İbram Çavuş

Çözüm süreci, olup biteni tek cümlede özetleyiveren İbram Çavuş fıkrasını hatırlatıyor.

İbram Çavuş

Barış sürecine dair bu sayfalarda birçok kişi uzun uzun yazılar yazdı. Meseleye nasıl baktığımızı, gidişatın nereye varacağını daha ilk gününde ifade ettik. Yaşananları uzun uzadıya anlatmaya artık gerek yok. Taraflar, Kürt meselesinin çözüm yoluna girdiğini söylüyor. Alan razı veren razı.

Ama yaşanılan süreç bana, olup biteni tek cümlede özetleyiveren İbram Çavuş fıkrasını hatırlattı.

Orta Anadolu’nun bir köyünde, öyle aman aman bir ağırlığı, itibarı olmayan İbrahim Çavuş diye biri varmış. Günün birinde ne olmuşsa olmuş, bu adamı muhtar seçmişler.

Ama köyde tek bir Allah’ın kulu ona “muhtar” diye hitap etmiyormuş. İbram Çavuş aşağı, İbram Çavuş yukarı...

Derken köye ara sıra bir jandarma başçavuşu gelmeye başlamış. Başçavuş, herhalde resmiyet alışkanlığından:

— Muhtarım, şuradan bir tavuk-mavuk, yumurta-mumurta, peynir-meynir, yoğurt-moğurt yok mu? dermiş.

İbram Çavuş, elinden geldiğince başçavuşu ağırlar, ne varsa önüne koyarmış.

Başçavuş da bu ikramı pek sevmiş. Ne zaman yolu köye düşse İbram Çavuş’un kapısını çalar, daha kapıdan:

— Muhtarım! diye seslenirmiş.

Bu böyle bir süre devam etmiş.

Sonunda İbram Çavuş’un karısı dayanamamış:

— Ya İbram Çavuş, bu başçavuş bizim evden çıkmaz oldu. Her geldiğinde yediriyoruz, içiriyoruz. İyi hoş da bizim bu işten ne menfaatimiz var?

İbram Çavuş karısına dönüp gayet sakin:

— Hanım, koca devletin başçavuşu bana “muhtarım” diyor ya... Daha ne olsun?

**** **** **** ****

Elli yıldır doğru dürüst ismiyle hitap edilmeyen, sıfatı “terörist başı” veya “bebek katili” olan Abdullah Öcalan’a, koca Türkiye Cumhuriyeti Devleti “kurucu lider” dedi ya, daha ne olsun!