Savaşın insan kaynağını kurutmak: Militarizme karşı bir direniş pratiği olarak vicdani ret

Savaşın insan kaynağını kurutmak: Militarizme karşı bir direniş pratiği olarak vicdani ret

Bugün dünyanın dört bir yanında, sınırların ardında ve yanı başımızda yükselen savaş tamtamları, kan ve gözyaşından beslenen devasa bir çarkın dönmeye devam ettiğini gösteriyor. Savaşlar; masa başında haritalar çizenlerin, silah tekellerinin sermayesini büyütmek isteyenlerin ve emperyalist çıkarların birer projesi olarak doğar. Ancak bu projelerin hayata geçmesi, üniforma giydirilmiş, eline silah verilmiş ve "düşman" bellediği kişiyi öldürmeye programlanmış bedenler sayesinde mümkündür. 

İşte tam da bu noktada, o çarkı durduracak en güçlü ve somut hamle ortaya çıkar: Savaşın insan kaynağını kurutmak. Vicdani ret, yalnızca bireysel bir "silah tutmama" tercihi değil; bu kanlı aygıtın kalbine yöneltilmiş tarihsel, ahlaki ve politik bir reddediştir.

Dünya tarihinde reddedişin mirası

Vicdani ret, insanlık tarihi kadar eski bir barış talebinin modern çağdaki karşılığıdır. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı'nda işçi sınıfının birbirini boğazlamasına karşı çıkarak siperlere girmeyi reddedenlerden, Vietnam Savaşı'nda savaş makinesinin bir parçası olmayı elinin tersiyle itenlere kadar uzanan köklü bir direniş eksenidir. Bu eksen, devletlerin "öldürme ve şiddet tekeline" karşı anarşist ve antimilitarist bir başkaldırıdır. Devletin, bireyin yaşamı ve bedeni üzerindeki mutlak tahakkümünü reddeden bu tarihsel pratik, insanın insanı katletmesine ortak olmamak, o suça iştirak etmemek üzerine inşa edilmiştir.

Türkiye'de vicdani ret: Sivil ölüm ve bitmeyen yargı kıskacı

Dünyanın pek çok yerinde (özellikle Avrupa Konseyi ülkelerinde) temel bir insan hakkı olarak tanınan ve yasal güvence altına alınan vicdani ret, Türkiye'de ise sistematik bir "sivil ölüm" politikasıyla cezalandırılmaktadır. İnsanları öldürmeyi ve militarist hiyerarşinin bir parçası olmayı reddedenler; karakollarda önlerine sürülen bitmek bilmeyen tutanaklar, katlanarak yüz binlerce liraya ulaşan astronomik idari para cezaları ve nihayetinde özgürlüklerini ellerinden almayı hedefleyen hapis tehdidiyle terbiye edilmek istenmektedir.
Mevcut sistem, cebinde parası olanın "bedelli" adı altında askerlikten ve savaşın yıkıcı gerçekliğinden muaf tutulduğu; yoksul halk çocuklarının ise savaşın yakıtı yapıldığı ikiyüzlü bir mekanizmadır. Bu çarkın içinde yer almayı vicdanen, ahlaken ve politik olarak reddedenler ise devletin yargı ve ekonomik şiddetiyle boğulmaya çalışılmaktadır. Ancak ne kesilen fahiş para cezaları ne de ufukta beliren zindan tehdidi, barışı savunan, yaşamı ölüme tercih eden bir iradeyi kırabilir.

Bugünkü savaş iklimi ve ahlaki sorumluluğumuz

Bugün yürütülen bölgesel ve küresel savaşlara, işgallere ve katliamlara baktığımızda, antimilitarist ve anarşist bir duruş sergilemenin ne kadar hayati olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Egemenlerin yürüttüğü hiçbir savaş, ezilenlerin ve emekçilerin savaşı değildir. Bu savaşlar ancak itaati içselleştirmiş, sorgulamadan namluyu doğrultan insan kaynaklarıyla sürdürülebilir. Militarizm, toplumu kışla nizamına sokarak itaatkar bedenler yaratmayı hedefler.
Savaşın insan kaynağı olmayı reddetmek, savaşın lojistiğini ve şahdamarını kesmektir. Bu bağlamda vicdani ret, sistemin dayattığı normlara karşı pasif bir geri çekilme değil, barışın inşası için atılan en aktif ve militan adımdır. Öldürmeyi ve ölmeyi yücelten bir kültüre karşı, yaşatmayı ve özgürleşmeyi savunmaktır.

Militarizmin dayatmalarına karşı durmak, sadece bugünü değil, yarınlarımızı da savunmaktır. Kağıt parçaları, tutanaklar, para cezaları ve hapis tehditleri, savaşın değil barışın safında duran vicdanların karşısında her zaman hükümsüz kalacaktır. Savaş çarkları, biz o çarkın dişlisi olmayı reddettiğimizde duracak. Çünkü barış, ancak savaşın insan kaynağı kurutulduğunda yeşerebilir. Direniş meşrudur, vicdani ret haktır!