Anarşizm ve kara bayrağın tarihçesi
“Bayrağımız neden karadır? Kara, bir reddediş rengidir. Kara bayrak, bütün bayrakların reddidir. İnsan ırkını kendi içinde çatışmaya sürükleyen ve insanlığın birliğini inkâr eden ulus fikrinin reddidir. Kara; bir devlete ya da başka bir devlete bağlılık adına insanlığa karşı işlenen tüm o korkunç suçlara duyulan öfke ve hiddetin hâlidir. Aynı zamanda hükümetlerin iddialarında, ikiyüzlülüklerinde ve ucuz düzenbazlıklarında insan zekâsına yöneltilen hakarete karşı öfke ve hiddettir.” (Howard Ehrlich)
Jason Wehling
1995 yılına gelindiğinde, kara bayrağın anarşizmin bir sembolü olduğu artık yaygın biçimde bilinen bir gerçektir. Ne yazık ki, bu sembolün tam olarak nasıl ortaya çıktığı hâlâ belirsizdir. Bu durum tarihsel ayrıntılara meraklı olanlar için can sıkıcı olabilir, ancak aslında pek de şaşırtıcı değildir.
Anarşizm, her zaman bilinçli olarak geniş ve kimi zaman belirsiz bir politik platformu savunmuştur. Bunun mantıklı bir nedeni vardır; kesin planlar katı dogmalar yaratır ve isyanın yaratıcı ruhunu boğar. Benzer şekilde ve aynı gerekçeyle, anarşistler Sol’daki diğer birçok siyasi grupta görülen “disiplinli” liderliği de reddetmişlerdir. Bunun da mantıklı bir nedeni vardır; otoriteye dayalı liderlik özünde hiyerarşiktir. Anarşistler her türlü durağan yapıdan uzak durduklarına göre, sembollerin ve ikonların öneminden de uzak durmaları mantıklı görünmektedir.
Bu durum anarşist sembollerin kökenlerinin neden belirsiz olduğunu açıklayabilir, ancak gerçek şu ki anarşistler devlete ve sermayeye karşı mücadelelerinde pek çok sembol kullanmışlardır; yalnızca kara bayrak değil, aynı zamanda daire içinde A da bunlara dahildir. Dünyanın dört bir yanında duvarlara ve köprü altlarına daire içinde A’lar spreylenir; punklar bunları ceketlerine işler ve kurumamış betona kazırlar. Kara bayraklar Rusya’da yakın zamanda yeniden ortaya çıkmış ve dünyanın birçok yerinde dalgalanmaya devam etmektedir.
Anarşistler tarafından kara bayrağın kullanımına dair bolca kayıt var. Muhtemelen en ünlüsü, Rus Devrimi sırasında Nestor Mahno’nun partizanlarıdır. Kara bayrak altında, bir düzine orduyu bozguna uğrattı ve Ukrayna’nın geniş bir bölümünü birkaç yıl boyunca merkezi güçlerden kurtardı. Daha yakın dönemlerde, Parisli öğrenciler 1968’deki büyük genel grev sırasında kara (ve kızıl) bayraklar taşımışlardır.
Anarşist tarihte kara bayrak
Ancak anarşistlerin kara bayrağı bunun çok daha öncesine dayanır. İlk kullanımın tam olarak ne zaman olduğu bilinmemektedir. Bu onurun, 1871 Paris Komünü’nün ünlü katılımcısı Louise Michel’e ait olduğu düşünülür. Anarşist tarihçi George Woodcock’a göre, Michel 9 Mart 1883’te Paris’teki işsizler gösterisinde kara bayrağı dalgalandırmıştır. Michel’in başını çektiği 500 kişilik grup “ekmek, iş ya da kurşun!” sloganları eşliğinde üç fırını yağmalamış ve daha sonra polis tarafından tutuklanmıştır.
Çok geçmeden, kara renk sembol olarak Amerika’ya da ulaştı. Paul Avrich, 27 Kasım 1884’te Chicago’daki bir anarşist gösteride kara bayrağın dalgalandığını kaydeder. Avrich’e göre Haymarket şehitlerinden August Spies, “[kara bayrağın] Amerikan topraklarında ilk kez açıldığını” belirtmiştir.
Daha kasvetli bir not ise, 13 Şubat 1921 Sovyet Rusya’da kara bayrakların dalgalandığı günlerin sonu olması. O gün, Moskova’da Peter Kropotkin’in cenaze töreni düzenlendi. Kilometrelerce uzanan bir kortejde insanlar “otoritenin olduğu yerde özgürlük yoktur” yazılı kara bayraklar taşıdılar (Avrich). Kara bayrakların Rusya’da görünmesi ise 1905’te kurulan Chernoe Znamia (kara bayrak) hareketine kadar uzanır. Kropotkin’in cenazesinden yalnızca iki hafta sonra Kronstadt isyanı patlak vermiş ve anarşizm Sovyet Rusya’dan tamamen silinmiştir.
Yukarıdaki olaylar oldukça iyi bilinse de kara bayrağın kesin kökeni hâlâ belirsizdir. Bilinen şey, 1880’lerin başında birçok anarşist grubun “kara” ile ilişkili isimler benimsemesidir.
1881 Temmuz’unda Kara Enternasyonal Londra’da toplandı. Bu, yakın zamanda dağılmış olan Birinci Enternasyonal’in anarşist kanadını yeniden örgütleme girişimiydi. Benzer şekilde Fransa’da Kara Grup (1882) ve İspanya’nın Endülüs bölgesinde Mano Negra (Kara El) (1883) vardı. Bu tarihler hemen Louise Michel’in gösterisini (1883) ve Chicago’daki kara bayrakları (1884) takip eder.
Bu dönemi (1880’lerin başları) kara bayrağın doğuşu olarak güçlendiren bir diğer veri de kısa ömürlü Fransız anarşist yayını “Le Drapeau Noir”dır (Kara Bayrak). Roderick Kedward’a göre bu anarşist gazete 1882 Ekim’inden önce birkaç yıl boyunca mevcuttu; o tarihte Lyon’daki bir kafeye bomba atılmıştı. Aynı teoriyi destekleyen Avrich, 1884’te kara bayrağın “yeni anarşist amblem” olduğunu belirtir. Murray Bookchin de 1870 Haziran’ındaki İspanyol anarşist hareketinden bahsederken “ilerleyen yıllarda anarşistlerin kara bayrağı benimsediğini” aktarır. O dönemde anarşistler yaygın biçimde kızıl bayrak kullanıyordu. Görünen o ki kara bayrak ile anarşizm arasındaki bağ, büyük olasılıkla (her ne kadar kesin olmasa da) bu dönemde şekillenmiştir.
Neden kara renk?
Bağın ne zaman kurulduğunu bulmak, neden kara rengin seçildiğini bulmaktan daha kolay görünmektedir. Chicago’nun “Alarm” gazetesi –yani kaynağın kendisi– kara bayrağı “açlığın, sefaletin ve ölümün korkunç sembolü” olarak tanımlamıştır (Avrich). Bookchin ise kara bayrağın “işçilerin sefaleti ile onların öfke ve acılarının ifadesi” olduğunu ileri sürer.
Bu doğrultuda Albert Meltzer, kara bayrak ile işçi sınıfı isyanı arasındaki bağın 1831’de Rheims (Fransa) kentindeki işsizlik gösterisinde (“iş ya da ölüm”) sloganıyla ortaya çıktığını savunur. Ona göre 1883’te Michel’in eylemi bu ilişkiyi sağlamlaştırmıştır. Ancak başka açıklamalar da mümkündür.
Kara çok güçlü bir renk –hatta bir anlamda “anti-renk”tir. 1880’ler, yoğun anarşist faaliyetin yaşandığı yıllardı. Kara Enternasyonal, anarşist platform olarak “doğrudan eylemle propaganda” fikrini ortaya attı. Tarihsel olarak kara, özellikle kurumuş kanı simgelediği için kanla ilişkilendirilmiştir –tıpkı kızıl bayrak gibi. Dolayısıyla hem işçi sınıfı isyanıyla ilişkili hem de dönemin nihilizmini sembolize eder.
Korsanlar ve anarşi
Kara bayrak ile korsanlar arasında da ilginç bir bağlantı var. Onaylanmamış bir rapora göre Louise Michel, 1871 Paris Komünü sırasında kadın taburunu yönetirken kuru kafa ve çapraz kemik sembolünü kullanmış olabilir. Ancak ilişki daha da geriye gidebilir.
Korsanlar isyancı, özgür ruhlu ve çoğu zaman acımasız kişiler olarak görülürdü. Her ne kadar çeşitlilik gösterseler de birçok korsan gemisinde kaptan seçilirdi. Bazı durumlarda kaptan erkek bile değildi; bu o dönemde olağan dışı bir durumdu. Kaptan “anında görevden alınabilir”di ve bir korsan gemisindeki yaşam, Britanya, Amerikan veya Fransız donanmalarındaki yaşamdan –bir ticaret gemisini saymıyorum bile– çok daha demokratikti.
Korsanlar için kara bayrak ölümün sembolüydü; siyah zemin üzerine kuru kafa ve çapraz kemik bunun göstergesiydi. Bu bayrak “teslim ol ya da öl!” anlamına geliyordu. Amaçları, kurbanlarını savaşmaya gerek kalmadan teslim olmaya zorlamaktı. Bu, Cengiz Han’ın ordularının kullandığı yöntemle benzerlik gösterir.
Başka birçok kişi de kara bayrağı “teslim ol ya da öl!” işareti olarak benimsemiştir. Amerikan İç Savaşı sırasında Konfederasyon subayı Quantrill bu bayrağın altında savaşmıştır. Rakiplerine merhamet göstermediği biliniyordu ve karşılığında da merhamet beklemiyordu. Meksikalı General Santa Anna da ünlü bir kara bayrak kullanıcısıydı; Alamo’da bile bu bayrağı dalgalandırdığı bilinir. Kara bayrağın yanında borazanlarına “Deguello” adlı bir parçayı çaldırırdı; bu parça “herkes öldürülecek, kimse esir alınmayacaktır” anlamına gelirdi.
Cengiz Han, Quantrill ve Santa Anna’nın anarşizmle hiçbir ilgisi yoktur -fakat korsanlar daha karmaşık bir örnektir. Onlar bir devletin yasalarına bağlı olmayan isyancılar olarak görülürdü. Kendi aralarında yalnızca doğaçlama kurallara bağlıydılar. Bilinçli olarak anarşist değillerdi ve çoğu zaman barbarca davranıyorlardı. Ancak önemli olan, onların nasıl görüldüğüdür. Sembolleri, isyanın ve kanunsuzluğun ruhunun bir tezahürüydü. Yönetici sınıf tarafından nefret edilen figürlerdi.
Bu bile aç ve işsiz kitlelerin kara bayrağı isyan sembolü olarak benimsemeleri için yeterli olmuş olabilir. Sonuçta bir isyanda kırmızı veya siyah bir kumaş parçası bulmak kolaydı. Ama üzerine karmaşık bir sembol çizmek zaman alırdı. Bu nedenle, isyanda doğaçlama olarak yükseltilen bir bayrağın tek renk olması çok doğaldı. Dolayısıyla kara bayrak, üzerinde kuru kafa ve kemikler olmaksızın dalgalanıyordu; çünkü isyan için pratik bir çözümdü.
Bu konuda Howard Ehrlich’in Reinventing Anarchy adlı kitabında uzun bir pasaj vardır; alıntılamaya değerdir:
“Neden bayrağımız kara?
Kara bir reddediş tonudur. Kara bayrak tüm bayrakların reddidir. İnsan ırkını kendine karşı çeviren ve insanlığın birliğini inkâr eden ulus kavramının reddidir. Kara, devletlere bağlılık adına işlenen tüm insanlık suçlarına karşı öfkenin ve kızgınlığın ifadesidir. Hükümetlerin sahte vaatleri, ikiyüzlülükleri ve ucuz hileleri karşısında insan aklına hakarettir.
Kara aynı zamanda yas rengidir; ulusu reddeden kara bayrak aynı zamanda onun kurbanlarının –savaşlarda ve baskılarda öldürülen milyonların- yasıdır. Emeği çalınanların (vergilendirilenlerin) başka insanların baskı ve katledilmesi için çalışmak zorunda bırakılmasının yasıdır. Sadece bedenin değil, otoriter ve hiyerarşik sistemler altında ruhun sakatlanmasının yasıdır; dünyayı aydınlatma şansı bulamadan sönen milyonlarca beyin hücresinin yasını tutar. Bu, teselli kabul etmeyen bir keder rengidir.
Ama kara aynı zamanda güzeldir. Kararlılığın, direncin, gücün rengidir; diğer tüm renkleri belirginleştiren ve tanımlayan bir renktir. Kara gizemli bir çerçevedir; filizlenmenin, bereketin, yeni yaşamın karanlıkta geliştiği ortamdır. Toprağa gömülü tohum, spermin yolculuğu, rahimdeki embriyonun gizli büyümesi –tüm bunları kara çevreler ve korur.
Dolayısıyla kara hem reddediştir, hem öfke hem hüzün hem güzellik hem umut hem de yeni yaşamı ve ilişkileri besleyen bir renktir. Kara bayrak bütün bunları ifade eder. Onu taşımaktan gurur duyarız; taşımak zorunda olduğumuz için üzülürüz; ve bir gün böyle bir sembole ihtiyaç kalmayacağı günü sabırsızlıkla bekleriz.”
Ve daire içinde A
Anarşist sembol olarak daire içinde A'nın tarihsel izini sürmek daha zor. Birçok kişi bunun 1970’lerin punk hareketiyle başladığını düşünse de çok daha eskiye dayanır. 25 Kasım 1956’da Brüksel’de kurulan Anarşist İşçi Birliği (Alliance Ouvrière Anarchiste - AOA), bu sembolü benimsedi. Daha da geriye gidersek, İspanya İç Savaşı üzerine yapılmış bir BBC belgeseli, miğferinin arkasında daire içinde A olan bir anarşist milis üyesini göstermektedir. Bunun dışında daire içinde A’nın kökeni hakkında pek az bilgi var.
Kaynakça
Paul Avrich — The Anarchists in the Russian Revolution, 1973
Paul Avrich — The Haymarket Tragedy, 1984
Murray Bookchin — The Spanish Anarchists: The Heroic Years 1868–1936, 1977
Roderick Kedward — The Anarchists: the men who shocked an era, 1971
Albert Meltzer — The Anarcho-Quiz Book, 1976
George Woodcock — Anarchism: A History of Libertarian Ideas and Movements, 1963
Kaynak: www.spunk.org