışlalar ve karakollara saldırılar düzenlendi, Bitola’dan Resen’e giden ana yol üzerindeki
köprüler havaya uçuruldu, telgraf hatları kesildi ve tüm Vali kuleleri ateşe verildi. İsyancıların
taktikleri, sivil nüfusu tehlikeye atmamak ve silah kullanımını ekonomik hâle getirmekle
yakından bağlantılıydı. Bu aşamada kayıplar ağırlıklı olarak Türkler arasında olmuştur.
Ayaklanma, Bulgar, Yunan ve Arumeni nüfusun bir arada yaşadığı Krushevo’da en başarılı
oldu. 20 Temmuz gecesi ve 21 Temmuz sabahında, kasaba 800 isyancı tarafından kuşatıldı ve
saldırıya uğradı. Kasaba hızla düştü. Üç kilisenin çanları çaldı ve Türk direnişi bastırıldı;
şafakta yalnızca 60 Türk askeri hâlâ kışlada direniyordu. Hükûmet kurumları ele geçirildi ve
kasabanın halkı coşku içindeydi. “Tanrı özgürlüğümüzü korusun!” diye sevinçle bağırdılar.
22 ve 23 Temmuz’da bir grup Türk askeri ve başıbozuk, Krushevo’yu geri almak için başarısız
bir girişimde bulundu. 22 Temmuz’da, Sosyalist ve öğretmen Nikola Karev’in başkanlığındaki
“İsyancı Komuta”, tepelerden kasabaya indi ve yaklaşık 60 kişilik etkili kasaba figürleri ile
toplantı yaptı. Üç etnik grubun temsilcileri de dahil. Altı üyeli bir komisyon seçildi: ikisi
Bulgar, ikisi Arumeni, ikisi Yunan. Bu “Geçici Hükümet”, özgür kasabanın yönetiminden
sorumlu kılındı. Altı bölüm kuruldu: yargı, tedarik, maliye yönetimi, polis gücü, gıda temini
ve sağlık hizmetleri; faaliyetleri Geçici Hükümet üyelerinin sorumluluğundaydı. Bulgar
okulunda bir hastane kuruldu ve bir Arumeni doktor sorumlu atandı. Kasabadaki eyerci
atölyeleri derhal köylü ayakkabıları, mermi kemerleri ve tüfek kayışları üretmeye başladı.
Küçük bir dökümhane kuruldu, mermiler üretildi ve tüfek ile tabancalar onarıldı. İki değirmen,
dağlardaki ambarlardan ve depolardan getirilen buğdayı öğütmek için 24 saat çalıştı ve sonra
hem halk hem de isyancılar arasında dağıtıldı.
“Hükümet”, eski Osmanlı yetkililerinin ailelerine özel evler ve gıda temini sağladı. Çevredeki
Müslüman köylere tarafsız kalmaları ve sakin olmaları için çağrı yapıldı. Vurgulandı ki,
isyancıların mücadelesi “milliyet ve inanç gözetmeksizin tüm Makedonyalıların özgürlüğü
için” idi.
Tüm üç kilisede -Bulgar, Yunan ve Arumeni- özel bayram ayinleri düzenlendi. Katılanlar
arasında “Geçici Hükümet” ve Genel Kurmay üyeleri de vardı.
Aynı gün devrim mahkemesi, bir Bulgar ve dört Yunan olmak üzere beş hain hakkında idam
cezası verdi.
“Krushevo Cumhuriyeti” açıkça sosyalist nitelikteydi. Farklı etnik gruplar arasında karşılıklı
anlayış ruhu vardı ve etkin yönetim, nüfusun güvenliğini ve adaleti sağlarken aynı zamanda
tam özgürlüğü de mümkün kıldı. Ancak özgürlük güneşi yalnızca 10 gün boyunca parlayacaktı.
Demirkhisar bölgesinde yaklaşık 1.000 organize isyancı bulunuyordu. Görevleri arasında vali
kulelerini yakmak, Türk garnizonlarına saldırmak ve iletişim hatlarını tahrip etmek veya
kesmek yer alıyordu. Zaferle ilerleyen bir yürüyüş sırasında birçok köy ele geçirildi ve her
yerde köleleştirilmiş nüfusun özgürlüğü ilan edildi. En güvenli kabul edilen dört köy, gıda
temin merkezleri olarak seçildi. Yiyecekler burada depolandı ve isyancılar ile halk için yiyecek

hazırlandı. Boş kartuşlar barutla dolduruldu ve isyancılar için giysiler dikildi. Erkek ve
kadınlardan oluşan birlikler, tepelerden vadilere inerek tarlalardaki hasadı topladı. Türk
güçleriyle çok sayıda fakat dağınık çatışmanın ardından, 22 Temmuz’da bir ateşkes başladı ve
5 Ağustos’a kadar sürdü. Karışık ve Türk köyleriyle temaslar kuruldu ve karşılıklı saldırmazlık
anlaşmaları sağlandı.
Kostur bölgesine ayaklanma haberi çok geç ulaştı ve yavaş yayıldı. Ayaklanmanın başlaması
biraz zaman aldı; ancak burada, tüm bölgeler arasında en geniş çapta patladı. Bölgenin kuzey
kesimlerinde tüm nüfus ayaklandı. Yerel isyancı komuta inisiyatifi ele aldı. Hızlı ve sert
darbelerle bölgedeki zaferi sağladı. Klisura kasabası, 23 Temmuz’dan 14 Ağustos’a kadar
toplam 20 gün boyunca isyancıların elindeydi.
Lerin bölgesinde ayaklanma için hazırlıklar en yetersizdi. Bu bölgede yaklaşık 500 organize
isyancı vardı, köy başına 10–20 kişi civarında; burada kongrenin gerilla tipi ayaklanma kararı
en sadık şekilde uygulanmıştır. Nüfus köylerde kaldı ve ayaklanma, ilk gece çeşitli sabotaj
eylemleri ile sınırlı kaldı: Lerin ile Bitola arasındaki telgraf hatları kesildi, yol ve demiryolu
köprüleri tahrip edildi, mülklerdeki vali kuleleri ateşe verildi. Ancak otoritelerin önleyici
baskısı, burada ayaklanmayı ezdi ağır bir yenilgi yaşandı.
Ohrid bölgesinde ayaklanmanın sonuçları en hayal kırıklığı yaratan oldu. Bir yandan nüfusun
doğal eğilimi ve kararlılığı ayaklanma için uygundu. Ama diğer yandan Arnavutluk’a olan
yakınlık ki Arnavutlar Makedonlara olumsuz bakıyordu , uzak bölgelerde Bulgar nüfusunun
azlığı ve isyancıların çok zayıf silahlanması, Ohrid’deki devrimci liderleri cesaretlendirmedi.
Genel plana göre kararlaştırılan görevler yerine getirildi, ancak kayda değer bir askeri başarı
elde edilemedi. Aziz İlyas Günü doğduğunda, kasaba Türkçe posterlerle doluydu; Türk
nüfusuna tarafsız kalmaları çağrısı yapılıyor ve devrimci mücadelenin onlara değil, Osmanlı
yönetiminin zulmüne karşı olduğu açıklanıyordu. Bu, gelişmelerden çok korkan Türk nüfusunu
yatıştırmaya yardımcı oldu. Bölgenin baş yöneticisi, Bulgarlar’a hoşgörü gösterdi ve aynı
zamanda fanatik Türk milliyetçilerini sıkı kontrol altında tuttu. Böylece kasabadaki durum
görece sakin kaldı, ancak aynı zamanda Ohrid’deki yerel devrimci liderlerin devrim coşkusu
da azaltıldı. Uzak bölgelerde vahşet eylemleri gerçekleştirildi; bu durum, liderliğin yaptığı
hatalarla birleşince ayaklanmanın ölçeğini ve başarısını sınırladı. Ohrid ile Bitola, Kichevo,
Debar, Elbasan ve Korça arasındaki iletişim hatları kesildi, vali kuleleri ateşe verildi, köylerde
valiler, kasaba habercileri ve Türk yetkililer yakalanıp dövüldü. Saf askeri açıdan bakıldığında,
isyancılar oldukça iyi hazırlıklıydı oldukça sayıda küçük silahlı çatışmaya katıldılar ve önemli
kayıp vermediler.
Kichevo bölgesinde yalnızca dağlık alanların nüfusu ayaklanmaya katıldı. Diğer bölgeler
büyük ölçüde Sırp propagandasının etkisi altındaydı ve nüfus pasif kaldı. Kichevo’da sabotaj
eylemlerine ek olarak büyük bir gösteri de düzenlendi. 20 Temmuz’da şehir, toplamda yaklaşık
500 kişiden oluşan üç isyancı birliği tarafından kuşatıldı. “Yaşasın” sloganları atılıp işaret
fişekleri ateşlenerek, kasabanın hemen dışında konuşlanmış Türk askerleri arasında panik ve
karışıklık yaratıldı. Yarım saat sonra, sayıca yeterli olmadıklarını ve şehri almak için yeterli
şekilde silahlanmadıklarını anlayarak, isyancılar dağlara çekildi. Bu gösteri, Türk işgali
altındaki kasabada korku yaymakta başarılı oldu.

Ayaklanmanın ilk günlerinde çoğu çatışmada, isyancılar yüksek hareket kabiliyeti ve sürpriz
unsuru sayesinde kısa süreli başarılar elde etti. Küçük dağılmış milisler yerine çok daha büyük
birlikler hâlinde hareket ettiler ve buna rağmen hızlı bir şekilde konuşlandırıldılar.
Prilep bölgesinde ayaklanma olmadı. Bunun nedeni, hem Bulgar sınırına hem de silah
tedarikinin büyük ölçüde sağlandığı eyaletlere olan uzaklığıydı. Khristo Silyanov’un
ayaklanma çalışmasında, Prilep bölgesinde ayaklanma sırasında bulunan büyük devrimciler
Dzhordzhe Petrov ve Pere Toshev’in davranışları da kısmen açıklayıcıdır. Bir diğer sebep ise,
ayaklanmadan önce meydana gelen bir olayın Türk birliklerini alarma geçirmesidir.
Aziz İlyas Günü’nde, isyancı milisler Prilep’den Bitola ve Veles’e telgraf hatlarını kesti ve
Grasko, Kichevo, Krushevo ve Veles yollarındaki köprüleri tahrip etti. 23 Temmuz’da bir
köyde kışlaya ve belediye binasına saldırdılar.
Selanik bölgesinde, Makedonya’nın en büyük bölgesi olan ve devrimci hareketin Selanik,
Sérrai ve Dráma örgütlerini kapsayan bölgede, yerel liderlik ayaklanmaya karşıydı; bunun
nedeni IMRO aktivistleri ile örgütteki merkezci kişiler arasında anlaşmazlıklar ve hatta açık
düşmanlıktı. Geçici bir uzlaşmaya rağmen ilişkiler hâlâ soğuktu ve burada yürütülen
operasyonlar genel olarak iyi koordine edilmedi. Sadece devrimci milisler aktif rol oynadı
yerel nüfusa herhangi bir faaliyet göstermemeleri ve yalnızca devrimcilere yardım etmeleri
tavsiye edildi. Gerçekleştirilen operasyonların çoğu sabotaj saldırılarıydı; bunların en önemlisi
Temmuz sonunda Gevgelia yakınında 900 m’lik bir demiryolu hattı ve demiryolu köprüsünün
tahrip edilmesiydi. Selanik’te bombalamaların ardından uygulanan baskı, ayaklanmanın
burada yayılmasını da önemli ölçüde sınırladı.
Skopje bölgesinde, baş lider Nikola Pushkarov daha sonra saygın bir Bulgar toprak bilimciydi
ve ayaklanma çoğunlukla sabotaj şeklinde gerçekleşti. 1 Ağustos’ta bir dinamit saldırısı 32
vagonlu bir askeri trenin raydan çıkmasına neden oldu. Bu bölgedeki istisna, Razlozhk
çevresinde, nüfusun ayaklanmaya aktif olarak katıldığı alandı. Ayaklanmanın bastırılmasından
sonra burada uygulanan baskı özellikle sert oldu.
Sérrai bölgesinde, milislerin faaliyeti büyük pratik öneme sahipti. Milisler, Bitola bölgesindeki
ayaklanmayı isyancı faaliyetlerin ana odağı önemli ölçüde destekleyen 20.000 Türk askerini
meşgul etti.
Ayaklanma, isyancı milisler ile Osmanlı ordusu birlikleri arasında çatışmalarla birlikte
gerçekleşti ve ayaklanma Eylül–Ekim 1903’te bastırıldıktan sonra bile, yıl sonuna kadar
aralıklı çatışmalar devam etti. Ayaklanmanın doruk noktasında, yaklaşık 14.000–16.000
isyancı[6] eski tüfekler, baltalar, sopalar ve çapa saplarıyla donanmış şekilde, modern silah ve
teçhizatlı Osmanlı ordusu (200.000–300.000 asker) karşısına çıktı. Bir diğer sorun ise,
operasyonların genel olarak kötü koordine edilmesi ve etkili bir ortak komutanlığın
eksikliğiydi. Hareketin en sorumlu liderleri bu sonucu öngörmüş ve tam da bu nedenle
ayaklanmanın erken başlatılmasına karşı çıkmışlardı. Strateji açıktı askeri uzmanların
önerilerine karşın, büyük kasaba ve şehirler hedef alınmadı. Uluslararasıcı bakış açılarına
rağmen, isyancılar her zaman tüm etnik gruplardan insanların güvenini ve desteğini

sağlayamayabiliyordu. Özgürleştirilen bölgelerde yeni ve daha adil bir yaşamın temelleri
atılmıştı, ancak devrimi korumak için gerekli her şey yapılmamıştı.
Bitola bölgesinde 150 çatışmada 746 isyancı öldü. Selanik bölgesinde 38 çatışma yaşandı ve
109 isyancı hayatını kaybetti. Skopje bölgesinde yalnızca 15 çatışma gerçekleşti, ancak 93
isyancı kaybı yaşandı. Her bölgede ayaklanma yenilgiyle sonuçlandı ve bu yenilgi, sivil nüfusu
en ağır şekilde vuran korkunç misillemelerle takip edildi. Dört isyancı operasyon bölgesinde
Bitola, Selanik ve Skopje bölgeleri ile Thrace’deki Odrin bölgesi 16’dan fazla alan etkilendi:
201 köy yakıldı, 12.400 ev kül oldu. 4.694 kişi katledildi, 3.122 kişi tecavüze uğradı ve 176
kadın ve kız çocuğu kaçırıldı. 70.835 kişi evsiz kaldı[7], 30.000 mülteci ise özerk Bulgar
Prensliği’ne kaçtı.
9 Eylül 1903’te Damyan Gruyev, Boris Sarafov ve Lozanchev umutsuz durumu görüşmek
üzere bir araya geldiler. Bulgar hükümetine gönderilecek bir açıklama hazırladılar; bu
açıklama, Bitola’daki Bulgar misyonu aracılığıyla Sofya’ya ulaştırıldı. Açıklamada şunlar
yazılıydı: “Burada halk hareketinde lider pozisyonlarına getirilmiş olarak, mağdur Bulgar
nüfusunun adına size başvuruyoruz ve mümkün olan en etkili şekilde askeri müdahale yoluyla
yardımınıza gelmenizi talep ediyoruz”[8]
On gün sonra Genelkurmay, tüm devrimci faaliyetlerin durdurulmasına karar verdi. Düzenli
milisler dışında tüm isyancı birlikler feshedildi.
Preobrazheniye Ayaklanması ve “Strandzha Komünü” Bulgaristan’daki ilk
özgürlükçü komün
Gerdzhikov, Petrova Niva kongresince kendisine verilen görevi yerine getirdikten ve
Makedonya’daki ayaklanmanın ertelenmesini sağladıktan sonra artık ayaklanma 10 Temmuz
yerine 20 Temmuz’da gerçekleştirilecekti sabotaj eylemlerini örgütlemeye ve silah temin
çalışmalarına başladı. Kurnaz bir gerekçe altında, ailesini Plovdiv’deki evlerinden ayrılmaya
ikna etti ve ardından evi zaman ayarlı bombaların üretimi için merkezi bir atölyeye dönüştürdü;
yokluğunda Vasil Paskov işlerin ilerlemesini takip etti.[9]
Makedonya’daki ayaklanmanın ertelenmesi, Thrace’deki ayaklanmanın hızlanmasına olanak
sağladı. Kesin tarih henüz belirlenmemişti, ancak acele edilmesi gerekiyordu. Mevcut sınırlı
süre planlanan bir ayaklanmadan diğerine yalnızca beş hafta vardı yoğun bir çalışma
temposunu gerektiriyordu. Tüm milisler ve sorumlu üyeleri aktif olarak çalışıyor ve kongrede
kararlaştırılan plana uygun şekilde hazırlıklarını sürdürüyorlardı. Hazırlıklar başladı. Köylüler
özgürce yerel komünler oluşturdular; toprak ve hayvanlar ortak mülkiyet haline getirildi. Hasat
hep birlikte toplandı ve ardından depolama ve işleme başladı bu hem isyancılar için yiyecek
hem de halk için ekmekti.[10]
1902 sonu ve 1903 başında Thrace’de köy milisleri, yani “ölüm timleri”, ayaklanma
milislerinin ve ajitasyonla uğraşanların çalışmalarını desteklemek için kuruldu. Artık
Strandzha’nın orman ve çayırlarında 24 saat süren eğitim ve kamp hayatına alışmışlardı.[11]
Bu eğitimin özel amacı, gece operasyonlarına hazırlık yapmaktı. Geri kalan nüfus kadınlar,
çocuklar ve yaşlılar mülkiyet sınırlarını önemsemeden tarımsal çalışmalara adandı. Her şey,

hem milislerin hem de halkın ortak tüketimi için hazırlanıyordu. Gerçek bir komün hayatı
başlamıştı. Bu yeni düzen, özgürlükçü fikirlerin etkisiyle doğal ve spontan bir şekilde doğmuş,
samimiyeti hareketin liderlerini de etkilemişti. Elbette bu yeni düzen isyancı bölgelerde
herkese çekici gelmemişti, ama kimse direnmedi bazıları hırslarından, bazıları yeni kazanılmış
coşkularından, bazıları ise özellikle zengin çiftçiler, çünkü mücadele eden halktan
çekiniyorlardı: artık halkın iradesi belirleyici olmuş ve halkın karşısında herhangi bir zorbalık
veya kaba güç kullanmak hem yersiz hem de talihsiz olurdu.
Petrova Niva kongresi, Thrace’deki ayaklanmayı ilan etme kararını sadece başarıyı garanti
etmek için değil, Makedonya’daki ayaklanmaya dayanışma göstermek ve Türk ordusu
birliklerinin buraya transferini engellemek amacıyla aldı.
Hazırlıklar her yerde yürütüldü, ancak en önemli ve başarılı operasyonlar, ayaklanmanın büyük
boyutlar kazandığı isyancı operasyon bölgesi no. 1 Malko Turnovo, Lozengrad ve Bunarkhisar
bölgelerinde gerçekleştirildi. Hazırlık çalışmaları sessiz ve gizlilik içinde sürdürüldü, ancak
genç yaşlı, erkek kadın herkes işin içindeydi. Özellikle kadınların katılımına dikkat
çekilmelidir; büyük kahramanlık ve cesur eylemleriyle anılmayı hak ediyorlar: ayaklanmadan
önce hasadı topladılar ve köyler ile milisler arasında haberci olarak görev yaptılar. Silahları
gizlediler ve taşıdılar; köylerde, ormanlarda ve dağlarda özgürlük savaşçılarına yiyecek temin
etmek için çalıştılar. Tüm hareket boyunca bir kadının ihaneti söz konusu olmadı, en ağır
zorlamalar ve işkenceler altında bile. Kadınların bir diğer büyük katkısı ise devrimci
bayrakların özenle tasarlanması ve üretilmesiydi; bu, devrim davasına olan temel bağlılıklarını
gösteriyordu.[12] Bu gizli kahraman kadınların çoğu, insanları ve silahları gizleme, aramalarda
sırları saklama veya sorgu altında sır tutma gibi zor durumlarda olağanüstü sezgi, kararlılık,
özdenetim ve beceri gösterdiler.
Thrace’deki hareketin bir diğer özelliği de liderliğinde çok sayıda entelektüel bulunmasıydı.
D.N. Katerinski, muhtemelen bir anarşist olmayan, şöyle yazıyor: “Hareketin liderlerinin çoğu,
devrimci doğrudan eylem yanlısıydı ve halkı Türk siyasi egemenliği ve feodal baskıdan
kurtarmanın yollarını bulmaya kendilerini adadılar.”[13]
Katerinski’ye göre, Thrace’deki devrimci aktivistler hareketin özerkliğini, merkezcilerin ve
Bulgar hükümdar Ferdinand’ın ajanlarının müdahale girişimlerine karşı korudular. Hareketin
bağımsızlığı, “ilerici liderler tarafından korundu” ve gerekirse kendi hayatlarını riske atmaktan
çekinmediler.
Ayaklanmanın başlatılmasından önce birkaç öngörülemeyen olay, sürpriz unsuru tehlikeye
atacak gibi görünüyordu. Ancak sonuçta bu olaylar olumlu etki yaptı halkın savaş ruhunu
yükseltti ve ayaklanmaya hazırlıkların daha sağlam bir şekilde pekişmesini sağladı. Örneğin
20 Mart 1903’te Brashlyan köyünde, Pano Angelov komutasındaki milisler Türk birlikleri
tarafından kuşatıldı. Bir çatışma çıktı; komutanın kendisi ve Gerdzhikov’un yakın arkadaşı,
cesur devrimci Nikola Ravashola öldü. Türkler onları gömmekle uğraşmadı; isyancılar
cesetleri Malko Turnovo’ya götürüp defnetti ve tüm kasaba cenaze törenine katıldı. Devasa
geçit töreni etkileyiciydi ve Osmanlı yetkililerine net bir mesaj verdi; ölen devrimcilere
gösterilen yaygın saygı yetkilileri şaşkına çevirdi. Halk, iki ölü için bir şarkı besteledi ve bu
şarkı ayaklanmanın genel şarkısı haline geldi, bugün hâlâ söylenmektedir:

Artık Dolunay çıktı
Yeşil orman üzerinde,
Bütün Strandzha ezilenler
Yeni bir kahramanlık şarkısı söylüyor.
Köye mermiler yağıyor,
Pahalı kan seller gibi akıyor,
Pano düşüyor, Ravashola düşüyor,
Oğullarımız ormanda ölüyor.”[14]
Preobrazheniye ayaklanmasına hazırlıkların bir diğer yönü, Gerdzhikov tarafından sürdürülen
sözde “ölüm timleri”nin kurulmasıydı. Thrace’deki bu “ölüm timleri”, Makedonya’daki köy
milisleriyle aynı değildi. Özel görevleri, hainlerle ilgilenmek ve verilen cezaları uygulamaktı.
Operasyonları örgüte büyük prestij kazandırdı ve ayaklanma sırasında devrimci ordunun
çekirdeğini oluşturdular halkın silahlanmış gerçek bir ifadesiydi ve hiçbir otoritenin askerî
aracı değildi.
St. Elijah Günü Ayaklanmasının Başlangıcı ve Gerdzhikov’un Rolü
St. Elijah Günü ayaklanmasının başlangıcında, Preobrazheniye Ayaklanması’nın baş
lideri Gerdzhikov Bulgaristan’da bulunuyordu. Burada Mikhail Dayev’e, Varna’ya gidip yeni
milisler toplamayı görevlendirdi. Ardından Türkiye’ye geçti; Burgas ve Vurgari üzerinden
Pikinkhor dağlarındaki Golyamo Kokorafi köyüne ulaştı ve burada “Öncü Savaş Gövdesi”nin
diğer üyeleriyle buluştu. Toplantıları 28–30 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşti; Petrova
Niva kongresinin üzerinden bir ay geçmişti. Stamat Ikonomov, Lazar Madzharov ve Khristo
Silyanov da toplantıda hazır bulundu. Ayaklanmanın 5–6 Ağustos gecesi Hristiyanların
Preobrazheniye (Transfigürasyon) festivali başlatılması konusunda anlaşmaya varıldı.
Gerdzhikov anılarında şöyle açıklıyor:
“Kongre bize ne yapmamız gerektiğine dair kesin bir yetki vermemişti ayaklanmayı örgüt
içinde müdahale etmeden yönetmemiz gerekiyordu. Bunu pratik bulmadık. Önerim, her
birimizin örgütün ana güç bölgesinin ötesinde bağımsız bir eylem üstlenmesi yönündeydi ve
bu fikir kabul edildi. Genel operasyon planını bireysel komutanlara bıraktık. Onlara büyük
özerklik tanındı; tek şart, saldırılarının Türkleri iyi bir şekilde ürkütmesi ve geri çekilmek
zorunda kaldıklarında öncelikle halkın güvenliğini sağlamalarıydı.”
Madzharov, Lozengrad ve Malko Turnovo arasında stratejik öneme sahip, Türk askerlerinin
bulunduğu Derinkyoy köyünü seçti; Ikonomov, yine garnizon bulunan Yunan köyü
Uzunkyoy’u seçti; Gerdzhikov ise iki kışlası olan liman kenti ve bölge merkezi Vasiliko’yu
seçti.

Operasyonların iyi koordine edilmesi ve eş zamanlı başlatılması için, her komutana aynı marka
bir saat verildi. Saldırılar; askeri birlikler ve garnizonlar, gözetleme kuleleri ve nöbet noktaları,
karakollar, baskı için kullanılan bashi-bazouklar, trenler ve tren istasyonları, tüneller ve
köprüler, bankalar, postaneler ve telgraf hatlarını hedef alacaktı. Ayaklanmanın başlangıcını
işaret etmek için Igneada fenerinin imha edilmesi planlanan büyük bir patlama yapılacaktı.
Aynı gece, sınır boyunca Bulgar etnik köylerindeki birçok köy komutanına, Odrin bölgesindeki
Türk sınır karakollarını yakma görevi verildi Karadeniz’den Maritsa Nehri’ne kadar. Türk
askerleri geri püskürtülecekti.
Yerel komutanlar bu taleplere yanıt olarak hangi operasyonları gerçekleştireceklerini ilan
ettiler. Bir istişare toplantısında, bölgedeki Türk köyleriyle nasıl ilişki kurulacağı sorusu da
çözüldü. Karar, Mukhadzhirlerin ayrıcalıklı Türk kolonistlerin köylerinin yakılması, ancak
silahsız Türkler veya direniş göstermeyenler için başka zarar verilmemesi yönünde alındı.
Genel olarak örgüt, hareketin çok etnikli karakterini teşvik etmeye çalıştı. Lozengrad ile Odrin
arasındaki köylerden birçok Gagauz Türkçe konuşan Hristiyan bir halk devrimci örgüte
katıldı.
O dönemde çok önemli bir konu üzerinde fikir birliğine varmak oldukça zordu Malko
Turnovo’ya saldırının da yapılıp yapılmayacağı. Silyanov’a göre, üç komutan böyle bir
saldırıya karşı çıktı; çünkü düşman güçlerinin gücü hakkında güvenilir bilgi yoktu. Bu nedenle,
saldırı başarısız olursa, ilk Türk karşı saldırısıyla ayaklanmanın çökme tehlikesi vardı. Bu
argümanı ileri sürenler, eşzamanlı ve merkeziyetsiz operasyonlardan yanaydı. Sadece rezerv
kaptanı olan ve 15 yıl askerî deneyime sahip Ikonomov, Malko Turnovo’ya koordineli bir
saldırı yapılması yönünde görüş belirtti ve uzun süre bunu savundu. Silyanov daha sonra
Ikonomov’un haklı, diğerlerinin yanlış olduğunu açıkladı. Daha sonra alınan bilgiler, o
dönemde kasabadaki Türk garnizonunun önemsiz olduğunu ve Ikonomov’un önerdiği şekilde
600–700 isyancı ile kasabanın alınmasının oldukça mümkün olduğunu gösterdi.
Bu aşamada genel bir nokta belirtmek gerekir: geçmiş devrimci mücadelelerin hatalarını seçip
suçlamak çok kolaydır. Sonucu önceden bildiğimizde yargılayıcı olmak kolaydır. Ama
ayaklanma farklı yürütülseydi, hataların yapılmayacağına dair elimizde hangi kesinlik var?
Mevcut durumda, ayaklanmanın başarısız olacağı önceden açıktı. Ana amaç, halkın iradesini
açıkça göstermek ve mümkün olduğunca Makedonya’daki ayaklanmaya yardımcı olmaktı. Ek
olarak, Gerdzhikov, Madzharov ve Silyanov, Malko Turnovo’ya koordineli saldırı yapılması
önerisine karşı olsalar da, ayaklanma başarılı olursa ve çevre bölge alınırsa, böyle bir saldırının
ilerleyen aşamada başlatılmasını dışlamadılar.
Gerdzhikov şöyle anlatıyor: “Başlangıç operasyonlarının her yerde son derece iyi gittiğine dair
haber aldım. Kuvvetleri toplamak ve Malko Turnovo’ya saldırmak için yoldaşlarımı çağırmak
istedim, bu yüzden buluşabileceğimiz yere gittim.” Gerçekten de Gerdzhikov Malko Turnovo
civarına hareket etti ve Madzharov ile Ikonomov’a da aynısını yapmaları için haberci gönderdi.
Ancak iki komutan, yerel çalışmalarla tamamen meşgul olduklarını ve toplantıya
gelemediklerini bildirdi.
İsyancılar hangi silahlarla donatılmıştı ve ayaklanmanın kronolojisi nasıldı? Gerdzhikov’a
göre, “Öncü Savaş Gövdesi” özellikle “ölüm timleri”nin operasyonlarına dayanıyordu. Bunlar

4.000 tüfek, 1.000 el bombası ve belirli sayıda revolver ile donatılmıştı bu oldukça yeterliydi.
Silyanov’a göre, operasyon bölgesi no. 1’de isyancıların yaklaşık 1.100–1.200 tüfeği vardı,
bunların sadece 200’ü iyi durumdaki Manlikher tüfekleri idi geri kalanı 1854–1856 Kırım
Savaşı’ndan kalma eski silahlardı. Ayaklanma sonrası yayımlanan IMRO Anıları, kullanılabilir
tüfek sayısını 1.970 olarak belirtiyor. Silah miktarını tahmin etme deneyimi olan Atanas
Razboynikov ise 1.700 olarak veriyor. Sayıyı kesin olarak belirlemek zordur, ancak 2.000’den
fazla silahlı isyancı olduğu, birçok kişinin silahı kendisinin temin ettiği bilinmektedir.
Diğerleri, çatışmalarda öldürülen Türklerden silah aldı; dolayısıyla muhtemel gerçek sayı
tahminlerden yüksek, ancak 4.000’i geçmiyordu. Bu silahlar, nitelik ve nicelik açısından üstün
bir orduyla rekabet edemez ve düzenli bir ordunun karşısında zaferi garanti edemezdi
operasyon bölgesi no. 1’de yalnızca 10.587 Türk askeri Mauser tüfekleriyle donatılmıştı.
Ayaklanmanın Koordinasyonu ve Başlangıç Operasyonları
Bir diğer sorun koordinasyondu. Maritsa Nehri’nin doğusunda, Gerdzhikov’un
sorumluluğunda yürütülen ayaklanma hazırlıkları büyük ölçüde zamanında tamamlanmışken,
nehrin batısında Kosta Antonov’un liderliğindeki bölgede her şey geride kaldı. Antonov’un
davranışlarındaki tuhaflık hâlen açıklanamamıştır. Antonov, ne Plovdiv’deki kongrede ne de
Petrova Niva’daki kongrede bulunmuştu. O dönemdeki görevi sabotaj eylemleri
gerçekleştirmekti. Bunun için Kosta Nunkov görevlendirildi; Nunkov cesur ve kararlı bir
anarşistti, iri yapılıydı ve askerî öncü birliğinde görev yapmıştı patlayıcılar konusunda çok
bilgiliydi ve sabotaj amaçlı kullanımına dair özel bir rehber kitabı bile yazmıştı.
Buna rağmen Antonov, görevlerini defalarca yerine getiremedi ve Nunkov’un çalışmalarına
engel oldu. Bölgesel komite Antonov’a bir ültimatom verdi ve bölge liderliğini Nunkov’a
devretmesini talep etti; ancak Antonov yanıt vermeye tenezzül etmedi. Bu sırada,
Makedonya’daki ayaklanmanın başlaması ve sabotaj eylemlerinin artmasıyla Türk makamları
tren hattı boyunca güvenliği artırdı ve burada daha fazla sabotaj yapmak imkânsız hâle geldi.
3 Ağustos’ta, ayaklanmanın genel planında hiç öngörülmemiş bir olay meydana geldi ve
isyancı operasyonlarının koordinasyonunu riske attı. Risovo köyünde devrimci aktivistler,
sarhoş olup halka kötü davranan bir vergi tahsildarı ve iki muhafızı yakaladı. Üçü de kısa süre
sonra, Akhtopol’den bir Yunan casus ile birlikte idam edildi. 4 Ağustos’ta 30 kişilik bir Türk
askeri birliği Madzhur köyüne gelerek halkı tahliye etmeye başladı. Bunun üzerine isyancılar
aynı gün köyü kuşattı ve askerlere saldırdı. Yirmi asker öldürüldü, kalanlar kaçtı. Genel plana
göre, bu milisin görevi Igneada ve Kosti köylerindeki Türk garnizonlarına saldırmak ve bunu
ancak ayaklanma günü yapmak idi.
Trakya’daki ayaklanma, isyancı operasyon bölgesi no. 7’de, Vasiliko yakınlarındaki Kitka dağ
köyünde ilan edildi. Gerdzhikov, diğer operasyon bölgelerinden Pergov (no. 5), Tsiknikhor
(no. 3) ve Gramatika (no. 6) milislerin katılımıyla sabotaj birliğiyle oradaydı; toplam 120 kişi
vardı. Tüm askerler komutanlarının etrafında toplandı, ilk talimatları ve coşkulu konuşmayı
dinledi.
Gerdzhikov şöyle dedi: “Sonunda beklediğimiz saat geldi. Beş yüz yıldır beklediğimiz, gün
gece demeden çalıştığımız saat. Tüfekler aldık, Balkanları dolaştık, zindanları doldurduk. Bu

gece, kan ve acı içinde kardeşlerimiz, nerede olurlarsa olsunlar, düşmanlarımıza karşı güçlerini
gösterecekler. Türk güçlerinin bulunduğu her yerde onları ezmek için harekete geçeceğiz. Bu
gece korkunç işler yapılacak. Kan akacak, başlar düşecek, köyler ve kasabalar yanacak. Artık
ezilen kâfir teba değiliz. Müslüman yasalarına, vezirlere, orduya saygı göstermeyeceğiz; vergi
ve harç ödemeyeceğiz. Artık yasaları biz koyacağız, hakimleri seçeceğiz, ordunun kontrolünü
biz sağlayacağız! Her Türk, geleneksel selam yerine bıçak ve kurşunla karşılanacak;
topraklarımız düşmandan temizlenene kadar veya bizim yolumuza uyarak artık hakim değil,
eşit hak ve sorumluluk sahibi barışsever Trakyalılar hâline gelene kadar. Burada korku
duyanlar şimdi çekilsin; çünkü buradan ayrıldığımızda geri dönüş yok! Biz kendimiz için değil,
eşlerimiz ve çocuklarımız, gelecek nesiller için savaşıyoruz!”
6 Ağustos 1903’te, saat 01:30’da, isyancı milis Vasiliko’ya doğru harekete geçti. Yirmi isyancı
devlet dairelerine yaklaşırken, diğer bir grup Türk mahallesine yöneldi. Beş-altı isyancı,
kasabanın eski ve yeni bölümleri arasındaki yola konuşlandı ve yalnızca baltalarla donatılmış
isyancılar telgraf hatlarını kesmekle görevlendirildi. Gerdzhikov’u takip eden kırk isyancı,
Varnaliyev ve Karcho dahil, iki Türk garnizonuna yöneldi; burada sırasıyla 500 ve 300 asker
bulunuyordu. Bu kırk isyancının yalnızca on beşi gerçek milis üyesiydi, geri kalanı az eğitimli
veya eğitimsiz köylülerdi.
İsyancılar hedeflerine fark edilmeden ulaştı. Her biri 2–3 el bombasıyla donatılmıştı ve
kullanıma hazır hale getirdi. Planlandığı üzere, Burgas’ta tesadüfen milise katılmış bir Rus ilk
bombayı attı ve bu patlama diğerlerinin bombaları fırlatması için işaret oldu.
O sırada tüm Strandzha sırası spot ışıklarıyla aydınlandı. Bu olağanüstü bir tesadüftü; bir Rus
donanma filosu Igneada limanı önüne demirlemişti. İki gün önce Makedonya, Bitola’da Rus
konsolos Rostovtsev’in öldürülmesine karşı güç gösterisi yapmak için Türk kıyısına
yaklaşmıştı. Bu suikast hikâyeleri çeşitlilik gösterse de, isyancılara cesaret verdi.
Vasiliko’ya saldırı başarılı oldu. Türk askerlerinin ve sivil halkın çoğu kasabayı terk edip
teknelere kaçtı; ancak Silyanov’un birliği birkaç üst düzey Türk subay ve yetkilisini ele geçirdi:
Deniz subayı Mehmed Ali, Posta Genel Müdürü Arif, liman yetkilisi Hamid ve Başpolis
memuru Teğmen Haidar. Gerdzhikov onları onur ve şefkatle karşıladı. Ayaklanmanın
nedenlerini açıkladı:
“Sultan rejimi, imparatorluğun tüm tebaası için yıkıcıdır ve yarattığı güvensizlik hem
Hristiyan nüfusu hem de barış arayan, emeğiyle geçinmek isteyen tüm Müslümanları eşit
biçimde etkilemektedir.”
Yetkililere el konulan eşyaları geri verdi ve neyi tercih ettiklerini sordu: hemen serbest
bırakılmak mı, yoksa Bulgaristan’a götürülmek mi. Üst düzey tutuklular, bu cömertlikten
etkilendi ve teşekkürlerini sunduktan sonra Bulgaristan’ı seçti.
Ertesi Gün ve Operasyonların Gelişimi
Ertesi sabah, nüfusun Yunan kesiminden bir heyet Gerdzhikov’u ziyarete geldi; hediyeler ve
erzaklar getirmişlerdi. Yeni yönetimlerini nasıl organize edeceklerini ve hangi bayrağı
çekeceklerini sormak istediler. Gerdzhikov, bu soruları kendilerinin çözmesi gerektiğini

söyledi uygun gördükleri yönetim biçimini kurmalı ve limanda istedikleri bayrağı
çekmeliydiler. Ayaklanmanın sebepleri halka iletildi ve Yunanlar, devrimci komutaya karşı
sorumlu kendi “Geçici Hükümetlerini” seçtiler. Genel olarak, bu süreç, operasyon bölgesi no.
1’in diğer alanlarında da aynı şekilde gelişti.
Artık Vasiliko alınmış ve Türk ordusu püskürtülmüştü; Gerdzhikov ve milisleri kasabayı terk
ederek bölgenin diğer alanlarını dolaşmaya başladılar. Önceden kurtarılmış olan Vurgari
köyüne girişleri büyük bir kutlamayla karşılandı. Tüm halk köy meydanına çıktı ve milislere
coşkuyla tezahürat yaptı, sevinçlerini gösterdi.
Peneka bölgesinde, Yatros ve Sergen köylerini kapsayan alanda, yerel milislerin görevi telgraf
ve telefon hatlarını kesmekti. 5-6 Ağustos gecesi Peneka’daki “ölüm timi”, Türk polislerini
köyden çıkarmak ve Apartas köyündeki ordu birliğine saldırmak görevini başarıyla yerine
getirdi.
Veliko bölgesinde, Bunarkhisar, Maglayik, Kurudere, Urumbeglia, Yana, Chongara, Satukyoy
köyleri ve Malko Turnovo ilçesinden Veliko köyü bulunmaktaydı; isyancıların görevi,
bölgedeki ayaklanmaya müdahale etmelerini önlemek için Vizitsa bölgesindeki Yunan köyü
Inzhekyoy’daki Türk garnizonuna saldırmaktı. Bu operasyonlardan doğrudan Ikonomov
sorumluydu. Saldırılar tam olarak belirlenen saatte başlatıldı, ancak tam başarı sağlanamayınca
Ikonomov geri çekilme emri verdi. Garnizon ise izole edilip felç edilmişti ve ayaklanmaya
müdahale edemedi. Milisler geri çekildikten sonra Veliko’ya yöneldi, burada iki detaya
ayrılarak bölgeyi devriye gezdi.
Tsiknikhor bölgesindeki operasyonlar, Georgi Kondolov’un milisinde görev yapan en
deneyimli isyancılardan biri olan Stoyan Kamilski tarafından yönetildi. Bu bölgedeki
isyancıların görevi, Tsiknikhor köyündeki Türk garnizonuna saldırmaktı. İki gruba ayrıldılar
ve 5 Ağustos’ta gece yarısından kısa süre önce saldırıya başladılar. Kışlalar kısa sürede ele
geçirildi ve Türk komutan öldürüldü; ancak ertesi gün, bazı son Türk askerleri barikat kurup
direndiği için iki evin yakılması gerekti.
Igneada ve Pirgopol bölgelerinde isyancıların görevi Igneada köyünü almak ve liman fenerini
havaya uçurmaktı. Bu operasyon 8 Ağustos’ta gerçekleştirildi ve tüm Strandzha güçlü bir
patlamayla sarsıldı. Kosti köyündeki Türk garnizonu paniğe kapıldı ve askerler yaklaşık 80 kişi
isyancılar saldırmadan önce kaçtı. Karadeniz kasabası Akhtopol da kurtarıldı. Burada da
isyancılar halka ayaklanmanın sebeplerini ve görevlerini hızla bildirdi; kasaba kendi geçici
yönetimini seçerek isyancılara bağlı oldu.
Gramatika bölgesinde ayaklanma 5 Ağustos gecesi başladı; 120 isyancı, 300 askerlik bir
garnizonun bulunduğu Türk kışlasına saldırdı. Milis beş bölüğe ayrıldı, her birinin görevi
önceden belirlenmişti. Şiddetli bir çatışma yaşandı. İsyancılar yeniden toplanmak ve ikinci
saldırıyı başlatmak üzere çekildi; ancak yeniden saldırmadan önce korkmuş Türk askerleri
kışlayı terk etti. Bu başarıdan sonra isyancılar Poturnak köyüne ve Vizitsa iletişim noktasına
da saldırdı. Gramatikovo köyünden “ölüm timi”nin iki grubu telgraf direklerini devirdi ve
küçük Kachula köyündeki Veleka Nehri üzerindeki köprüyü yıktı.

Stoyilovo bölgesinde hedefler Stoyilovo ve Kalevo köylerindeki Türk garnizonlarıydı. Bu
bölgede toplam 250 isyancı vardı. Stoyilovo’daki garnizon iki ayrı kısma ayrılmıştı biri köyde,
diğeri St Elijah zirvesine doğru dağda konuşlanmıştı. Dört isyancı detayı önceden belirlenmiş
pozisyonlarını aldı ve saldırıya hazırlandı. Türk askerleri Gramatika’daki patlamaların ve
çatışmanın gürültüsünü duyunca büyük panik yaşadı. İsyancılar saldırıyı başlattı ve dört bir
yandan gelen ateşle kamp büyük zarar gördü. 6 Ağustos sabahı Malko Turnovo’dan gelen Türk
takviyeleri Stoyilovo bölgesine ulaşmaya başlayınca isyancılar geri çekilmek zorunda kaldı;
ancak Stoyilovo’daki askerler moral kaybı yaşadı ve köyü terk etti, isyancılar köyü çatışma
olmadan aldı.
Kalevo garnizonu 9-10 Ağustos gecesi saldırıya uğradı. Yoğun çatışmanın ardından isyancılar
kışlalara girdi ve ateşe verdi. Panikleyen askerler Malko Turnovo’ya kaçtı ve arkalarında erzak
depolarını bıraktı. Ayaklanmanın ilk birkaç gününde tüm bölge isyancıların kontrolüne geçti.
Zvezdets bölgesinde de büyük başarılar hızla elde edildi. Zvezdets kışlaları 5-6 Ağustos gecesi
ateşe verildi, askerler kaçmak zorunda kaldı. 8 Ağustos’ta Türk takviyeleri geldi; ancak kışla
etrafındaki siperlerde ve yakın kayalık alanlarda gizlenen isyancılar onları geri püskürttü.
Askerler kuşatıldıklarını düşünerek paniğe kapıldı; her şeyi bırakıp, isyancılar tarafından
Malko Turnovo’ya doğru kovalanarak geri çekildiler. İsyancılar Konak ve Surmashik polis
karakollarını ele geçirdi ve bölgedeki sınır kışlaları yakıldı.
Derekyovo Bölgesi ve Diğer Operasyonlar
Derekyovo bölgesinde, Derekyovo, Kuriyata, Karakoch, Pirok, Kadiyevo, Koyovo köyleri ve
Lozengrad ilçesinin bazı köylerini kapsayan askeri operasyonlar, Lazar Madzharov tarafından
bizzat yönetildi. Burada 300 isyancı vardı; ancak çoğu yalnızca balta ve sopa ile silahlanmıştı.
İsyancılar, Derekyovo’ya yapılacak saldırı sırasında eş zamanlı harekete geçebilecek şekilde
konuşlandırıldı ve hazırlıklar tamamlandı. Hedefler, kışlalar, postane, karakol ve yeni gelmiş
Türk askerlerinin konakladığı köy kahvesiydi. Ayrıca, komşu köylere giden ana yolların
kontrolünü almak ve Lozengrad ile Malko Turnovo’ya giden telgraf ve telefon hatlarını kesmek
de görevler arasındaydı. İsyancıların bir diğer kısmı, Kadiyevo Türk köyündeki garnizona tam
olarak gece yarısı saldırmakla görevlendirilmişti.
Ancak 5 Ağustos akşamı saat 22 civarında Paspalevo’da patlamaların duyulması, Türk
birliklerinin dağılmasına yol açtı ve isyancılar planlanan zamandan önce inisiyatifi ele aldı.
Postane ve karakol ele geçirildi, kahve evi havaya uçuruldu. Fakat kışla önündeki çatışma bir
süre daha sürdü. Sabah saat 9 civarında Madzharov, isyancılara köyden çekilme emri verdi. 7
Ağustos’ta Lozengrad’dan Türk piyade takviyeleri geldi. İsyancılar, görevlerini başarıyla
tamamlayan Kovchas ve Tursko Kadiyevo milisleri ile Lozengrad bölgesinden gelen çok
sayıda isyancı ile birlikte “Markovets” kampına geri dönmek zorunda kaldı. Toplamda yaklaşık
1.000 isyancı burada toplandı; fakat hepsi kötü silahlanmıştı. Bu nedenle kampı boşaltmak ve
bölgeden çekilmek kararlaştırıldı.
Paspalevo operasyon bölgesinde isyancılar, komutan Georgi Kondolov’un yönetimindeydi. Üç
önemli görevleri vardı: garnizona saldırmak ve Paspalevo köyünü almak, Sazara Türk köyünü
ele geçirmek ve Malko Turnovo ile Lozengrad arasındaki telgraf hatlarını Derekyovo

üzerinden kesmek. Uzun ve çeşitli başarılarla sonuçlanan bir çatışma yaşandı. Kuşatma
altındaki Türkler Malko Turnovo’dan takviye alsa da isyancılar karakolu ele geçirmeyi başardı.
Çatışma sırasında komutan ağır yaralandı. Şiddetli acı içindeydi ve savaş nedeniyle ona tıbbi
yardım veya tahliye sağlamak mümkün değildi. Kondolov, arkadaşlarından onu öldürmelerini
istedi. Uzun bir tereddütten sonra, askerler kura çekti ve biri onu vurdu. Kondolov daha sonra
Paspalevo mezarlığında defnedildi. Bölge halkı komutanın son saygısını göstermek için
mezarlığa akın etti ve mezarını çiçeklerle kapladı.
Lozengrad bölgesindeki operasyonlar büyük ölçüde diğer alanlardaki ayaklanmayı
desteklemeyi amaçlıyordu. Ana görev, telgraf ve telefon ağını kesmek ve düşman kuvvetlerinin
Malko Turnovo’ya yaklaşmasını engellemekti; bu görev başarıyla yerine getirildi.
Genel olarak, bölgenin ilk alanında ayaklanma büyük boyutlara ulaştı ve askeri görevler
kolaylıkla yerine getirildi. Malko Turnovo’daki garnizon dışında tüm Türk garnizonları ele
geçirildi. Bölgedeki Türk yetkililer, Malko Turnovo, Lozengrad ve hatta Odrin’e yapılacak
saldırılardan korkarak panik yaşadı.
Trakya’daki ayaklanmanın amacı, Türk askerlerini bağlayarak Makedonya’daki ayaklanmaya
destek vermekti. Bu nedenle Trakya’nın diğer bölgelerindeki operasyonlar daha çok dikkat
dağıtıcı nitelikteydi ve sabotaj eylemleriyle desteklenerek psikolojik etki yaratmayı
hedefliyordu. Bu kapsamda 9 Ağustos’ta, Chochen köyü merkezli ikinci alanda, son derece
cesur ve acımasız isyancı komutan Krustyu Bulgariyata ve milisi, Odrin’den 20 km uzaklıktaki
Kadzhitalshman köyüne saldırdı. Bu saldırı, sertliğiyle ünlü hale geldi; çok sayıda el bombası
kullanıldı ve birçok ev ateşe verildi. Bu durum Türk süvarileri arasında bile korku yarattı ve
birlikler Odrin’e kaçtı.
Svilengrad merkezli üçüncü bölgede halk kötü silahlanmıştı ve yalnızca milisler operasyon
yürüttü.
Dedeyagach ve Gyumyurdzhiya köyleri merkezli dördüncü bölgede yalnızca sabotaj eylemleri
planlanmıştı; ancak yetkililerin gözetimi ve önlemleri birçok operasyonun gerçekleştirilmesini
engelledi. Başarılı operasyonlar arasında en spektaküler olanı, Gerdzhikov’un Plovdiv’daki
evinde hazırlanan zaman ayarlı bomba ile Lüleburgas tren istasyonuna yapılan saldırıydı. Bu
operasyon Petar Mandzhukov ve Milan Sazov tarafından gerçekleştirildi; zaman ayarlı bomba
tren restoranına yerleştirildi ve ardından tren terk edildi. Mandzhukov’un hesaplamalarına göre
patlamanın, Odrin yakınlarındaki Maritsa Nehri üzerindeki uzun köprüde gerçekleşmesi
gerekiyordu. Ancak tren 13 dakika gecikti ve bomba, tren iki asker dolu tren arasında
istasyondayken Lüleburgas’ta patladı. Trenler Makedonya’ya gidemez hale geldi; operasyon
büyük bir başarıydı. Daha sonra elde edilen kanıtlara göre, Sultan II. Abdülhamid, Trakya’daki
olayları ve özellikle Lüleburgas’ı takip etmek için tüm gece mahkeme telgrafçısının yanında
beklemişti.
Smolensko ve Skechen köyleri merkezli beşinci bölgede, hareket iyi organize edilmiş ancak
kötü silahlanmıştı. İsyancılar yalnızca gerilla tipi operasyonlar yürüttü; amaç, düşman
kuvvetlerini meşgul ederek birinci bölgedeki operasyonları kolaylaştırmaktı.

Milis operasyonları ve sabotaj eylemleriyle desteklenen bu başarılı kitlesel ayaklanma, Doğu
Trakya’nın büyük bir kısmının isyancılar tarafından ele geçirilmesini sağladı. Tüm Strandzha
bölgesinde halk yaklaşık üç hafta boyunca kutlamalar yaptı. Özgürlük, eşitlik ve dayanışma
ilkelerine dayalı yeni bir komünal sistem kuruldu. Tüm meseleler karşılıklı anlaşma ruhuyla
çözüldü ve Bulgarlar ile Yunanlar arasındaki eski anlaşmazlıklar geri planda kaldı. Herkes
birlikte vergi defterlerini yaktı. Strandzha Komünü, gerçek komünizm koşullarında yani bir
ekonomik sistem olarak, siyasi bir rejim değil ve herhangi bir devlet otoritesinin bulunmadığı
ortamda 20 günden fazla süreyle varlığını sürdürdü ve canlılığını hissettirdi.
Bu, Bulgar tarihinin ilginç bir olayıdır Strandzha Komünü’nün kuruluşu halkın iradesinin
kendiliğinden bir ifadesi olarak ortaya çıkmıştır. O dönemde olaya katılan anarşistler büyük
prestij ve etkiye sahipti; fakat sayıları azdı ve doğrudan anarşist propaganda ile
ilgilenmiyorlardı. Burada özellikle belirtmek gerekir ki, Gerdzhikov’un yaklaşımı ile harekete
katılan “Cenevre Kongresi” üyelerinin yaklaşımı arasında önemli bir fark vardı. Merdzhanov
ve Mandzhukov, Sokolov ve “denizciler”[21] aktif olarak anarşist gruplarda yer alıyor ve
kendilerini IMRO’dan bağımsız kabul ediyorlardı. Kilifarski, Nunkov ve Dechev de bu tür
bağımsız anarşist faaliyetleri destekliyordu. Ancak ömrünün sonuna kadar anarşist kalan
Gerdzhikov, daha geniş özgürlük hareketiyle tamamen bütünleşmişti ve “partizan” olarak
nitelendirilebilecek herhangi bir küçük grubun içinde yer almıyordu. Benzer şekilde, IMRO’ya
katılan diğer tüm anarşistler liderlik veya sorumluluk pozisyonlarındaydı ve örgütün kararlarını
ve görevlerini yerine getiriyordu.
Bugüne kadar, birçok yazarın “cumhuriyet” veya “mini-devlet” olarak nitelendirdiği Strandzha
Komünü üzerine kapsamlı bir çalışma yapılmamıştır. Olayların ciddi bir incelemesi
yapılmadan, bu yeni ve önemli sosyal dönüşüm deneyiminin yapısı, işlevleri ve faaliyetleri
hakkında eksiksiz ve kesin bir tanım yapmak zordur. Ancak araştırmacılar ve ilgili okuyucular,
Transfigürasyon ayaklanmasına katılan çeşitli katılımcıların anılarında oldukça fazla bilgi
bulacak ve böylece Strandzha Komünü’nün fizyonomisini en azından taslak olarak
görebileceklerdir.
Dönemin Transfigürasyon ayaklanmasındaki özgürlükçü karakter, kullanılan terminolojide
açıkça görülür. Makedonya’da, anarşistlerin belirli bir ölçüde etkisi olsa da, liderlik organına
“Genelkurmay” denirken, Transfigürasyon ayaklanmasında benzer organ “Öncü Muharebe
Organı” olarak adlandırılmıştır. “Muharebe” terimi, bunun geçici bir liderlik organı olduğunu
ve yalnızca askeri faaliyet süresince görevini yerine getireceğini gösterir. Bu açıkça tek bir
seçilmiş olsa bile merkezi askeri komutayı ifade etmez; aksine, ayaklanma sırasında devrimci
ve askeri operasyonları koordine etmekle görevli bir “organ”dır.
Gerdzhikov’un lise yıllarında Bitola’da öğrencisi olan, daha sonra arkadaşı ve hayranı olan
Silyanov şöyle der: “Bunu Genelkurmay olarak adlandırmamaya karar verdiler; hem
alçakgönüllülük nedeniyle, hem de militarizm kokusu yayılmasın diye.” Bildiğimiz kadarıyla
Silyanov hiçbir zaman anarşist olmadı.
Transfigürasyon ayaklanması sırasında devlet gücü meselesi hiç gündeme gelmedi ve herhangi
bir kararname çıkarılmadı. Kurtarılan köylerin halkı, belediye başkanları veya
cumhurbaşkanları değil, kendi içlerinden komiserler seçti. Komisyonlar, yönetmek için değil,

idare etmek için görev yapıyordu. Yeni otorite oluşturulması fikri hiç gündeme gelmedi. Tek
vurgulanan, “komisyonların” isyancı güçlerin kontrolü altında çalışacağıydı. Bu oldukça doğal
ve aynı zamanda zorunluydu; çünkü artık belirleyici güç silahlı halkın elindeydi ve kaderi kendi
ellerindeydi.
Gerdzhikov’un kurtarılan bölgelerdeki sivil yönetimle ilişkisi, on beş yıl sonra Ukrayna’da
Mahno hareketini karakterize edecek ilişkiyle özdeştir. Bu açıdan Gerdzhikov, ordularının
görevini yardımcı, geçici ve geçişsel gören Mahnovistlerin öncüsü sayılabilir. Onlar da sosyal
sistem meselesini, yerel halk tarafından seçilen konseylerin sorumluluğuna bırakmıştı.
Mahnovistlerin halkı çağıran bir bildirgesinde şöyle yazılıdır: “Devrimci isyancı ordu,
köylülere ve işçilere yardımcı olmayı hedefler. ve sivil yaşama müdahale etmez. Kasaba ve
çevresindeki çalışan nüfusu hemen bağımsız örgütsel çalışmalara başlamaya çağırır.”[22]
Strandzha Komünü’nün ekonomik sistemi söz konusu olduğunda, bu sistem yalnızca
özgürlükçü komünist olarak tanımlanabilir.
Silyanov’a göre, komünizm ekonomik bir sistem olarak ayaklanma öncesi hazırlıklar sırasında
zaten yerleşmişti. “Köylüler fikri çok çekici buldu ve hızla benimsediler. Sadece bir yıl içinde
dört köy olağanüstü bir şekilde komünal çizgide organize edildi. Gençler tüfek çalışması yaptı
ve mücadele için aktif olarak eğitim gördü, silahsız köylüler ise artık özel mülkiyet olmayan,
tüm köy ve örgüte ait tarla ve hayvanlarla ilgileniyordu. Her gün tarlalardan hasat getirdiler,
önceki mülkiyet ilişkilerini dikkate almadan. Ürünler işlendikten sonra depolara kondu ve
depolardan ihtiyacı olan köylülere ve isyancı savaşçılara belirli paylar dağıtıldı. Elbette
yoksullar, yani nüfusun çoğunluğu, bu düzenden kaybedecek bir şey görmedi. Tam tersine,
önceden, çok küçük toprak parçaları veya birkaç hayvanları tefeci tarafından alınabiliyordu;
şimdi ise kendilerini çok daha iyi hissediyorlardı. Malko Turnovo bölgesinde, burada ilk kez
gördüğüm Komünü dışında, ayaklanmaya hazırlık açısından Makedonya’da çok daha iyi
hazırlanmış alanlar gördüm. Evet, ayaklanma arifesinde Malko Turnovo bölgesi gerçekten bir
komündü... Tarlalar ortak mülkiyete geçti ve her köyde daimi bir askerî varlık vardı kalan
köylüler tarafından desteklenen bir ‘ölüm birliği’.”[23]
Gerdzhikov, ayaklanmanın ilk başarılarını kısa bir şekilde tanımlarken yazar: “Bir şekilde
kendi kurumlarımızı kurmaya başladık. Halk sevinç içindeydi, köylerde insanlar dans ediyor
ve şenlikler düzenliyordu. Artık ‘Bu benim, şu senin’ yoktu kongre öncesi ve sonrası, tepelerde
ve ormanlarda depolar kurmuştuk: tüm hasat oraya un ve tahıl olarak konuldu. Hayvanlar da
ortak mülkiyete geçti. Etnik Yunan halkına, bölgeleri ele geçirirken Bulgar imparatorluğunu
yeniden kurmak için değil, yalnızca insan hakları için savaştığımızı açıkladık; Yunan oldukları
için onlara da fayda sağlayacağını anlattık ve bizi ahlaki ve maddi olarak desteklemelerini
istedik.”[24]
Ayaklanmaya katılan birçok kişi, komünist ilkelerin uygulanmasına dair özel bir örnek verir.
Gerdzhikov da bunu şöyle anlatır: “Akhtopol’da, yetkililer tarafından işletilen bir tuz deposu
vardı. O zaman orada 200.000 kg tuz vardı. Köyler için tuza ihtiyacımız vardı. Bu nedenle
Angelov’a, tuz deposunun devlet mülkiyetinden çıkarılmasını ve köylülerin arabalarla alıp
köylerine götürmesini ilettim (emretmek yerine sadece ‘ilettim’; G.Kh.).”[25]

Petko Zidarov Petur Angelov’un yardımcısı ekler: “Kasabalardaki her aileye dört ölçü tuz,
köylülere ise köy başına 10–15 araba dolusu tuz dağıttık.”
Bu özgür komünizm rejimi, ayaklanmanın ilk gününde kuruldu ve 21 Ağustos 1903’e kadar
bazı yerlerde ay sonuna kadar devam etti; sonunda 40.000 kişilik piyade, süvari ve topçu
birliklerinden oluşan Osmanlı ordusu tarafından askeri olarak bastırıldı.
Olayların asıl dönüm noktası 25 Ağustos’ta yaşandı. Türk karşı taarruzu metodik, yavaş ve
dikkatli bir şekilde, isyancıların kontrolündeki tüm alanı kuşatmak amacıyla çevreleyici
hareketlerle gerçekleştirildi. İsyancılar çatışmaya girmeye çalıştığında, Türk birlikleri
savaşmaktan kaçtı ve neredeyse hemen geri çekildi. Ancak saldırıya geçtiklerinde ölüm ve
dehşet saçtılar.
Gerdzhikov’un doğrudan komutasındaki isyancı silahlı güçler, Türk ordusuna her fırsatta
saldırarak karşı taarruzu mümkün olduğunca geciktirmeye ve böylece halkın geri çekilmesine
yardımcı olmaya çalıştı. Gerdzhikov şöyle açıklıyor: “Her taraftan ne yapmam gerektiği
soruldu; ben de, mümkün olduğunca direniş gösterilmesini söyledim. Ancak düşman kuvvetleri
bunaltıcı göründüğünde, halkı katliamdan kurtarmak için her türlü önlemin alınması
gerektiğini ekledim.”
Köyler boşaltıldı. Tüm nüfus kadınlar, çocuklar ve yaşlılar evlerini terk etti; ev eşyalarını
yanlarına aldılar, hayvanları da arkalarından sürüklediler. Bulgaristan’a doğru ilerlediler;
oradan askeri yardım umuyorlardı. Ama bu umutları boşunaydı.
Transfigürasyon ayaklanmasının 40 büyük çatışmasında 38 isyancı öldü, buna karşılık 314
Türk askeri hayatını kaybetti. 2.000–4.000 isyancı savaşçıya ek olarak, 92 Hristiyan köyden
Bulgarlar ve Yunanlılar da katıldı; bu köylerde toplam 17.754 ev bulunuyordu. Ayaklanma
bastırıldığında 66 köyde 2.610 ev yakılmış, 12.880 kişi evsiz kalmış, 2.565 kişi öldürülmüş
veya idam edilmiş, 20.000 kişi ise mülteci durumuna düşmüştü.
Ayaklanmanın bastırılması özellikle Doğu Trakya’da acımasız oldu. Kurban sayısı ve yakılan
evlerin oranı Makedonya’ya göre daha yüksekti ve baskılar çok daha şiddetliydi. Bunun
nedeni, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşe yaklaşması ve mutlakiyetçi yönetim süren
Sultan’ın bu olaylarla başa çıkamamasıydı. Başkent İstanbul’un kapıları önünde gayri müslim
teba tarafından bir ayaklanma özellikle tahammül edilemezdi. Belki de isyancı halkın
bulundukları özel konumun ve olağanüstü dönemin farkında olması, onların büyük cesaretinin
ve sadece ulusal özgürlük değil, aynı zamanda uluslararasıcılık ruhuyla sosyal bir devrim ilan
etmelerinin bir diğer nedeniydi.
1903 Transfigürasyon ayaklanması sırasında Osmanlı topraklarında isyancı operasyonlar ve
Türk askerî birimleri ile polis yetkililerinin tepkisi üzerinden birkaç temel sonuç çıkarılabilir:
1. Halkın ayaklanmaya kitlesel katılımına rağmen, askerî açıdan belirleyici rolü
isyancı milisler oynadı. Ancak bu, zaferi garantileyemedi. Hareketin içine çekilen
çoğu kişi az veya hiç askeri eğitim almamıştı, askeri açıdan kararlı değildi ve
ayrıca yetersiz silahlanmıştı;

2. Kısa süreli de olsa, iyi silahlanmış ve sayıca çok üstün düşmana karşı başarılar
elde edildi. Bu zafer üstün silahların değil, isyancıların coşkusu, hızlı hareketleri
ve Türk askerleri üzerinde yarattıkları korkunun sonucuydu. Türk garnizonlarına
yönelik ilk başarısız saldırılardan ve isyancıların geri çekilmesinden sonra bile,
askerler bazen kaçtı;
3. Bilgi akışı yetersizdi her iki tarafın gücü konusunda hem eksik hem de fazla
tahminler yapılıyordu. Örneğin, ayaklanma başlatıldığında Malko Turnovo’daki
Türk kuvvetlerinin zayıflığı bilinseydi, isyancılar onu ilk birkaç günde ele geçirmiş
olacaktı;
4. Yaklaşan ayaklanmanın başarıyla gizlenmiş olması, sürpriz unsurunu
güçlendirdi, yerel Türk yetkililerinde kafa karışıklığı ve hatta bir dereceye kadar
korku yarattı;
5. İsyancı liderlerin mükemmel örgütsel yeteneği ve yüksek savaş ruhuna rağmen,
isyancıların kendilerinin askeri eğitimi hiçbir şekilde yeterli veya rafine değildi.
Türk düzenli ordusu ise iyi eğitimli ve donanımlı olmasına rağmen mükemmel
değildi. Gerdzhikov bir savaşı şöyle anlatıyor: “Başta tüm toplar bizim
mevzimizin önüne veya arkasına düşüyordu. Meğerse Türkler menzili doğru
belirleyemiyorlarmış. Ardından parçalanma bombaları atmaya başladılar, hepsi
arkamıza düştü. Bu bombardıman akşama kadar sürdü, tek bir Türk piyadesi bile
yüzünü göstermedi. Görünüşe göre Türkler topçulukta berbattı;”
6. 1903 Transfigürasyon ayaklanması geniş bir halk hareketinden doğmuştu.
Etkililiğinde belirleyici rolü (ne kadar geçici olsa da) askerî strateji, teknoloji veya
eğitim değil, devrimci özlemler ve coşku, özellikle gerilla savaşında deneyimli
isyancıların özverili ruhu oynadı.
Öncü Muharebe Organı yapısı, yerel düzeyde geniş halk inisiyatifine olanak sağladı;
ancak organın kendisi gerekli inisiyatifi gösteremedi. Bu özellikle üyeler Ikonomov ve
Madzharov için geçerliydi; cesur, gözü pek ve Gerdzhikov kadar adanmış olmalarına
rağmen, pratik inisiyatif açısından geri kaldılar. Muhtemelen bu, devrimci bakış
açılarıyla ilgilidir. Bu farklılıklar, Gerdzhikov için zorlayıcıydı bu, Miletich profesörünün
aktardığı şekilde, anılarının satır aralarında ortaya çıkıyor. Kalan liderlerin belki de
Gerdzhikov’u fiilen başkomutan olarak gördüğü düşünülemez; ki Gerdzhikov bunu ne
istemiş ne de bir halk ayaklanmasını yürütmek için gerekli görmüştü.
Ayaklanmaların Sonuçları
1903 yılında gerçekleşen Aziz İlyas Günü ve Transfigürasyon ayaklanmaları, “eşit yaşama ve
özgür olma hakkı için eşitsiz bir mücadele” olarak tanımlanabilecek iki aylık bir süreçte
gerçekleşti ve yenilgiyle sonuçlandı. Ayaklanmacı halk, ulusal ve sosyal özgürlük arzularını
ortaya koydu ve doğruladı. Aynı zamanda, komünizm ruhuyla sosyo-ekonomik sistemi
yeniden yapılandırma fikri doğdu halk yalnızca cesaretini değil, aynı zamanda demokratik halk
iktidarı kurumlarını yaratma iradesini ve kapasitesini de gösterdi.

Ancak bu deney, kanla boğuldu. Baskılar sayısız kurban, acı ve maddi kayıp getirdi yüzlerce
köy etkilendi, binlerce ev yakıldı. İdam edilen, işkence gören veya evsiz kalanların sayısı on
binleri buldu.
Bu baskılar kısa sürede, özgürlük hareketi tarafından, hem Osmanlı politikasına karşı bir
kampanya başlatmak hem de Makedonya ve Trakya halkına ve bu bölgelerden kaçmak zorunda
kalanlara maddi yardım ve moral destek sağlamak için kullanıldı.
9 Eylül’de Gruyev, Sarafov ve Lozanchev’in raporuna yanıt olarak Bulgar hükümeti, Büyük
Güçlere bir nota göndererek Makedonya ve Trakya’daki baskı ve vahşeti şiddetle kınadı.
Ancak Balkanlarda savaş çıkmasından korktuğu için ciddi bir karşı önlem almadı. Tüm Bulgar
halkı, Osmanlı yönetimi altındaki baskı altındaki Bulgar kardeşlerini desteklemek için
şehirlerde ve köylerde kitlesel toplantılar, mitingler ve protesto yürüyüşleri düzenledi.
Büyük Güçler ise gelişmeleri izlemekle yetindi, her biri kendi konum ve nüfuz alanını
korumaya dikkat ediyordu. 3 Ekim 1903’teki Mürzsteg reformları aracılığıyla Rusya ve
Avusturya, yabancı subayların yardımıyla ve belirli sayıda Hristiyan polis memurunu dahil

ederek Türk jandarmasının reformunu öngördü. Bu reformlarla birlikte Türk hükümeti, bashi-
bazouk birliklerini dağıtmayı ve bu fonları yıkılan köyleri onarmak için kullanmayı taahhüt

etti.
Ancak Avrupa’nın pasifliği, Türkiye’ye ayaklanmayı bastırmak ve acımasız politikalarını
yürütmek için serbest bir alan sağladı. Elbette Avrupa’da, Makedonya ve Trakya halkının
çektiği acılarla ilgilenen gruplar ve örgütler de mevcuttu.
Ayaklanmanın liderleri, başarısızlığın nedenlerini araştırmak ve derslerini çıkarmak gibi ciddi
bir görevle karşı karşıya kaldılar.
Koşullar, ayaklanmanın bastırılmasından sağ kurtulan tüm hareket liderlerinin bir araya
gelmesini gerektirdi. Ekim 1903’te Sofya’da istişareler için toplandılar. Öncü Muharebe
Organı üyeleri Gerdzhikov, Ikonomov ve Madzharov katıldı; Silyanov da oradaydı. Son ikisi,
Bulgar yetkililer tarafından aranıp bazı silahlarını saklamak zorunda kaldıkları için geç
geldiler. Yane Sandanski, Chernopeyev ve Chakalarov da toplantıya katıldı, ancak
ayaklanmaya katılmamışlardı. Sandanski, ayaklanmanın erken başlatılmasını sert biçimde
eleştirdi ve doğrudan sorumlu olanı ve hareketi destekleyenleri bulmaya çalıştı. Toplantıya
katılanlardan Sandanski ve Stefanov sol kanadı oluşturdu; Gerdzhikov da buna dahildi.
Gerdzhikov sol kanadın en öne çıkan ismiydi, Sarafov ise sağ kanadın lideriydi. Bu durum
Stefanov’un rekabetini uyandırdı. Toplantıda Sarafov, Bitola bölgesinin halkı tarafından
yurtdışına yardım ve özellikle para toplamak amacıyla gönderilmekle görevlendirildiğini
açıkladı. Böyle bir görevi yerine getirmek için yazılı bir yetki sunmak istemedi ve sunamadı.
Gerdzhikov, inisiyatifi özel bir girişim olarak gördü ve bunun örgüt hakkında fazla şey açığa
çıkaracağını vurguladı.
Gerdzhikov’un konumu, hem liderlik hırsı taşıyan sol kanattaki çeşitli kişiler hem de kendini
örgütün üzerinde gören Sarafov için hoşnutsuzluk ve rahatsızlık kaynağı oldu. Toplantıdan bir
akşam sonra Gerdzhikov pusuya düşürüldü, tutuklandı ve hemen Plovdiv’e gönderildi.

Tatarchev ve Matov’un Sarafov’a gitmesi için davetini takip etmek üzereydi. Onlar, Sarafov
ile birlikte yurtdışına gitmesi için onu ikna etmeye çalışıyorlardı. Gerdzhikov ise Tatarchev’in
bu görev için daha uygun olduğunu, çünkü birkaç yabancı dil bildiğini ve iyi bir “diplomat”
olacağını düşündü. Örgüt liderliğini ele geçirmek amacıyla hem kendisinin hem Sarafov’un
gönderilmesini önermelerinin motivasyonunun bu olduğuna inanıyordu.
Gerdzhikov’un Plovdiv’de hapsedilmesinden on gün sonra Tatarchev, Matov ve Stefanov, bu
kez Tushe Deliivanov adına Gerdzhikov’u yurtdışına gitmeye ikna etmek için geldi. Sonunda
Gerdzhikov kabul etti; ancak örgütün genel bir yetki vermesi ve bu yetkinin daima iki yoldaş
tarafından uygulanması şartını koştu, böylece hiçbirisi tek başına örgüt adına hareket edemezdi.
Gerdzhikov, Sarafov ile buluşmak üzere gizlice Belgrad’a gitti; Sarafov 4–5 gün sonra oraya
vardı.
Gerdzhikov, anılarında bu yolculuğu özet bir biçimde anlatır. Anlatım öylesine kısa ki, okurlar
Sarafov’un örgüte karşı sadakatsiz tutumunu kendi başlarına anlamaya çalışmak zorunda kalır.
Sarafov’un gizli toplantılar yaptığı ve kendini büyütmek amacıyla Belgrad’da insanları
mitinglere topladığı ortaya çıkar. Viyana’da, örgütten gelen talimatla herhangi bir politik
toplantı düzenlememeleri gerekirken, Sarafov bir Kont Goluhovsky ile gizlice görüşürken
yakalandı ve Gerdzhikov bu fırsatı kullanarak onu dikkatle açığa çıkardı. Gerdzhikov’un
anıları, tarzından uzak ve yetersiz detay içerir; olayların seyrini aydınlatmak için çok az bilgi
verir.
Belki de burada Makedonya ve Trakya hareketine kısa bir parantez açmak gerekir: örgütteki
ajanlar, provokatörler ve hainler meselesi.
Her devrimci hareketin özelliği, mücadele yöntemleri, uygun liderlik tipi ve diğer örgütlerle
ilişkiler konusunda farklı fikirler taşımasıdır. Bu farklılıklarla ilgilenirken, gerçeklerin
abartılması, anlamlarının değiştirilmesi veya tamamen çarpıtılması riski vardır. Bu nedenle, bir
tarihçinin objektif bir bakışla, ideolojik coşku içinde gerçeğin çarpıtıldığı durumlarda “fren
yapması” beklenmelidir.
Bulgar monarşı ve sarayının, Makedonya ve Trakya’daki harekette ajanlarının olduğu
tartışmasız bir gerçektir. Bu ajanlara, bilerek veya bilmeyerek hizmet eden birçok kişi de
olmuştur. Ancak bazı kişiler, ajan olmakla suçlandıklarında, aslında sadece kendi inançlarına
göre hareket etmiş ve davaya hizmet ettiklerini samimiyetle ummuş olabilirler. Tüm
eksikliklerine rağmen, bu kişiler davaya adanmışlıklarını, cesaret ve özverilerini
kanıtlamışlardır.
Belki de burada cevaplanması güç bir soru gündeme gelir: Sarafov meselesi. Gerdzhikov onu
yazdı ve onun objektifliğine şüphe yoktur. Sık sık Bulgar Prens Ferdinand’ın ajanı olmakla
suçlanan ve sonrasında ortadan kaldırılan Sarafov, acaba sadece davaya hizmet ettiğine inanan
kişilerden biri miydi?
Bir diğer önemli soru da sosyal-demokratların Makedonya ve Trakya’daki devrimci özgürlük
hareketine bakışıdır. Gerdzhikov, ölümünden kısa bir süre önce Mart 1947’de bunu özetle “en
iyi ihtimalle kayıtsız, en kötü ihtimalle tamamen olumsuz” olarak tanımlar. Somut örnekler de

verir: Mayıs günü kutlamaları sırasında Makedonyalı devrimci Gotse Delchev,
Makedonya’dan gelen temsilcilerle bir grup halinde mitinge katılmak üzere gelir; Gerdzhikov
da sonradan onlara katılır. Bu gösteri, ulusal özgürlükle birlikte sosyal haklar için de mücadele
ettiklerini göstermek amacıyla düzenlenmiştir. Gösteri, hamamın karşısındaki eski sirk
alanında sona ermeliydi. Delchev, Gerdzhikov’u Makedonyalılar ve Trakyalılar adına
konuşmaya ikna eder. Gergi Bakalov’a bunu iletir, Bakalov da organizatörlerden izin alması
gerektiğini söyler. Bir süre sonra Bakalov geri dönüp böyle bir konuşmacının planlanmadığını

bildirir. Delchev öfkeyle gruptan ayrılır. Bu olay, sosyal-demokratları, Delchev’i sosyal-
demokrat olarak göstermeye çalışırken abartılı iddialarda bulunmaya çalıştıkları günümüzde

hatırlatılmaya değerdir.
Bir diğer örnek, Bulgar sosyalizminin kurucusu ve büyük şahsiyeti Dimitur Blagoyev ile
ilgilidir. O, Plovdiv’de yaşamaktadır ve Gerdzhikov’un eski bir arkadaşıdır. Makedonya’daki
baskı dalgasından sonra Gerdzhikov, Blagoyev ile görüşür ve sorar: “Sen bir Makedon’sun
Makedonya’daki tüm baskılara nasıl kayıtsız kalabilirsin? Neden bir protesto toplantısı
düzenlemiyoruz? İkimiz konuşabiliriz, sen sosyalist olarak, ben anarşist olarak.” Blagoyev
bunu seve seve kabul eder. Zamanının şartları için çok önemli olan ve basında olumlu yankı
uyandıran, 1.000’den fazla katılımcının yer aldığı çok başarılı bir kitlesel toplantı düzenlenir.
Ertesi gün ikisi tekrar buluştu ve Blagoyev Gerdzhikov’a şöyle dedi: “Mike, Makedonya’daki
protestoların yüzünden başıma ne dertler açtın! Bugün Georgi Kirkov beni telefonla aradı ve
fena halde azarladı! Neden böyle işlerin içine karışıyorsun? Bizim mücadelemiz sınıf
mücadelesi ve Makedonların ulusal kurtuluşu ile hiçbir ilgimiz olmamalı. Bu, sosyal devrim
gerçekleştiğinde kendiliğinden gelecektir.”[26]
Bu örnekleri verdikten sonra Gerdzhikov, Sarafov ile Avrupa yolculuğu hikâyesine devam
eder.
“Görevimiz,” dedi, “sadece maddi destek aramak değildi; bunu Sarafov’un kastettiğini
anlamıştım. Peki, neden sayısız toplantı düzenleniyor; çeşitli kontlar, Sırp Kralı’nın dostları ve
saray mensupları ile açık ve gizli düşmanlar ile görüşmeler yapılıyor? Biz Batı’da önde gelen
kamu figürleri ve politikacılarla görüşüp, Makedonya’daki terörize edilmiş halk için moral
destek kampanyası yürütmeliydik. Gerçekten de bazı toplantılar yapıldı. Paris’te Jean Jaurès
ile görüştük; bizi büyük bir nezaketle karşıladı ve eksiksiz desteğini vaat etti. Veda ederken
şunları söyledi: ‘Arkadaşım Sakuzov’a selam söyle ve Bulgar sosyal-demokratlarının
kayıtsızlığını anlamadığımı bildir; böylesi önemli bir halk hareketini desteklemiyorlar!’”
Gerdzhikov, sosyal-demokratlar meselesini mantıksal sonucuna ulaştırmak yerine, anılarında
konuyu biraz değiştirdi: “Uzun zamandır başka bir konu üzerinde duruyorum ve konuyu
açtığıma göre, şimdi bir şey söyleyeyim: Biz anarşistler, fazlasıyla ahlaki kaygıya sahibiz.
Başkalarının tutumundan tiksindiğimizde, eleştiri ameliyat bıçağıyla kangreni temizlemek
yerine, eşyalarımızı toplayıp gider, kapıyı çarpıp çıkmayı tercih ederiz. Kendi durumumda hâlâ
kendime sorarım: gerçekten doğru mu yaptım, yoksa hata mı ettim?”
Ne demek istediğini açıklamak için Gerdzhikov, Avrupa gezisini oldukça detaylı biçimde
anlatmaya devam eder. Londra’da birçok toplantı yapılmış, ve Gerdzhikov giderek

Makedonların felaketini anlatarak bağış toplamak zorunda kalmaktan öfke ve hayal kırıklığı
duymuştur. Bir akşam oteline bir Japon diplomat gelir. Başta Gerdzhikov onu bir gazeteci
sanmıştır. Japon diplomata özgü resmi nezaket biçimlerini takiben kısa bir selamlaşmadan
sonra diplomat, Makedonların kurtuluş mücadelesi için kendi ve “tüm Japon halkının derin
sempatisini” ifade eder. “Yükselen Güneş Ülkesi” hükümeti adına bu “adil dava” için
desteklerini taahhüt eder ve silahların Gerdzhikov’un belirleyeceği bir limana teslim
edileceğini vaat eder. Diplomatik görüşmede ayrıca mali yardım sözü verilir; toplamda 100.000
İngiliz sterlini de aynı toplantıda sunulmaya hazırdır.[27]
Gerdzhikov, diplomatla yalnızdır. Nezaketle teşekkür eder ama teklifi geri çevirir; önce örgütle
ve o anda bulunmayan yoldaşıyla danışması gerektiğini söyler. Bu “asil jest” karşısında büyük
şaşkınlığını dile getirir ve diplomata sorar: “Çok uzak bir ülkenin hangi ‘yüksek
motivasyonları’ veya üstün devlet çıkarları, halkımın özgürlük mücadelesine böylesine ‘nazik’
bir destek teklifini motive edebilir?” Gerdzhikov, “devrim” ve “özgürlük” kelimelerini
vurgular. Japon diplomat, Makedonlar için sempatisini bir kez daha vurgular ve örgütün diğer
temsilcisinin de rızasını aldığını ekler. Gerdzhikov bu noktada gülümseyerek der: “Japonlar ne
cömert! Oysa Sarafov, İngilizlerden en küçük bir iyi niyet bile almak için boşuna çabaladı.
İngilizler, Makedonya kurtarıldığında bekleyin Ohrid Gölü’nde balık tutma hakkı elde
edecekleri garantisi verilerek ancak maddi yardım vermeye ikna edildi.”
Japon diplomatla görüşmeyi anlatırken Gerdzhikov şöyle der: “Orada yalnız olduğum ve
Avrupa gezisi sırasında uzun uzun düşündüm: Neden davamız, halkını yarı tanrı gibi sayan ve
halkını bizim gibi Osmanlılar gibi boyunduruk altında tutan bir monarka sahip bu ülkenin nazik
ilgisinin odağı olmalı?”
“Rus-Japon Savaşı (1904–1905) patlak verdiğinde gizem biraz çözüldü. Japonya,
Balkanlar’daki çatışmaları körükleyip yayarak Rusya’yı dahil etmeyi ve kendi genişleme
planlarını kolaylaştırmayı amaçlamıştı. Japon diplomatın Makedonya ve Trakya halkının
kahramanlığına gösterdiği ‘hayranlık’, yalnızca bir mazeret olup, gerçek anlam taşımıyordu.
Her devlet, emperyalist hesaplarını yapar ve kan, acı ve insanların yıkılmış hayatlarına
kayıtsızdır.”
Daha sonra Gerdzhikov, samimi anılarında İtalya gezisini ele alır. Orada, diğer yerlerde olduğu
gibi toplantılar yapar, görüşmelerde bulunur, basın toplantıları düzenler ve açıklamalarda
bulunur. Tüm İtalyan basını ziyaretini haber yaptı. Bir sosyalist gazete, ameliyat sonucu
oluşmuş göz kusurundan ötürü Gerdzhikov’un Makedonya halkının trajedisini anlatırken
gözyaşlarının aktığını detaylı biçimde anlattı. Aynı gazete, bu seçkin devrimcilerin, başka türlü
yalnızca soyluların kalabildiği pahalı otellerde oturduğunu belirtmekten çekinmedi.
“Gazeteleri okuduğumda,” Gerdzhikov öfkeyle belirtir, “öfkem patladı. Bu artık bardağı
taşıran son damlaydı. Sosyalist gazeteci haklıydı pahalı otellerde bulunmak bize mi düşerdi?!
Sarafov, gezi sırasında mali işlerden sorumluydu. Harcamaları için tek kelime etmemiştim. Her
türlü sözler verdi, değişeceğini söyledi, ama harcamaya devam etti. Bu beni oldukça
sinirlendirdi ve bu kez öfkemin sınırı yoktu. Bir başka tartışma konusu da vardı Sarafov, bazı
bahanelerle genel yetkimi almış, oysa yetkim her zaman benimde olması gereken yetkiyken,
geri vermeyi reddetmişti. Öfkelenip Sarafov’dan meseleyi hemen çözmesini talep ettim.”

Sarafov gizemli toplantılarından döndüğünde Gerdzhikov gazetede çıkan makaleyi gösterip
gök gürültüsü gibi bağırdı: “Kaç kere söyledim size, mütevazı olmak zorundayız! Biz, şu anda
ekmek bulamayan ve Türkler tarafından terörize edilen bir halkı temsil ediyoruz. Ama biz
burada prensler gibi dünyayı dolaşıp büyük devlet adamları gibi davranıyoruz! Peki, senin
gizemlerin ne oluyor? Belgrad’da kraliyet ailesi üyeleriyle toplantı ayarlıyorsun. Viyana’da
kontlarla, davamızın düşmanlarıyla görüşüp beni eski sevgililerle görüşüyormuşum gibi
aldatıyorsun. Londra’da ise yine benim bilgim veya onayım olmadan toplantılar düzenledin.
Küçük skandallarımız oldu ama bağış toplamadık. Kilise’den ve devrimci amacımıza tamamen
yabancı şüpheli kişilerden yardım dilenmek Bütün bunlar ne zaman son bulacak?”
Bu enerjik protestodan etkilenmeyen Sarafov, cebinden yetki belgesini çıkardı, parçaladı ve
sobaya attı. “O yetkiye ihtiyacım yok,” dedi, “Benim çok daha ağır bir yetkim var.”
“Aniden tabancamı çektim,” diye hatırlıyor Gerdzhikov, “onu oracıkta vuracak durumdaydım.
Ama kendime hakim oldum ve nerede olduğumuzu, Batı’daki tepkileri düşündüm O anda
harekete çekilmeye karar verdim Bugüne kadar bunun doğru bir karar olup olmadığını
bilmiyorum. Bana göre bu davranış, saf bir kişisel mesele bir kişisel drama olmaktan çıkarak
anarşistlerin genel sosyal davranışı meselesi haline geldi. Biz böyle olduk, böyleyiz. Aşırı
vicdani kaygıdan muzdarip olduğumuzu hissediyorum.
Uprising bastırıldıktan sonra bile mücadele bitmemişti, umutsuz da değildi. Mücadelede ağır
bedeller ödemiştik ve biz anarşistler eşi benzeri görülmemiş kahramanlık göstermiştik. Gotse
Delchev’in ölümünden sonra, onun en yakın yoldaşı olarak, devrimciler gözünde lekesiz bir
üne sahip en yetkin lider olarak görüldüm. Bana öyle geldi ki, bu nüfuzu, iyi yoldaşların
desteğiyle, dış güçlerle özellikle hareketi engelleyenlerle başa çıkmak ve mücadeleyi başarıyla
sürdürmek için kullanabilirdim.
Ama vicdani kaygılar o acı verici ahlaki kaygılar devam etmemi engelledi. Ben hâlâ her
şeyden önce bir anarşisttim ve lider rolü oynamak fikri bana tiksindirici geliyordu. Üstelik,
davamıza düşman güçlerin elinde birer piyon olduğumuzu kabullenemiyordum. Bu fikir bana
tamamen yabancı değildi Ferdinand’ın hareketimizde ajanları olduğunu biliyordum. Ama her
zaman, onlardan kurtulabileceğimizi ve hareketimizin temiz ve özerk kalacağını ummuştum.
Batı gezisi nihayet gözlerimi açtı. Sarafov’un eylemleri, tüm devrimci çabalarımızın karşısında
ne kadar aciz olduğumuzu gösterdi. Sarafov gibi, zaaflarını bildiğim ama aynı zamanda
kahramanlık, fedakârlık ve davaya bağlılık göstermiş insanların, örgütün yetkilerinden “daha
ağır” yetkilere sahip olacağını asla düşünmezdim Hayal kırıklığım ve tiksinti duygum
dayanılmaz hale geldi. Dış güçlerin elinde birer piyon olmamak için aktif mücadeleden
çekilmeye karar verdim.”
Gerdzhikov sustu; konu hâlâ havada asılıydı. Ben bile ona: “Evet Mike, doğru yaptınız,”
diyebilecek gücü bulamadım. Güç hırsıyla dolu insanların pis entrikaları, sınırsız
dürüstlüğümüzden daha güçlüdür. Bizim kaderimiz, bu şekilde kendimizi feda etmek,
geleceğin tohumu olarak hizmet etmektir. Evet, cömertliğimiz başkaları tarafından istismar
edilecek, öyle oldu ve öyle de olacak. Bizim zaferimiz nihai zaferimiz daha iyi bir geleceğin
filizleneceği tohum olacak. Ve bunu hiç kimse bastıramaz.

Belki de bu anıların kaydedilmesinden yaklaşık bir ay sonra, Gerdzhikov 18 Mart 1947’de
vefat etti Paris Komünü tarihine bağlı hatırlanmaya değer bir tarih.
Alınacak Dersler
Makedonya ve Trakya’daki ulusal kurtuluş mücadelesinin yöntemlerini sunmanın yanı sıra, bu
çalışma aynı zamanda bu devrimci olaylardan çıkarılacak dersleri de ele almaktadır. Genel
anlamda bu dersler, ideoloji ve taktikle ilgili olanlar ile örgütsel/pratik nitelikte olanlar şeklinde
ikiye ayrılabilir. Bu ayrım sayesinde, ideolojinin en temel ve önemli hatlarını çizebilmek
mümkün olur; örgütsel/pratik dersler ise anti-otoriter hareket ve ona yakın faaliyetlerle ilgilidir.
Aziz İlyas Günü ve Transfigurasyon ayaklanmaları, tüm hazırlık ve operasyonlar da dahil
olmak üzere, insan hayatı açısından çok maliyetli olmuştur. Makedonya ve Trakya halkı
özgürlük mücadelesine büyük kaynak ve enerji yatırmış, ancak sonunda büyük acıların kurbanı
olmuştur. Yerel halk tarafından çok şey yapılmış ve Bulgar yoldaşlardan da büyük destek
sağlanmış olmasına rağmen, köleleştirilmiş Bulgar etnik bölgelerinin kurtuluşu hedefi
gerçekleştirilememiştir.
Devrimci mücadele ve yöntemleriyle ilgili çıkarımlar, Balkanlar’daki karmaşık durumu ve
diğer etkenleri göz ardı edersek karamsar olurdu. Devrimci hareketin her türlü olağanüstü
çabasına rağmen, koşullar birleşerek mücadelenin kaderini olumsuz biçimde belirlemiştir.
Makedonya ve Trakya halkının ulusal kurtuluş sorunu günümüze kadar çözülememiştir. Bu
halk artık Türk feodal yönetimi altında yaşamıyor olsa da, bugün bile parçalanmış hâlde;
Bulgaristan, Yunanistan, Eski Yugoslavya Cumhuriyeti (Kuzey Makedonya) ve Türkiye
nüfusunun bir parçasını oluşturmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında gerçekleştirilen suikast girişimleri ve diğer terörist
eylemler doğrudan ulusal kurtuluş amacını taşımıyordu. Amaç, başta Avrupa olmak üzere
uluslararası kamuoyunun Makedonya ve Trakya halkının hâlâ despotik yabancı yönetimi
altında olduğunu fark etmesini sağlamaktı. Bombalama ve sabotaj eylemleri, ayrıca
imparatorlukta boyun eğmiş olan Makedonyalı azınlığın bilinçlenmesini ve kendilerini Bulgar
olarak hatırlayıp özgürlükleri için ayağa kalkmaları gerektiğini hatırlatmayı amaçlıyordu.
Aziz İlyas Günü ve Transfigurasyon ayaklanmaları başarısızlıkla sonuçlandı Makedonya ve
Trakya kurtulamadı fakat çökmekte olan feodal imparatorluğa ölümcül bir darbe indirildi.
Sultan’ın imparatorluğunun temelleri sarsıldı. Genç Türk hareketi kuruldu. İç reformlar
imparatorlukta uygulamaya kondu ve gerçekleştirildi, ancak Bulgar etnik nüfusu için tatmin
edici değildi.
Balkan Savaşı kısa süre sonra başladı ve 1913 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun işgal
altındaki hemen tüm toprakları kurtarıldı. Ancak bu eski Osmanlı toprakları özerk hâle gelmek
yerine, ironik biçimde Balkanlarda barış adına, eski anti-Osmanlı müttefikler arasında savaş
patlak verdi ve bu topraklar Büyük Güçlerin sonsuz rekabeti sonucu parçalanıp ilhak edildi.

Makedonya ve Trakya halkının milliyeti meselesi hâlâ çözülmemiştir. Çözülmediği sürece, bu
sorun daha da ağırlaşacak ve Balkan devletlerinin yeni toprakları ilhak etme tutkusu yüzünden
yeniden bir krize dönüşecektir.
Çok etnikli federal bir çözümün sağlanamamasının başlıca nedeni, Batı devletlerinin Rus etkisi
alanının ister Çarlık ister sonrasında Bolşevik olsun Balkanlar’a doğru genişlemesinden
duyduğu korkudur. Öte yandan Rusya, Akdeniz’e uzanma hedeflerine engel olacağını
düşündüğü için Balkan federasyonunun kurulmasını engellemeyi başarmıştır.
Başka bir deyişle, eski Osmanlı topraklarının ve nüfusunun kaderi, her şeyden önce güç peşinde
koşan devletler tarafından belirlenmiştir. Bu güç arzusu, her devletin ister feodal, monarşist,
cumhuriyetçi; ister kapitalist, ister sosyalist olsun ayırt edici özelliğidir: Devletin varoluşunun
motor gücüdür.
Aynı güç arzusu, Balkanlardaki küçük devletlerin davranışlarını da belirler; bu devletler sadece
birleşmemekle kalmamış, Makedonya ve Trakya topraklarını anlaşmazlık konusu hâline
getirmiştir. Bugün bile, Makedonya ve Trakya halkının politik sorunu çözülmeyi
beklemektedir ve bu sorunun sosyal boyutu çok daha ciddi bir konudur.
Bütün Balkan devletlerinde, nesiller boyunca vatandaşların bilinçlerinde uygun dozda sürekli
olarak milliyetçi zehir pompalanmıştır ve yapay şekilde sürdürülmüştür. Milliyetçilik, her
devletin güç arayışını sürdürmek için etkili bir araç olduğu gibi, din de bu işlevi gören bir diğer
araçtır.
Tarihçiler, ulusal grupların nasıl inşa edildiğini bilmektedir ve Trakya ve Makedonya
nüfusunun ulusal kimliğini kanıtlamak için tarihî bir sapmaya girmek gereksiz olur. Bu
topraklarda yaşayan halkın milliyetini savunmamıza olanak veren çok sayıda oldukça ikna
edici argüman mevcuttur. Makedonya ve Trakya halkı çoğunlukla kendisini Bulgar olarak
görmüş[4], bu durum tarihî gelişimleri boyunca ve özellikle devrimci mücadelelerinde açıkça
ortaya çıkmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru faşistler ve monarşistler devrildikten
sonra, Komintern’in etkisiyle yapay olarak yeni bir “ulus” yaratıldı Makedonya. Bu, halkları
birleştirmeyi amaçlamayan, aksine bölmeyi hedefleyen olumsuz, gerici ve tepkisel bir adımdı.
Yerel halk o dönemde bu fikri reddetti, ancak takip eden yıllarda başlatılan propaganda
kampanyası birkaç yıl içinde etkisini göstermeye başladı ve birçok insan kendini gerçekten
“Makedon” olarak görmeye başladı[28]. Bu, Bulgar tarihindeki tek örnek değildir. Pomaklar
da zorla İslam’a geçmiş etnik Bulgarlar değil midir? Bugün onların kimlik bilinci, kendilerini
Türk olarak görmelerine ya da en azından yabancı bir din uyguladıklarını hissetmelerine yol
açmaktadır.
Makedonya ve Trakya gibi son derece karışık nüfuslu iki coğrafi bölgenin önemli sorununun
siyasi bir çözümü, ancak Balkan halklarının oluşturacağı bir federasyon yoluyla, bu halkların
özerk bölgesel birimler olarak katılımıyla mümkündür.
İdeolojik ve taktik bakış açısından şu soruyu sorabiliriz: Ulusal devrimler ve devrimci ulusal
kurtuluş hareketleri, sosyalist enternasyonalizm, yani sosyal kurtuluş ve sosyal devrim yoluyla
yeniden yapılandırma mücadelesiyle uyumlu mudur?

Pratikte, Bulgar özgürlükçüleri bu soruya tüm çalışmaları boyunca, özellikle Makedonya ve
Trakya’daki devrimci hareketlere aktif katılımlarıyla tartışmasız bir şekilde olumlu yanıt
vermiştir. Bu olumlu yanıt, İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa sömürgelerinde yayılan geniş
ulusal kurtuluş hareketleriyle de doğrulanmış ve kanıtlanmıştır.
Makedonya ve Trakya’nın Osmanlı Türklerinin siyasi egemenliğinden kurtarılması mücadelesi
açıkça sosyalist nitelikteydi. Bunun nedeni, Osmanlı siyasi sisteminin temelinin feodalizm
olmasıydı. Yabancı otoritenin devrilmesi, sadece gayrimüslim etnik grupları köleleştiren
feodal yönetimin sosyal dokusunun yıkılmasına değil, aynı zamanda çoğunluğu Türk olan halk
üzerinde de bir çözülmeye yol açtı.
Bu yabancı egemenlik özelliği, üçüncü dünya olarak adlandırılan sömürge ülkelerde de açıkça
gözlemlenebilir; ulusal bağımsızlık mücadelesi, sosyal kurtuluş mücadelesinden bağımsız
düşünülemez.
Her türlü politik kurtuluşun milliyetçiliğin yeniden canlanmasına yol açabileceği açıktır.
Yabancı kökenli bir sosyal sömürücü, sıklıkla yabancı sermaye ile iş birliği yapan yerli bir
sömürücü tarafından değiştirilir. Bununla birlikte, ulusal kurtuluşla birlikte gelen sosyal
kazanımlar inkar edilemez ve halkın daha büyük kazanımlar için iştahını kabartır. Sonuçta,
daha yüksek bir bilinç düzeyinin uyanışı ve milliyetçi takıntının yol açtığı yanılgıların
aşılmasıyla, radikal bir sosyal yeniden yapılandırma aşaması yani sosyal devrim için zemin
hazırlanır.
Gerçek özgürlüğün yalnızca sosyal devrim ve sosyal kurtuluş ile sağlanabileceğine inansanız
bile, önemli ulusal kurtuluş mücadelelerinden uzak durmak veya onlarla ilgilenmemek, bir
devrimci sosyalist[29] ve enternasyonalist olarak sosyal sorumluluktan kaçmak demektir.
Devrimci sosyalistler, hayatlarını ve faaliyetlerini halklarının ulusal ve sosyal kurtuluş
mücadelesiyle bağladıklarında, sınıf mücadelesine ve toplumun temel bir yeniden
yapılandırılması fikrine hizmet etmiş olurlar.
Bulgar anarşistlerinin Makedonya ve Trakya’daki ulusal kurtuluş mücadelelerine
katılımlarından çıkarılacak bir diğer önemli ders, onların çalışmalarını halk hareketiyle
yakından ilişkilendirmeleridir. Bu mücadeleye çok enerji harcamış ve büyük fedakârlıklar
yapmışlardır, ancak bu potansiyel tam olarak ya da yeterince gerçekleştirilememiştir.
Özgürlükçü fikir, Khristo Botev’in (1849–1876) günlerinden itibaren Bulgarlar arasında kök
salmış ve yüzyıllar boyunca süregelen, özgürlükçü komünizm unsurları içeren gelenekleri
koruyan halkın zihniyetine uygundu.
19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında Bulgaristan’da anarşist düşüncenin gelişimi,
Marksizm’in gerisindeydi. Bu şaşırtıcı değildir; çünkü Bulgar anarşistleri mücadelerini
Makedonya ve Trakya halkının yabancı egemenliğinden kurtarılması için yürütülen devrimci
hareketle çok yakından ilişkilendirmişlerdir. Ayrık, örgütlü bir anarşist hareketin geliştirilmesi
görevi daha sonra öncelik kazanmıştır. Anarşistlerin Bulgaristan’daki sendikal hareketin
yaratılması ve geliştirilmesine büyük katkı sağladıkları da ayrıca belirtilmelidir.

Dosyalar